Veronique Maciejak’ın, Kendimi Kaybettiğim Yerde Buldum’u, evet, bir kişisel gelişim kitabı. Ancak okura parmak sallayan didaktik öğretilerle, aforizmalarla, baştan sona, ‘-caksınız’, ‘-ceksınız’lı cümlelerle bezeli, okura ‘kutsal yollar’ sunan bir yolculuk kitabı değil.
Fransız yazar Veronique Maciejak, son kitabı Kendimi Kaybettiğim Yerde Buldum’da, kalıplaşmış kişisel gelişim kitaplarının dışına çıkarak okura ‘kutsal yolu’ göstermek yerine onlara satırlar aracılığıyla bir pusula verip, yolu, yönü, etabı kendilerinin bulmasına aracılık ediyor.
Veronique Maciejak ilk kitabını 1985 yılında yazmış. O zaman henüz yedi yaşındaymış ve kitap, Maceiejak’ın aşık olduğu Nicholas karakteri üzerinde şekilleniyormuş. Hatta bu ilk ‘eserini’ resimlemeye bile girişmiş. Ancak enteresan (!) bir şekilde kitap basılmamış! Aradan birkaç yıl geçtikten sonra yazdığı ikinci ‘kitabı’ Mafyanın Çığlığı’na ise büyük bir ‘başarı’ kaydederek arka kapağına kendi fotoğrafını bile koymuş. Bu da maalesef pek ilgi görememiş olacak ki, yazar sayfaları kendine saklamış. Altıncı sınıfa geldiğinde ise Joseph Joffo’nun Bilye Torbası kitabından esinlenerek, ‘1939-1945 Yılları Arasındaki Savaşta Bir Yahudi Ailesinin Hikâyesi’ başlıklı kitabını kaleme almış. Bu ‘eser’ ise sadece Maceiejak’ın tarih öğretmeninin radarında kalmış. Yazar, sonraki otuz yılda tek satır dahi karalamamış. “İstemediğimden değil, cesaret edemediğimden,” diyor Maceiejak bu süreçle ilgili ve devam ediyor: “Aklımda sayısız hikâye olmasına rağmen başarısız olmaktan korktuğumdan, şansımı denemiyordum. Yazmaya başlayacak özgüveni kendimde bulmam için karantina sürecinin kapıma dayanması ve üçüncü kızımın doğumu gerekmişti. Yazacak vaktim var mıydı? Pek yoktu, ama yine de o vakti buldum. İnsan yeter ki istesin, harikalar yaratır.” Veronqiue Maceiejak, Gözde Koca’nın çevirisi, Yan Pasaj Yayınevi etiketiyle yayımlanan Kendimi Kaybettiğim Yerde Buldum’da, bu alıntının sonundaki gibi sorunlarla boğuşan Emma’nın üzerinden bir “kendini bulma yolculuğu” anlatıyor.
Emma, merkezi Seine-et-Marne’ın Fontainebleau ilçesinde bulunan Double MR radyo istasyonunda yayın koordinatörü olarak çalışan otuz yaşında genç bir kadın. Ancak ‘hesapta’ yayın koordinatörü. Normalde altı yıldır çalıştığı radyoda sabah 05.30’la 10.00 arasında iş arkadaşı Benjamin ile günün flaş gelişmelerini sunuyor, stajyer öğrencilerin takibini yapıyor, başka içerikler hazırlıyor, röportajlar yapıyor. Maaşı asgari ücretten 500 Euro fazla ve hala altı yıl önceki sözleşmesiyle işe devam ediyor. Double MR, bölgede çok fazla dinlenen ve reklam geliri de iyi bir radyo olmasına rağmen, cebinde akrep dolaşan yayın yönetmeni ve radyonun sahibi Eric, her ‘medya patronu’nda olduğu gibi çalışanlarına angarya yıkmayı pek seven bir işveren. Emma da şu an için başka seçeneği olmadığından ve biraz da Double MR’ı ‘sevmek zorunda’ oluşundan dolayı bir yere kıpırdayamıyor. İş arkadaşlarına durumdan yakınsa da el mahkum her gün sabahın beşinde mikrofonun başındaki yerini alıyor.
Yalnız bir kadın Emma. Annesi, kardeşi Romain’i doğumda kaybedince Emma’dan iyice uzaklaşmış, onu sevmez olmuş. Bacak kadar yaşında bir veletken ona hep destek çıkan anneannesi Manu da bu dünyadan göçünce hepten tek kalmış Emma. İş dışında vakti kalırsa ekürileri Cecile ve Mimi ile vakit geçiriyor. En son on yıl önce Alex diye bir sevgilisi varmış. Kısaca evden işe, işten eve. Ve en kötüsü de içinde bulunduğu durumu sorgulamak gibi bir niyeti yok. Daha doğrusu böyle bir şey aklından bile geçmiyor. Ta ki kitapları Fransa’da milyonlar satan felsefeci yazar Julien Vascos’la yapacağı bir röportaj için bir araya gelene kadar…
Vascos, yeni yayınlayacağı kitabında okurları için internet üzerinden bir anket yapacak. Dokuzar sorudan oluşan bu ankette her okur için ayrı ayrı sorular sorulacak. Cevaplara göre de kitabın son hali şekillenecek. Bu karizmatik ve bilge yazar, Emma’nın da ankete katılmasını istiyor ve Emma için hayat baştan yazılmaya başlıyor. Ankette bir konu başlığıyla beraber onun yazar tarafından yorumlanışı, yine bu başlığa göre okura yapması önerilen bir aktivite sunuluyor. Örneğin ikinci mail’le gelen ‘Zamanın Akışı’ için şu soruyu soruyor Julien Vascos: “Davranışlarımızı akıp giden dakikaların yönetmesi sizce de acı değil mi?” Devam ediyor: “İdeal olan, “şimdi” ve “burada” kalarak her anın tamamen farkında olmaktır. Hangi yöne gidiyorsunuz? Neyi seviyorsunuz? Ne istiyorsunuz? Aslında kimsiniz?”
E-posta kutusuna düşen bu başlıklarla kendini ilk defa sorguya çekmeye başlayan Emma zamanla bu mail’lerin müptelası oluyor. Onlarla yatıp kalkıyor. Hayatını da bu yönde olumlu olarak değiştirmek için ilk adımlarını atmaya başlıyor. İşini, patronunu, annesiyle olan ilişkisini, yemek yeme alışkanlığına kadar kısaca yaşamında yer tutmuş veya tutan her şeyi sil baştan tekrar gözden geçiriyor. Sonunda ne olduğunu da elbette kitabı henüz okumayanlar için açık kapı olarak bırakıp toparlayalım…
Veronique Maciejak’ın, Kendimi Kaybettiğim Yerde Buldum’u, evet, bir kişisel gelişim kitabı. Ancak okura parmak sallayan didaktik öğretilerle, aforizmalarla, baştan sona, ‘-caksınız’, ‘-ceksınız’lı cümlelerle bezeli, okura ‘kutsal yollar’ sunan bir yolculuk kitabı değil. Yazar Maciejak, okura bir pusula veriyor ve yolu, yönü, etabı bulmayı onlara bırakıyor.






