Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Aralık 2023

Edebiyat

Ursula K. Le Guin: "İşin ne kadar zor olduğu umurumda bile değil."

Choire Sicha

Paylaş

1

2


İnsanın yirmili yaşlarının sonuna kadar iyi bir düzyazı anlatısı oluşturabileceğini düşünmüyorum. Yazmak ağır ağır gelişen sanattır.

Ursula K. Le Guin’in ilk romanlarının yayımlandığı tarihin üzerinden neredeyse yarım yüz yıl geçti. 1966 yılında yayımlanan bu romanları iki yıl sonra Yerdeniz Büyücüsü hemen ertesindeyse Karanlığın Sol Eli takip etti. 1966’dan itibaren on yıllık süre içerisinde on iki farklı kitaba imza atan Le Guin, büyük ölçüde otuzlu yaşlarının birikimi olan bu kitaplarla Amerika’nın kurmaca anlayışını değiştirdi. Aynı yıl içerisinde hem Hugo hem de Nebula ödüllerini alan nadir yazarlardan olan Le Guin, bir zamanlar Margaret Atwood’un da belirttiği gibi “İnsan doğasının doğası” üzerine yazmanın hüküm süren kraliçesidir.   

Choire Sicha: Sizce herkes yazar olabilir mi? Eskiden bu tür konularda sağlam kanaatlerim olurdu ama sanırım zaman içerisinde hepsini kaybettim.

Ursula K. Le Guin: Evet herkes yazabilir. Kızlarımdan biri devlet üniversitelerinden birinde yazarlık dersi veriyor. Çocuklara önce cümleleri nasıl bir araya getireceklerini ardından o cümlelerle nasıl bir bütün oluşturacaklarını öğretiyor ve böylece çocuklar kendilerini konuşurken olduğu gibi yazarken de ifade edebiliyorlar. Normal zekâ düzeyine sahip olan herkes bunu yapabilir. Fakat herkesin yazar olabileceğini söylemek, herkesin bir sonat besteleyebileceğini söylemek gibi bir şey. Ah, unutun bunu. Bütün sanat dalları başlangıçta yetenek gerektirir. Bu yeteneğin büyüklüğünü bilmiyorum ama olması şart.

Sicha: Mesela insan sadece çalışarak şair olamaz, öyle değil mi?

Le Guin: Hayır, olamazsınız. Fakat bu demek değildir ki, şair olmak emek vermeyi gerektirmez.

uksula k le guin

Sicha: Belki bunu söylemek korkunç ama hakikaten de tatmin edici görünmüyor.

Le Guin: Bana kalırsa ciddi ciddi yazmaktan hoşlanmayan yazarlar var ve onlar adına üzgünüm. Ben seviyorum. İşin ne kadar zor olduğu umurumda bile değil. Yazmamaktansa yazıyor olmayı tercih ederim, hepsi bu.

Sicha: Şairler özel bir sınıf. Sizler yazın dünyasının vahşi midillileri gibisiniz.

Le Guin: Her şeyden önce Amerika’da şairlerin içinde tutunmak zorunda oldukları şiir dünyası çok küçük. Bu başka yerlerde geçerli değil belki ama Amerika’da şiir okuru dikkate değer biçimde az. Alan bir hayli dar, dolayısıyla onlar da etrafta koşuşturuyor ve kendi bölgelerini korumak adına köşelere püskürtüyorlar. Şairler kendi alanlarını korumaya fazlasıyla düşkün olabilirler ve bu çok kötü bir şey; ciddi zaman kaybı.

Sicha: Kendilerinden hoşnut olmalılar ve bahse girerim ki, bu epey zordur.

Le Guin: Üstelik sadece şiir yazarak geçiminizi sağlayamazsınız. Bu sanatsal yazının bütün türleri için geçerli – şiir ya da kurmaca fark etmez. Üstüne üstelik bir de yazdıklarınızı kaç kişinin okuduğunu merak etmeniz gerekir. Yani işin içinde ödül duygusu da olmalı. Şiir söz konusu olduğunda yazdığınız bir şiire bakıp, “En azından doğrusu bu,” diye düşünmekten daha iyi bir ödül olduğunu sanmam.

Sicha: Galibiyet kişiye özel olsa gerek.

Le Guin: Fakat gerçek bu, olabildiğince gerçek.

Sicha: İnternet döneminden önce sabahları evden çıkar, korkunç işinize gider ve ancak geceleri yazardınız. Şimdiyse geçmişte buna imkân bulamayan yeni bir tür profesyonel yazarlar sınıfı oluşuyor. İşin aslı bunu gerçekten faydalı buluyorum, yani parayı ve yazmayı birbirinden ayırmayı.

Le Guin: Öte yandan dokuz-beş mesai gerektiren bir işte çalışıyor ve üstüne bir de ailenizle ilgileniyorsanız yazmaya devam etmeniz gerçekten çok zor. Bu durum uzun süre kadınların aleyhine işledi çünkü genellikle hem dokuz-beş çalışıp hem aileyle ilgilenenler kadınlardı. Sadece tek işle bile meşgul olmak yeterince zorken üç işi birden yapmak mı? Ve aslında yazmak dendiğinde çoğu kadından istenen tam olarak buydu: kendi yaşamını kazanmak, aileyi ve evi geçindirmek ve yazmak.

Sicha: Ve muhtemelen işler çıkmaza girdiğinde ilk vazgeçilen hep yazmak oldu.

Le Guin: Ben bu durumu çok kısa bir süre yaşadım. Üç çocuğum vardı ama kocamla düşündük ki, üç işi iki kişi yapabiliriz. Üniversitelerden birinde profesörlük yapıyordu ve epey ders yükü vardı. O dışarıda çalıştı, ben yazdım ve ikimiz birlikte hem çocuklarla hem evle ilgilendik. Gerçekten güzel bir iş birliğiydi çünkü hem yazıp hem çocukla ilgilenemezsiniz. Her ikisi de tam zamanlı meşguliyetler ve insan ya çocuğunun neler söylediğini dinler ya da yazar. O yüzden çocuklar küçükken hep onlar uyuduktan sonra geceleri yazdım. Kolay değildi ama bilirsiniz, insanın gençken enerjisi çok daha fazla oluyor. Ara sıra dönüp geriye bakıyor ve “Bunu nasıl başarabildik,” diyorum. Ama yaptık işte, bir şekilde başardık.

Sicha: Peki dosyaların durduğu bütün o klasörler, bahsettiğiniz gençlik dönemlerinizden mi kalma?

Le Guin: Evet. Ama sakın benden onları göstermemi istemeyin çünkü onları çöpe atmaya kıyamam.

Sicha: Tamamını saklamış olmanız harika bir şey.

Le Guin: Her şeyi öylesine fırlatıp atmanın gençliğime saygısızlık olacağını düşündüm. O zamanlar deniyordum. Evet iyi değildim ama denemeye devam ettim.

ursula k le guin

Sicha: Belki bunu söylemek kabalık olacak ama eşyalarınızı bir üniversiteye ya da başka bir yere bağışlamayı düşünüyorsanız nelerin insanlara açık olacağı konusunda tercih yapmak isteyebilirsiniz.

Le Guin: Çalışmalarımla ilgili bütün taslaklar, belgeler, özel mektuplar, kısacası kayda değer her şey Oregon Üniversitesi’nde. Ve elbette bunlarla ilgili bazı kısıtlamalar var. Ama gençlik dönemime ait olan şeylerle ne yapacağımı bilmiyorum. Onları alıp yaktığımı hayal edemiyorum bile ki, bu tek alternatif.

Sicha: Bu çok dramatik olurdu.

Le Guin: Kesinlikle. Çok korkunç bir şey olurdu. Bir şeyler zaten yazarları onları yok etmeden evvel kolayca yok olabiliyor. Ama ünlü bir yazarın erken dönem taslaklarını bulup öyle olmamasına rağmen sanki kendisi olsa onu yayımlayacakmış gibi yayımlamalarının korkunç bir şey olduğunu düşünüyorum. Tüm bu Harper Lee meselesi hakkında aklım biraz karışık…

Sicha: Ah evet, gerçekten kulağa tuhaf geliyor.

Le Guin: Ve bu tuhaflık bana burada gerçekten yanlış bir şeyler olduğunu düşündürüyor. Belki de daha sağlıklı düşünebildiği vakitlerde gençliğinden kalan taslakların kitap haline getirilip yayımlanmasını istememişti. Tabii işin aslını bilemeyiz öyle değil mi?

Sicha: Ve yayıncılık endüstrisi de sorgusuz sualsiz yayınlamakta sakınca görmedi.

Le Guin: Çoğu yayıncı bu tür konularda vicdani bir sorumluluk hissetmiyor. Kurumsal yayıncılara gelirsek onların zaten vicdani huzursuzluk denen şeyden haberleri yok. Kazara yüzlerine vursanız bile anlamazlar.

Sicha: Karanlığın Sol Eli nihayet e-kitap olarak yayımlandı ve okurlar bundan epey memnun kaldılar. Bendeyse acı-tatlı bir his yarattı. Umarım herkesi mutlu eden bir anlaşma olmuştur.

Le Guin: Umarım korsanların bir kısmının işine son vermiştir. Etrafta kopuk kopuk, parçalar halinde korkunç metinler dolanıyordu. Hatta içlerinden bazıları safi hilekârlık yapıyor. O yüzden düzgün bir elektronik versiyona sahip olmak her kitap için iyi bir şey. Son birkaç yıldır yeni bir menajerle çalışıyorum ve her şey çok daha rasyonel ilerliyor.

Sicha: İnsanın iyi bir danışmanının olması gerçekten önemli.

Le Guin: Kesinlikle öyle. Bazen kitabını kendi kendine yayımlayanlar adına huzursuzlanmıyorum değil, öyle tavsiyeler alıyor ve bunları uyguluyorlar ki, bu bana çılgınlık gibi geliyor. Umarım çok fazla dolandırılmıyor ve kazıklanmıyorlardır.

Sicha: Kendinizi Oregon’da dünyayla yeterince bağlantılı hissediyor musunuz?

Le Guin: Evet, hem de fazlasıyla. Burası Tierra del Fuego değil neticede. Üstelik Doğu Kıyısı’nın dar görüşlülüğünden çok sıkıldım. Haberlerin hiçbir zaman bu taraf ulaşmadığını ve buradaki inşaların gerçeklerden bihaber olduğunu düşünüyorlar. Doğu Yakası’ndakilerin Batı ve Orta Batı konusunda bu denli cahil olması utanç verici. Güney’i hakir görmelerini saymıyorum bile. O yüzden ara sıra Kuzey Doğu kentleriyle ilgili kırıcı ve iğneleyici şeyler yazdığım oldu – onları şu büyük Doğu banliyöleri haricinde hiçbir şeyin yazılmaya değer olmadığı düşüncesi. Çok kötü. Bununla hiçbir yere varılmaz.

ursula k le guin

Sicha: Kitaplarınızda zaman zaman sanat için edebiyat fikrine dönüyorsunuz ki, bu bana biraz modası geçmiş bir fikir gibi geliyor. Nihayetinde hepimiz paradan ve yazarlığın ticari yönünden bahsetmeye alıştık.

Le Guin: Ve bu tür şeyler için “Nasıl başarılı olunur?” tarzı yüzlerce kitap var. Benim yazmaya başlama şeklimse başarılı olmamak için yüzde yüz başarılı bir yöntem. O yüzden buraya ekleyebileceğim bir şeyler olduğunu hiç sanmıyorum.

Sicha: Yazma zanaatından bahseden çokça insan var ama onların sözleri insanın kulağına düzmece geliyor. Sizin ifade tarzınızsa gayet gerçekçi: önemsediğiniz sürece yazmanın önemli bir şey olduğunu söylüyorsunuz.  

Le Guin: Bugünlerde zanaat kelimesinin, artizan ekmeğin hazır mayayla yapıldığını söylemek gibi komik ve tuhaf bir tınısı var. Zanaat, bir şeyi nasıl iyi yaptığınızdır – herhangi bir şeyi. Aklınıza gelen her şeyi zanaatla ya da beceriyle yapabilirsiniz, hatta beceriniz yoksa da yapabilirsiniz. İngilizce cümleler yazmak büyük ölçüde hem zanaat hem beceri gerektirir. İyi bir İngilizce cümle yazmaksa çok daha fazlasını.

Sicha: Yayıncılık sektöründe insanlar kitaplardan çok kitap teklifleri hakkında konuşma eğiliminde.

Le Guin: Bu konuda neredeyse tanıdığım bütün yazarlardan farklı düşünüyorum. Ben asla bir tasarı satmam. Şu ana kadar bunu hiç yapmadım. Ve menajerlerime de bunu yapmalarını yasakladım. Hiçbir hazırlığım olmadan yazmaya başlar, bitirir, teslim ederim. Menajerliğimi yaparken Virginia Kidd benim adıma üç kitaplık bir anlaşmaya imza attı ve beni bu kitapları yazmaya zorladı. Perişan bir durumdaydım. Onu öyle zor affettim ki. Bir şekilde üstesinden gelebildim ama “Virginia,” dedim, “sakın bir daha benim yazmadığım ve senin görmediğin bir şeyi satma.” Ne demek istediğim gayet açıktı ve o da anladı. Böyle çalıştığımı duyan herkes şaşkına dönüp bana iri iri açtıkları gözlerle bakıyor, sonra da “Peki nasıl başladın,” diye soruyorlar. İtiraf edeyim; bir şeyleri satmadan önce oturdum ve on yıl boyunca yazdım.

Sicha: Yani, bu işler böyle yapılıyor normalde.

Le Guin: Hayatınızı sürdürmenizi sağlayacak başka bir işinizin ya da ekmeğinize fıstık ezmesi sürecek bir eşinizin olması şart.

Sicha: Yirmili yaşlarında olan ve kitabını yayımlatmak isteyen öyle çok insanla karşılaşıyorum ki, kimi zaman kendi kendime, “Umarım,” diyorum, “umarım bunu görecek kadar yaşarsınız.”

Le Guin: İnsanın yirmili yaşlarının sonuna kadar iyi bir düzyazı anlatısı oluşturabileceğini düşünmüyorum. Yazmak ağır ağır gelişen sanattır. Müziğe benzemez mesela. On altı yaşında müthiş bir müzisyen olabilirsiniz ama müthiş bir yazar olamazsınız. Keats’i düşünün, on altı yaşındayken hâlâ ortalıkta dolanıp duruyordu. O ölümsüz şiirleri yazması için yirmili yaşlarının başlarına erişmesi gerekti ancak kaç tane Keats olabilir? İşte bu örnekte yetenek öyle bir zirveye ulaşıyor ki, mucize gibi bir şey. Yazma eylemi söz konusu olduğunda bunu bir zanaata ya da bir çeşit pratiğe bağlıyor ve meslek olarak yazmaktan söz ediyorsanız Keats gibi dâhilerden yola çıkamazsınız.  

Sicha: Çıtayı arşa çıkarıyorlar.

Le Guin: Bunda bir sorun yok. Sadece o noktaya erişemeyeceğinizi anlayın yeter. İyi de ne olmuş yani? Yine de ortaya çok güzel işler çıkarabilirsiniz.

Sicha: Yeterince insan için yer var. 

Le Guin: Doğru. Ve – ücret karşılığı yazmak demek istemiyorum ama – sıradan hikâye anlatıcılığı için de yeterince yer var. Başka bir hikâyeye her zaman yer vardır.  Tıpkı müzikte her zaman başka bir melodiye yer olduğu gibi. Anlatacak hikâyeleriniz varsa bu bunları yetkin bir biçimde aktarabiliyorsanız, ortaya iyi bir iş çıkardığınız sürece onları dinlemek isteyen birileri olacaktır. Hikâyenizi dinlemek isteyen birilerinin olduğuna inanmak, henüz ne yaptığını tam olarak bilmeyen, zanaatını öğrenme aşamasındaki bir yazarın dayanağıdır. Ergenlik çağını atlatıp sonra yıllarca ergen kalmak gibi bir şey.

Sicha: Bugün oturup bir şeyler yazdınız mı?

Le Guin: Hiçbir zaman bu tarz belirgin bir programım olmadı. Üzerinde çalıştığım bir roman olsaydı muhtemelen sabah sekizden akşam ona kadar yazardım çünkü roman bunu gerektirir. Siz de bunu yapmak için oradasınızdır. Ama şu an çok yazdığımı söyleyemem. Öykü yazacağımı sanmam. Roman yazamayacağımın da farkındayım çünkü bir roman yazmaya yetecek fiziksel enerjim yok. Her sabah masa başına oturup yazmıyorum ama ofisimde, bilgisayarın başındayım. Ara sıra hikâyeler geliyor aklıma, şiirse kendi istediği zaman. Bence profesyonel bir yazarın kendiliğinden geliştirdiği donanımın ayrılmaz bir parçası da bu hazır olma hali. Bir yanları her zaman akla gelen yeni fikirleri dinlemeye hazırdır.

Sicha: Karanlığı Sol Eli’nde buna benzer bir şeylerden bahsetmiştiniz. Bir şeyler duyduğunuzu, bir şeyler dinlediğinizi. Aynısını karakterleriniz için de söylüyorsunuz. Geliyorlar ve size neler olduğunu anlatıyorlar.

Sicha: Kastettiğim, yazma pratiğim süresince devam eden bir açıklık ve hazır olma hali. Muhtemelen henüz olmayan bir kitabı yazmaya girişmek istemememin sebebi de bu. Bana göre bu tip tasarılar bütün kapıları kapar. Bir kitabı yazmak zorunda olmak? Mantık bunun neresinde, bu çok tuhaf bir şey değil mi?

Sicha: Maalesef öyle.

Le Guin: Benim için doğru, başka yazarlar için değil. Spektrumun öteki ucundayım.

Sicha: Bazılarımız emir alamaz.

Le Guin: Birlikte çalıştığım editörlerin çoğu makul bir insan olduğumu söyleyecektir. Üstelik onlar emir vermez, iş birliği yaparlar. İyi bir editörden asla “Kes şunu,” lafını duyamazsınız. Bunun yerine, “Yeterince açık değil mi,” diye sorar, siz de, “Hayır, kesinlikle değil,” dersiniz. Bu gidişatı öğrenmek için yeterince vaktim oldu. Yazmaya beş yaşında başladım, şu an seksen beş yaşındayım. Hangi koşullarda daha iyi çalışabildiğimi biliyorum ve bu, profesyonel bir yazar olacaksanız kendinizde farkına varmanız gereken bir şey. Kendinizi asla elinizden gelenin en iyisini yapmanıza engel olacak şekilde köşeye sıkıştırmayın.

Sicha: Kendinize böyle bir nokta bulmak zorundasınız.

Le Guin: Mutlaka olacaktır. Yazarlık, içinde her tür mecra, yayın, yayıncı ve okurun bulunduğu geniş bir alan. Orada illa size uygun bir yer vardır. Sadece sizi ait olmadığınız bir yere sıkıştırmalarına izin vermeyin. Hiçbir şeyi kendiniz için uygun olmayan, dışarıdan dayatılmış belli bir biçimde yapmak zorunda değilsiniz.

Sicha: Yeni bir roman yazmak için enerjiniz olmadığını söylediğinizde, biraz bencilce olacak ama, bu beni üzdü ve etkiledi.

Le Guin: Bu beni de mutlu eden bir şey değil ve dile getirmekten hoşlanmıyorum çünkü iyi giden romanlar yazmak bana kalırsa şu ana kadar yaptığım en iyi işlerden bazıları. Üstelik en tatmin edici olanlar da onlar. Yine de şu an hâlâ yazabildiğim için memnunum.

4 Eylül 2015

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Figen Uğur Dölek

"Fakat herkesin yazar olabileceğini söylemek, herkesin bir sonat besteleyebileceğini söylemek gibi bir şey. Ah, unutun bunu. Bütün sanat dalları başlangıçta yetenek gerektirir. Bu yeteneğin büyüklüğünü bilmiyorum ama olması şart."

23 Aralık 2023

Figen Uğur Dölek

"Fakat herkesin yazar olabileceğini söylemek, herkesin bir sonat besteleyebileceğini söylemek gibi bir şey. Ah, unutun bunu. Bütün sanat dalları başlangıçta yetenek gerektirir. Bu yeteneğin büyüklüğünü bilmiyorum ama olması şart."

23 Aralık 2023

Öne Çıkanlar

Ahmed Arif’i 90. Yaş Gününde Anarken...Şeyhmus Diken
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

7 Şubat 2026

Yoldan Çıkanlar Var Aramızda

Biz yoldan çıkanlar, dünyayı mahvetmekle geçirdiğimiz zamanı keşke onun gerçek sahibi doğayı anlamakla geçirsek.Sosyal medyaya çok karşı değilim. Su akmadı mı, patlama sesi mi duydun X’e bak. Ankara’da neler oluyor instagramda. Yeni filmler ve söyleşiler, atölyeler, sergi..

Devamı..

Kısa Sürede Çok Şey Hissettiren Rotalar

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024