Kaldırım Çizgileri
9 Nisan 2019 Öykü

Kaldırım Çizgileri


Twitter'da Paylaş
0

İşinden çıkarken ne konuşacağını kafasında tasarlıyor, yanından geçen tanıdıklara kafa sallıyordu. Metro girişini geride bıraktığında genç kadını karşısına koyup konuşmaya başladı. “Senin hüzünlenme biçimin beni yaşama bağlıyor, bunu kaybetmemek için buraya geldim.” Selamlaşmaları, tokalaşmaları, sarılmaları düşünmeden konuya atlamıştı. Bunu nasıl olsa hallederdi. Ama yine de rahatlamak için sembolik bir karşılaşma hayal etti kadının işyerinde. Az önce kurduğu cümleyi hatırlamaya çalıştı, ona benzer başka bir cümleyle geçiştirdi bu kısmı. Yürüdüğü kaldırım bu kadar geniş olmasaydı birkaç kişiye çarpabilirdi. Bir keresinde, coşkulu bir kalabalığa kültür üzerine uzunca bir konuşma yaptıktan sonra hayranlıkla alkışlandığını hayal ederken bulvarın orta yerinde merdivenlerden yuvarlanırken bulmuştu kendini. O kazadan sonra bir daha dışarıda böylesine hayaller kurmamaya karar vermişti. Gerçek dünyayı biraz olsun bırakırsan anında cezanı keser diye düşünmüştü. Genç kadına konuşma fırsatı vermeden birer birer sıralayacaktı cümlelerini. Fakat cümlelerden önce çözülmesi gereken problemler vardı. Yanına mı yoksa karşısına mı oturacaktı? Yoksa hiç oturmadan ayaküstü mü konuşacaklardı? Ya başkaları da olursa?

Yanakları soğuktan ateşlenmişti, kapıdan girer girmez kıpkırmızı olacaklarını biliyordu. Kırmızı yanaklarla duygusal bir konuşma yapması kendisini bile güldürürdü.

Binadan içeri girdi. Ya iki kat merdiveni çıkacak ya da demir kapılı asansörü kullanacaktı. İkincisini seçti, içinde ayna vardı. Yanaklarında çok az bir kırmızılık vardı.

Genç kadını aradı, çalmaya devam ederken göründü kapıda. Hafif bir gülümsemeyle sarıldı, “Yanakların kızarmış, soğuk mu dışarısı?” dedi. Yangın merdiveni çıkışına doğru ilerlediler.

Adam yangın merdivenin altındaki geniş balkona doğru inerken bir anda banklardan birinde, genç kadının yanında oturmuş halde buldu kendini. İkisi de birer sigara yakmıştı bile. Demek ki yan yana oturarak yapacaktı konuşmasını. Bir yerden başlamak gerekir diye giriş cümlesini düşünürken genç kadının sesiyle irkildi. “Ders başlayacak birazdan.” Yüzünü genç kadına çevirdi, bir süre seyretti. Kadın ondan yine kötü bir konuşma bekliyordu. Anlatmaya başladı.

“Her şey nasıl başladı diye sormadın hiç. Ben de düşünmedim zaten, buraya gelirken aklıma geldi. Nasıl söylesem? Senin hüznün bana geçsin istedim. Bunu bilerek istemedim, öylesi daha şairane olurdu. İstediğim şeyin bu olduğunu şimdi anlıyorum, yani az önce anladım. Belki aradan uzun zaman geçti. Sen defalarca değiştiğini söyledin, fark etmiş olmalısın ki ben de aynı kalmadım. Değişerek birbirimizi yakalayamayız biliyorum. Birimizin durup diğerini beklemesi gerekir.”

Adam arayı biraz uzatınca kadının etkilenmediğini fark etti. Devam etti.

“Demek istediğim değişim peşimi bırakmıyor, senin anlatacağın en ufak bir hikayeyi dinlemek, seninle beraber üzülmek istiyorum İzmir’deki mahallenizde başka bir kadınla çıplak şekilde ölen komşunuz Mustafa’ya. Karısından çok Mustafa amcaya üzülmek istiyorum tıpkı senin gibi. Anlattığın her şeyin içinde kayboluyorsun ya da anlattığın şey oluyorsun. Yani nasıl anlatsam, bir şeyler anlatırken gözlerimin önünde yok oluyorsun. Seni oralarda bir yerlerde aramak istiyorum. Tek istediğim bana okuduğun bir kitaptan, dinlediğin bir şarkıdan, tanık olduğun bir olaydan ya da sıradan bir hikayeden bahsetmen. Arada bir de olsa bunu yapabiliriz sanıyorum.”

Genç kadın sigarasını söndürdü, bir sigaranın söndürülmesi ötekine davetti. Adam da sigarasını söndürdü. Veda vakti gelmiş olmalıydı.

Adamın aklında veda varken kısa görüşme uzadı. Üçünü kata, kafeteryaya çıkmışlardı. Kadının önünde çay adamın önünde kahve vardı. Genellikle tersi olurdu. Adam az önce iyi bir konuşma yaptım diye düşünüyordu. Ama söyleyecek bir şeyi de kalmamıştı. Kahvesinin soğumasını bekledi. Kadın uzaklara, pencere dışındaki şehre bakıyordu. Sonra yüzünü adama döndü ve kendi hikayesini, karşısındaki adamdan bağımsız hayatını anlatmaya başladı. Değişim devam ediyordu, yakalamak imkânsızdı artık. En son görüştükleri günden sonra hayatında hiçbir şey güzel gitmemişti. Kazandığı para yeni kurduğu evine yetmediği gibi başka masraflar da çıkmıştı. İki gün sonra yetiştirmesi gereken bir çeviri vardı. Üstelik olması gerekenden çok az paraya anlaşmıştı. İşinden nefret ediyordu, hayatının en berbat döneminde olduğundan öylesine emindi ki ilk defa her şeyi bırakıp ailesinin yanına dönmeyi düşünüyordu. Ardından başka sıkıntıları, başka hayal kırıklıklarını sıraladı. Bunları anlatırken kadının gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Adam bunları dinlerken kendi acısını unuttu. Teselli edecek söz bulamadı, söyleyeceği her söz az önce söylediklerinin gölgesinde kalacaktı.

Vedalaşma biraz daha aksadı. Bu sefer yangın merdiveni kapısının hemen dışında, ayakta bir konuşma gerçekleşiyordu. Yan yana, karşı karşıya ve ayakta. Aslında bir konuşma sayılmazdı bu, son sigaralar içiliyordu. Bir plan yapılmadı, önce kadın dinledi, sonra adam. Biri hava soğuk dedi, diğeri bulutlara baktı. Yangın merdiveni üstünde iki farklı sigara yanığı, iki farklı tütün kokusu. Bu sefer diğeri söndü önce.

Şiirsel bir konuşmanın ötesinde şiirsel bir ana tanık olmuştu adam. İşyerinden uzaklaşmaya başladıkça etki azalmıyor aksine kadının söylediği her söz kulaklarında çınlıyordu. Hatta o sırada fark edemediği cümleleri şimdi duyuyor, sanki kaydettiği konuşmayı tekrar tekrar dinliyordu. Kadının üzüntüsü ona geçmişti. Kendine ait böylesine güçlü bir acısı olmadığından emindi.

Günler geçtikçe adamın içini kaplayan acı bedenini kabullenmeyerek yok olmaya başladı. Anlatılanlar bir süre adamın bünyesinde coşkuyla gezindikten sonra kayboldu. Bir kez daha dinleyemezdi onu, en azından bunu kendi isteyemezdi. Ama onu görebilirdi, üstelik kadın fark etmeden.

Takip

1. Gün

Sırtında çantasıyla, kadının işyerine giden bulvarın üzerinde yavaş adımlarla yürüyordu. İşyerinin bulunduğu binaya gelince hızlı adımlarla uzaklaştı, bulvarın öteki ucuna kadar yürüdü. Yürümek iyi gelmişti.

2. Gün

Yolun karşısındaki binanın çıkışına gözlerini dikmiş kapıdan çıkanları izliyordu. Kendisine seçtiği yer hiç görmediği bir semtin otobüs durağıydı. Bir tanesi binadan çıktıktan sonra karşıya geçti, aşağı doğru yürüdü ve adamın arkasından devam eden sıraya girdi. Tam o sırada otobüs yanaştı durağa. Yolun karşısı görünmüyordu artık. Önündekileri takip ederek otobüse doğru yöneldi, ne yapıp edip kurtulmalıydı bu kuyruktan. Birden yolun aşağısında, otobüsün arka tarafında beliren genç kadını fark etti. Önündeki kuyruğu terk edip genç kadını takip etmeye başladı.

Kaldırım üzerinde kahverengi ayakkabıları, siyah palto içinde kayıp bir bedeni takip ediyordu adam. Kararsız adımlar öyle tanıdıktı ki, kaldırım çizgilerine basmamak için kimseye fark ettirmeden gösterdiği çaba karşısında ona yardım etmemek için kendi zor tutuyordu. Yapabilse, kadın başaramadığında adımlarını toplardı kaldırım çizgilerinden. Duyguları yoğunlaşınca fark edilmekten korktu. Takip mesafesi arttıkça genç kadın bir palto, uzun bir saç, iki çift ayakkabı olmaya başladı. Gözden kaybolmaya başladıkça kalabalığa dönüştü kadın.

Onu görmek iyi gelmişti, o acı yeniden beliriverdi bedeninde.

3. Gün

Aynı otobüs durağında, bu sefer kuyruğun biraz dışındaydı. Dün az kalsın kendisini otobüsün içinde bulacaktı. Bu yüzden daha geride bir yer seçti. Binadan çıkanları seyretmeye başlayalı birkaç dakika olmuştu. Bazılarını dünden hatırladı, belki de daha önceki günden. Otobüs, durağa yanaştı, yolcuların tamamını alıp gitti. Biraz erken gelmişti, yeni bir kuyruk uzamaya başladı önünde. Binadan çıkan kadın yolun karşısına geçti, sonra aşağı doğru yürüyerek kuyruğa girdi. Bir ara dönüp adama baktı, kuyrukta olup olmadığını anlamaya çalışıyor gibiydi. Kadının kuyruğa girmesinden hemen sonra yolun karşısında kahverengi ayakkabılar belirdi. Takibe başladı. Çok yaklaşmıştı. Havayı içine çekti. Ağlamak ne güzel olurdu diye düşündü. Ama kendi gözyaşları birkaç damladan başka bir şey olamazdı, sadece onun gözlerinden akana inanabilirdi. Mesafe açıldı. Tekrar cesaret edemedi yaklaşmaya. Genç kadın hızlı adımlarla bulvarın yanından bir sokağa girdi. Takip bu sokakta da devam edecekti ki kadın sokağın başlarındaki bir binadan içeri girdi.

4. Gün

Yine o durağın arkasında bekliyordu. Önce diğerleri çıktı binadan, sonra o kadın çıktı. Yolun karşısına geçti, aşağı yürüdü, adamın önündeki kuyruğa girdi. Kahverengi ayakkabıların sahibinin çıkması da yakındı, bu sefer onu kaldırımda değil de binadan çıkarken yakalamak için gözlerini demir kapıya dikti. Genç kadın yüzünde bir gülümsemeyle çıktı kapıdan. Onu bekleyen adamaydı bu gülümseme. Aşağı doğru yürümeye başladılar. Kahverengi ayakkabılar yoktu kadının ayağında. Palto da yoktu. Saçları sanki daha kısaydı. Genç kadın ve adam beraber yürürlerken önünde bir engelle karşılaştılar. Biri kaldırıma diğeri de yola park etmiş iki araba sadece bir insanın geçebileceği bir boşluk bırakmıştı kaldırımda. Adam önden yürüdü, o boşluğa girdi. Sonra elini arkaya doğru uzattı, genç kadının elini tuttu. Ama ikisi birden geçemedi o boşluktan, kadın elini bırakmak zorunda kaldı. Beraber geçebilseler her şey çok farklı olabilirdi onlar için.

Otobüs geldi, görüntüyü kapatmak istercesine yanaştı kaldırıma. Kuyruk otobüsün ön kapısına doğru ilerledi. Pencereler insan yüzleriyle doldu. Otobüs duraktan ayrıldığında karşı kaldırımdaki çiftten hiçbir şey kalmadı geriye. Tersi istikamete gitmek gerekirdi. İlk adımını attığı anda karşısında duraktaki kadını gördü. Kadın ona bakıp gülümsüyordu. Otobüse binmemiş, bir süredir adamı izliyordu.

Gördükleri ilk kafeye oturup iki çay söylediler. Tanışmayı isteyen tarafın omzundaydı bütün yük. Bütün soruları o sormalıydı. Kadın otobüse neden binmediğini anlatmıştı yolda. Bir süredir onu durakta görüyor, otobüste onunla tanışmayı umuyordu. Ama adam her seferinde otobüse binmek yerine olduğu yerde bekliyordu. Ne berbat bir hikaye diye düşündü adam. Niye beklediğini anlatsa mıydı? Kadının heyecanlı bakışları karşılık bulmuyor, adam başka tarafa bakıyordu.

Biraz daha takip edebilse ne iyi olurdu. Başkasının adımlarında yeniden doğacaktı. Saklanmak için bir ağaç tutacaktı yedekte, ya da iri bir adam. Oysa şimdi başka kaldırımlar üzerinde yürüyor, tanıdık merdivenler beliriyordu kaldırımın bittiği yerde. Yanından geçtiği yaşlı adamın onu tanımayışından anladı eve yaklaştığını.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR