Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Ağustos 2022

Edebiyat

Kemal Tahir: Kederli bir Romancı

Okan Çil

Paylaş

0

0


Edebiyatımızın önemli romancılarından biri olan Kemal Tahir 1910’da, İstanbul’da doğar. Asıl adı İsmail Kemalettin’dir, ama bu ismi pek kullanmaz. Babası Tahir Bey vaktiyle subaylık yapmış, saraya girdikten sonra da II. Abdülhamid’in yaverliğiyle, sarayın özel marangozluğuna getirilmiştir. Annesi Hubser’se, II. Abdülhamid’in kızlarından Naile Sultan’ın hizmetçilerinden biridir.

Hem anne hem baba tarafından saraylı oldukları için II. Abdülhamid günün birinde onlara Vezneciler’de bulunan bir ev hediye eder. Kemal Tahir’in doğduğu ev işte burasıdır. Ancak bir süre sonra patlayıveren 31 Mart Vakası bütün dengeleri değiştirip II. Abdülhamid’i tahtından edince Tahir Bey de bundan nasibini alır. Önce işinden olur, ardından kendisine hediye edilen eve el konmak istenir. Tahir Bey’se bir şekilde para bulup evin bedelini ödeyerek yakayı kurtarır.

Kemal Tahir çocukluğunu böyle bir karışıklıkta, I. Dünya Savaşı’yla İstanbul’un işgal yıllarında geçirir. Babasının işi dolayısıyla Aydın, Nazilli, Burdur, İstanbul arasında sürekli seyahat eder, bu yüzden de okulu parça parça bitirmek zorunda kalır. Ancak gezip gördüğü yerlerde karşılaştığı şeyler genelde aynıdır; müthiş bir yoksulluk ve her şeye rağmen işgale karşı oluşan bir nefret… Mustafa Kemal’in önderlik ettiği direnişse insanlar için bir umut olur, hemen herkes onlara gizlice yardım eder. Bir iddiaya göre Kemal Tahir de “bazı yerlere” haber taşıyarak bu direnişe destek veren çocuklardan biridir.

Direniş galip gelip Cumhuriyet ilan edildikten sonra Kemal Tahir Galatasaray Lisesi’nde okumaya başlar. Şiire olan ilgisi de bu yıllarda artar. En sevdiği şair Ahmet Haşim’dir, ilk şiir denemelerini ister istemez onu taklit ederek yazar. Yine bu yıllarda çeşitli konular üzerine kaleme aldığı düzyazılar da vardır, fakat gönlüne şiir sevdası daha erken düştüğünden şair olmayı kafasına koyar.

Annesini 1926’da kaybedince okulu 16 yaşında bırakmak zorunda kalır. Para kazanması gerektiği için bir daha da geri dönemez. İlk işi avukat kâtipliğidir. Sonra Zonguldak’a ambar memuru olarak gider, ama iş hayatına alışmakta zorlanır. Bir zaman sonra gerisin geri İstanbul’a döndüğünde işi hepten koyuverir. Böylece Şehzadebaşı’ndaki kahvehanelerde yatmaya, yarı aç yarı tok bir halde işsiz bir hayat sürmeye başlar.

Bu döngü askere gidene dek sürer. 1932’de terhis olduktan sonra tanıdıkları vasıtasıyla bir başka avukatın yanında kâtipliğe girer. Bu onun kendini toparlamasına yardım eder. Önce kılığını kıyafetini düzeltir, kendine bir pansiyon odası tutar, sonra Beyoğlu âlemlerinin tanıdık yüzlerinden biri haline gelir.

Sokaklardan Gazeteciliğe

Bir yandan çalışıp bir yandan şiir yazmaya devam ederken aynı yıl Babıali’den içeri girer, böylece gazetecilik hayatına ilk adımını atar. Bunda yazma yeteneğinin olduğu kadar, Galatasaray Lisesi’nde öğrendiği Fransızcanın da büyük katkısı vardır.

Kemal Tahir’in ilk şiirlerini yayınladığı ve şair olma sevdasının iyiden iyiye arttığı bu yıllarda onu hem edebi hem de siyasal olarak değiştirecek üç insan vardır. Bunların ilki aynı pansiyonda kaldığı TKP Genel Sekreteri Mustafa Börklüce, namıdiğer Sarı Mustafa, yine sol camianın önde gelen isimlerimden Kerim Sadi ve son olarak da büyük usta Nâzım Hikmet’tir.

O vakte kadar Cumhuriyet devrimlerine bağlı, sıkı bir Kemalist olan Kemal Tahir, sosyalizm düşüncesiyle beraber daha enternasyonal, daha eşit ve özgür bir dünyanın peşine takılmaya başlar. Yazdığı şiirler de konu yönünden buraya doğru evrilir. Tabii şiirlerinde sadece konu bakımından değil, biçimsel olarak da bir değişiklik söz konusudur. Bunun sebebi de şüphesiz ki Nâzım’dır. Hatta bir seferinde Nâzım’ı dinlemeye gittiğinde hissettiklerini şu şekilde anlatır:

“Nâzım, şiirlerini okumaya başladı. Şiirler arasında Güneşi İçenlerin Türküsü de vardı. Biz de o zamanlar şiir yazıyor ya da yazdığımızı sanıyorduk. Yahya Kemal’in etkisi altında idik, yabancı şairlerden Baudlaire ve Verlaine’i seviyorduk. Nâzım’ın gümbür gümbür şiirini duymamızla kan başımıza sıçradı. O kadar sersemlemiştik ki, sokağa çıkınca aklımızda kalan mısraları birbirine ekleyerek şiirleri restore etmeye çalışırken az kalsın tramvayın altında kalıyorduk.”

Kemal Tahir o günden sonra bir sürü şiir yazar yazmasına, ama bir yandan da tuhaf bir rahatsızlık çeker ve nihayetinde şiiri bırakmaya karar verir. İlk eşi Fatma İrfan’a bunu şu şekilde açıklar: “Nâzım Hikmet’i şiirde aşmanın olanağı yok… Belki ulaşmak olur, ama aşmak hayır… Ulaşmak neye yarar… Bir de dar geliyor bana şiir alanı, yetmiyor.”

Sonraki günlerde yine Nâzım’ın teşvikiyle öykü yazmaya başlar Kemal Tahir. Yazdıklarını da pek çok yerde yayınlar ve böylelikle başarılı bir romancı olma yolunda epey mesafe kat eder. Ancak romanlarının kendisini cezaevinden beklediğinden habersizdir.

Cezaevleri ve Romanlar

15 Haziran 1938’de, içlerinde Nâzım’ın da olduğu yedi kişiyle birlikte Bahriye Davası adı altında yargılanıp on altı yıl hapse mahkûm edilir. Suçu da sözümona, kıdemli üstçavuş olan kardeşi Nuri Tahir’e verdiği Sabahattin Ali kitaplarıyla askeri isyana teşvik etmektir.

Kemal Tahir 1938’den 1950’de ilan edilen genel affa kadar cezaevinde kalır. Hatta genel afla beraber esas mahkûmiyeti düştüğü halde, içerideyken yazdığı yazılar sebebiyle açılan komünizm propagandası davalarından aldığı dört ayı da yatar.

İçeride geçirdiği on iki yılda Nâzım Hikmet’ten Aziz Nesin’e pek çok kişiyle yan yan gelir. Bir sürü dost edinir, ama esas olarak Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanır. Çeşitli köy ve kasabalardan gelme o kadar tuhaf insanlar vardır ki içeride, Kemal Tahir onlarla sohbet ettikçe aklına gelen roman fikirlerini not alır durur. On iki yıl sonra dört bin sayfadan fazla notla beraber dışarı çıkınca da hepsini birbiri ardına yazmaya başlar.

Beri yanda bir de yoksulluk vardır tabii. Cezaevinde tek geçim kaynağı kalemi olan Kemal Tahir gazetelere çeşitli aşk ve macera romanları yazmak zorunda kalır. Bu durum özgürlüğüne kavuştuğunda da devam eder. Başta Çağlayan Yayınevi’ndeki Mayk Hammer’ler olmak üzere onlarca roman yazar ve hemen hepsine mahlasla imza atar. Bir iddiaya göre yirmiye yakın mahlası vardır, ancak onu şimdi tanıdığımız isim olan “Kemal Tahir” adını ilk kez Sağırdere adlı romanında (1955) kullanır.

“…Hasılı her ay bir roman yazıp satamazsam, geçinmek imkânsız gibi bir şey. Ne gülünç değil mi şekerim. Amerika’da herhangi bir muharrir senede altı tane küçük hikâye neşrettirebilirse bir senelik ihtiyacını temin edermiş. Ben bunu altı romanla elde etmeye razıyım.”

Kemal Tahir’in kendi ismiyle yayınladığı romanlar “köy romanları, cezaevi romanları ve tarihî romanlar” olarak üç kategoriye ayrılır genelde. Ancak neredeyse her kategori kendi içinde zamansal bir devamlılığa sahiptir. Bu yüzden tarihsel sıralamayı gözeterek okunması tavsiye edilir.

Kemal Tahir romancılıkta büyük bir etki yakaladıktan sonra siyasal olarak da değişmeye başlar. Bilindik Marksist çizgiden ayrılır; Anadolu’nun kendine has, öznel bir durumu bulunduğunu, tarihsel materyalizme uygun evrelerden geçmediğini, bu yüzden de birebir Marksist bir perspektifle çözüme kavuşulamayacağını söyler. Romanlarında da bu farklılığa vurgu yapar. Ayrıca yakın geçmişi, özellikle de Kemalizm ile İttihat ve Terakki’yi eleştiren çatışmalar kurmaktan çekinmez. Böylece birden fazla cephede dövüşmeye başlasa da bildiğinden geri durmaz.

21 Nisan 1973’te, altmış üç yaşında aramızdan ayrılana kadar oldukça üretken bir dönem geçirir. Ardında bıraktığı kitapları onu ölümsüz kıldığı gibi, edebiyatımızdaki üç büyük Kemal’den de biri haline getirir.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ütopya ve Distopya Edebiyatı kitaplarıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

23 Aralık 2025

Şaka

Kundera’nın gittikçe dokunaklı bir hal alan bağlantılarla birbirine geçirdiği ilişkiler, sonrasında daha da durulacaktır…Kendisiyle özdeşleşmiş hale gelen tekniği bu ilk romanında uygularken, Milan Kundera bazen kararsız görünür: Denemeye yaslanan pasajlar hikâyeye soluk aldırırken, ilerleyen ya..

Devamı..

Sophie Hannah ile Hayatındaki Kitaplar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024