Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Mart 2018

Edebiyat

Kavafis Yüzyılı

Gregory Jusdanis

Paylaş

44

0


Kavafis için şiir, terapi işlevi görmez, hayattaki yaraları sağaltmaz. Aksine, olasılık âlemini temsil eder. Gerçek ve kurgusal olan arasındaki sınırları düşündüğümüz anların içimizdeki yaratma, verili olanı aşma, dönüştürme gücüne inandığımız büyülü anlar olduğuna işaret eder.
Gregory Jusdanis
Hangi yazarla yemeye çıkmak istersin diye sorsalar, İskenderiyeli Yunan şair Konstantinos Kavafis’in* (1863-1933) adını verirdim. Birçok nedenden ötürü onu seçerdim ama en çok da dünyanın en fazla çevrilen şairlerinden biri olduğunu ona söylediğimde vereceği tepkiyi görmek istediğimden. Altısı son birkaç yılda olmak üzere şu anda on beşten fazla İngilizce çevirisi olması bir yana, Yunanistan’dan Ekvador’a kadar birçok ülkeden çok sayıda yazar Kavafis’ten etkilenmiştir. Minör bir dilde yazan bir şairin küresel çapta böylesine bir cazibeye ulaşması aslında hiç de şaşırtıcı değil. İlk bakışta Kavafis dünyayı şiirsel olarak kavrama ihtimali olan son kişi gibi görünür. Periferide kalan bir dilde yazmasının yanı sıra, edebi üretim merkezlerinin de çok uzağında yaşıyordur. Üstelik gençliğinde yayımladıklarını işe yaramaz bularak en iyi şiirlerini kırk yaşından sonra yazmış, külliyatının büyük bir kısmını orta yaşlarında kaleme almıştır. Geç olgunlaşan birinin ilham verici bir örneğidir Kavafis. En önemlisi de, kendinize, ailenize, ülkenize ve coğrafyanıza bakarak bu parçaları bir gelecek mozaiği biçiminde düzene koyduğunuzda ulaşabileceğiniz bir model sunuyor olmasıdır. Peki Kavafis ne türden bir resim sunar bize? Onun okurları, ailesinin kaybettiği toplumsal statüyü Helen medeniyetinin kaderiyle bağdaştırdığını, çünkü toplumsal tabakadaki düşüşün kültürel gücün zayıflamasında yansımasını bulduğunu söyler genelde. Ama Kavafis bu yorumların ötesinde bir şairdir. Antikiteye dönüp baktığında bugünkü dünyanın bir imgesini görmüştür, tarihçilerin onlarca yıl uğraşarak keşfettiği Helen ve Roma imparatorluklarındaki kültürel, etnik, ırksal ve dinsel iç içe geçmişliği daha o zamandan fark etmiştir. Antik imparatorlukların kazanının, Doğu’yu Batı’yla, Kuzey’i Güney’le, Yunanı Yahudiyle, Avrupalıyı Asyalı ve Afrikalıyla kaynaştırmasının bugünkü küreselleşmeye nasıl uygulanabileceğini düşünmüştür. (Öte yandan, modern çağda geçen metinlerinde Araplar yoktur, ki bu durum Avrupalıların İskenderiye’deki Müslümanlara karşı aldığı mesafeyi yansıtır.) Kavafis erotik olana da ses vermiştir, özellikle de bastırılmış homoerotik arzuya. Bir tezgâhtar ve bir müşteri, birbirlerinin gözlerinin içine bakar. Biri dükkâna girerek mendillere bakmak istediğini söyler ama asıl amacı dükkândaki malların altından ellerin birbirine değmesidir. Bununla birlikte, Kavafis’in en büyük ve hâlâ değeri bilinmeyen yönü, sanatın yaşamdaki yerini anlamamızı sağlamasıdır. Şiire olan adanmışlığı, estetik tecrübenin her yerdeliğini görmesini sağlıyordu. Bu bakımdan, modern toplumu semboller, reklamlar, popüler müzik gibi tüketim kültürü ürünlerinin yarıklar açtığı bir yapılanma olarak karakterize eden Alman toplum kuramcısı Georg Simmel’den ayrılır. Jean Baudrillard’ın aksine, toplumun gerçeği ile kopyası arasında pek bir fark olmayan bir simulakrum olduğunu iddia etmez. Jacques Derrida’nın aksine, dünyayı bir metin olarak görmez. Kavafis tam tersine sanatın her yerdeliğine itibar eder, çünkü gerçek ve yaratı arasındaki farkı korumak ister. Gerçek olanı yapma olanla ya da tam tersi, yapma olanı gerçek olanla karıştırmamak için kurgu ve kurgu olmayan arasındaki gerilimin altını çizer. Sanatı yüceltmesi, hayatın dertlerinden ve bayağılığından güzelliğin tatlılığına kaçmasından değil, hayata baktığımızda sanatın hayrete kapılacağımız bir seyir noktası sunuyor olmasından ileri gelir. Kavafis’e göre şiir, dünyaya dikkatle ve sabırla bakmamızı sağlar. Ama aynı zamanda bizi başkalarının hislerini ve eylemlerini tasavvur etmeye sevk ederek dünyayla aramızdaki teorik bakma mesafesini azaltmamızı talep eder. Kavafis külliyatının bir başka şaşırtıcı özelliği de, tam da bu yaratı ile gerçeklik, hayal gücü ile tecrübe edilen dünya arasındaki sınırla ilgilenmesidir. Kavafis’in birçok şiiri, olan ve olabilecek olan, arzuladığımız ve gerçekte karşılaştığımız, olduğumuz ve olabileceğimiz şey arasındaki çizgiye ışık tutar. “Yarım Saat” şiirindeki barda oturup önündeki adama odaklanan konuşmacıyı bir düşünün. Her ne kadar ona dokunamasa da, anlık bir erotik doyumun keyfini çıkardığını itiraf eder. Hayal gücü kuvvetli insanlar, der Kavafis, âdeta elle tutulur bir haz alma yetisine sahiptir. Alkolün büyüsü [thaumaturgy], bu insanlara gerçeği dönüştürme kabiliyeti verir. Bu durumda vuku bulan estetik ayartmanın bizzat farkında olan bardaki adamın eriştiği yakınlaşmada, âdeta fiziksel bir şeyin doğuşuna tanık oluruz. Buradaki mesele sanatın yaşama üstünlüğü, eksiklikleri telafi etme kapasitesi değil, sanatın yaşamın içindeki daimi mevcudiyetidir. Kavafis için şiir, terapi işlevi görmez, hayattaki yaraları sağaltmaz. Aksine, olasılık âlemini temsil eder. Gerçek ve kurgusal olan arasındaki sınırları düşündüğümüz anların içimizdeki yaratma, verili olanı aşma, dönüştürme gücüne inandığımız büyülü anlar olduğuna işaret eder Kavafis. Bir başka deyişle başkalarının nasıl hissettiğini ve düşündüğünü gözümüzde canlandırmaya çalışıp onların zihinlerine girdiğimiz anlar. Kavafis’in “Myris MS 340’ta İskenderiye” adlı dramatik monoloğundaki anlatıcının yapamadığı tam da budur. Pagan anlatıcı, merhum Hıristiyan arkadaşı Myris’in cenazesine gider. Kafa karıştırıcı bir gözlem silsilesinin ardından arkadaşını da, inancını da aslında hiç anlamadığını fark eder. Dostluğun başarısızlığa uğraması, der Kavafis, hayal gücünün başarısızlığa uğramasıdır. Sevmek ve yazmak doğaçlama eylemlerdir, hem yakınlık hem de uzaklıktır, hem söylemek hem de dinlemektir, kurgu ve kurgu olmayan arasındaki, özerklik ve birlik arasındaki çizgiyi algılamaktır. Kavafis, hayal gücü ile tecrübe edilen dünya arasında bir çekişmeden çok, karşılıklı bağımlılık olduğunu görmüştür. Hayat ve sanat arasındaki bu verme-alma ilişkisinin üstünde durması, bir nesneye uzaktan bakarak aradaki mesafeyi kapatmaya çalışan kuşkucu bir tavır takınmasını sağlamıştır. Stephen Greenblatt, Shakespeare’in “varoluşsal algısının kökeninde, muntazam, biçimli ve oturmuş şeylerden ziyade dağınık, zedelenmiş ve çözümlenmemiş şeyleri tercih etmesinin” yattığını öne sürer. “Myris” şiirinin muğlak bir sonu vardır. Arkadaş kaybı, bir yaşam biçimi olarak paganlığın yaklaşan kaybıyla daha da korkunç bir hale gelir. Estetik tutumu, hayat ile edebiyat arasında olan görünürdeki tutarlılığı sekteye uğratmaya yöneltmiştir Kavafis’i. Şiir, sığınacağı bir liman işlevi görmekten ziyade, dünyayı kurgusal ile gerçek arasında bir gerilim olarak anlamasını olanaklı kılmıştır. Ve bu gerilimde hem toplumsal eleştirinin hem de başkalarıyla duygudaşlık kurmanın imkânlarını görmüştür.

İngilizceden çeviren: Oğuz Tecimen

* Şairin doğumunun 150., ölümünün 80. yıldönümü nedeniyle 2013 dünyada Kavafis Yılı olarak kutlanmıştı.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Puantiyeler Kraliçesi Yayoi Kusama’nın..T. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cihan Çakan

12 Mart 2025

Aysuda, Bir Su Perisinin Masalı

Hava o akşam da sisliydi. Şimdi kış, her yer karla kaplı. O zaman aylardan hazirandı, kız kardeşim Aysuda’yla burada, gümüş grisi kumların üstünde yan yanayız. Gölün usul dalgaları bir el gibi ayaklarımıza değiyor. “Yüzelim mi,” diyor Aysuda. “Bu saatte mi,” diyorum. “..

Devamı..

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Çetin Devran

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024