Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Nisan 2022

Öykü

Kırılgan

Hasan Kaplan

Paylaş

2

0


Sadece düşünüyordu… Kendisini tepeden tırnağa dikenli bir tel gibi sarmalayan ve zihninde amansız bir tahakküm oluşturan çaresizlik hissi tüm zerrelerine yayılmaya başlamıştı. Beynini tıpkı köşeye sıkışmış bir fare gibi kemiren düşünceleri bir türlü sözcüklere dönüşemiyordu. Çünkü bağımlısı olduğu korku her şeyden daha ağır basıyordu. Belki küçük bir kıvılcım –bir ışıma bile değil, sadece varlığını tahayyül edebildiği– küçücük bir kıvılcım olsaydı, “neden?” diye sorabilirdi karşısındakine.

Kaçırılmasının üzerinden on iki saat geçmişti henüz. Bunu, bir zamanlar neşeliymiş gibi görünen solmuş duvar kâğıdının üzerinden sarkan saate bakınca anlamıştı. Dikdörtgen çerçeveli ve bir tarafa doğru hafifçe yamuk duran saat 19.45’i gösteriyordu; tam da sabah işe gitmek için evden çıktığı saattin akşama denk düşen dilimiydi. Memuru olduğu devlet dairesine gitmek için evinden çıkmıştı, her zamanki gibi. Ama bu kez vardığı yer çok farklıydı. Nerenin neresinde olduğunu bilmediği ve içine derin bir kasvet dolduran bu odada açmıştı gözlerini. Evinden çıkar çıkmaz bayıltılmış olduğunu tahmin ediyordu ve başının sol tarafındaki pis ağrı tahminini destekliyordu. Kafasının içinde dolanıp duran tek düşünce de bu değildi; sıradan bir memuru kimin, neden kaçırmış olabileceğini kendine sorup duruyordu. Tüm soruların muhatabı, tam karşısındaki eskimiş deri koltukta oturuyor olmasına rağmen, cevabı kendi düşüncelerinde araması iyiden iyiye sinirlerini bozuyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Sanki tek yumurta ikiziymiş gibi doğumundan beri yanında hissettiği korkusunu bir türlü def edemiyordu…

“Korkak… Aklındaki o sefil düşünceleri o kadar iyi biliyorum ki,” dedi karşısındaki, parıldamaya başlayan gözlerini ona doğru kilitledi. Hırıltılı ses tonuyla odadaki sessizliğe sert bir tokat atmıştı adeta. Kirli sakallarının barındığı soluk ve zayıf yüzünde ise küçümser bir gülümseme belirmişti bu sırada.

Tokadın etkisini atlatan sessizlik tam kendini toparlamaya başlamıştı ki:

“Kimsin sen? Beni neden kaçırdın?” diye sordu. Birkaç damla ter, sinekkaydı traşlı, zayıf yüzünden boynuna doğru süzüldü bu sırada... Aşağılanmak; işte aradığı kıvılcım buydu. Kuytulardaki karanlık odasına gizlenip ipleri eline almış olan korkusunun üzerine yanan hafif bir ışıktı bu. Artık her şey aydınlanmaya başlıyordu. Mermi namludan çıkmıştı.

“Vay vay vay… Biraz şaşırdım doğrusu. Bu iki soruyu art arda sorabileceğini hiç tahmin etmemiştim. Tebrik ederim,” dedi, müstehzi bir ses tonuyla. Ardından ciddi bir tona geçerek devam etti: “Benim kim olduğumu öğrenmenin sana pek bir faydası yok. Ama seni neden kaçırdığıma gelirsek… Seni öldüreceğim.”

“Ne!”

“Ha ha ha… Şaka, şaka. Keşke yüzünün halini görebilseydin… Ama belki de daha önce görmüşsündür kim bilir?”

“Ne saçmalıyorsun sen ya? Beni buraya getirip, bu pis koltuğa bağlamanın amacı nedir? Bak seni uyarıyorum, çok büyük bir hatanın içinde…”

“Kes lan sesini!” diyerek, hınçla araya girdi. Yüzündeki çizgiler, sakalları bile öfke kusuyordu. Çok geçmeden aşağılayıcı bir tavırla devam etti: “Şu korkak fareye bakın hele… Ama kendini aştın, bravo,” dedi ve kısa süreli bir sessizliğin ardından devam etti: “O sıçtığımın devlet dairesinde, senin oturduğun koltukta ben oturuyordum bir zamanlar. Kovulana kadar tabi. Hahaha… Rüşvet aldığım için…”

“Başka ne olmasını bekliyordun ki?”

Beklemediği bu soru karşısında bir süre öylece kala kaldı. Derin bir düşünceye dalmış gibiydi. Sanki hayali birine, konuşmadan bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Tüm bu çaba mimiklerine ve tavırlarına yansıyordu. Birkaç kaş hareketi ve birkaç kas oynaması, gözleri ise yerdeki tozlu halıya sabitlenmişti. Hayali kişi halının desenlerinin arasında bir yerde olmalıydı.

“Evet, başka ne olmasını bekliyordum ki değil mi? Haklısın. Peki sen,” diyerek sertçe kafasını kaldırdı ve mağrur bir tavırla devam etti: “Boğazıma kadar borca batmışken, kiramı ve faturalarımı zar zor öderken; haciz korkusuyla, evden çıkarılma korkusuyla, arkadaşlarım tarafından aşağılanma korkusuyla, o korkusuyla, bu korkusuyla yaşamamı mı bekliyordun? Hayır, hayır ben böyle yaşayamazdım. Bu boktan sistemin içinde, birileri tarafından bana biçilen o sefil rolü oynayamazdım.”

“Bu yaptığın tamamen mağdur safsatası. Evet, belki haklı olduğun noktalar olabilir fakat bunların hiçbiri yaptığın şeyi aklamaz. Üstelik kovulma nedeninin sadece rüşvet almanla alakalı olmadığına neredeyse eminim. Sadece neden bu kadar emin olduğumu bilmiyorum…” dedi ve sağ eliyle çenesini kaşımak istedi, yapamadı. Koltuğa bağlı olduğunu hatırlaması zor olmadı. Bir şekilde bu iplerden kurtulmalıydı…

“Mağdur safsatası demek, hım… Seni çok iyi tanıyorum. O ben dürüstüm ayaklarını çok iyi biliyorum. Sen dürüst falan değilsin. Sen kendini dürüst olduğuna inandırıp, derini daim bir acımasızlıkla yakan bu sahte gerçekliğe umutsuzca ve umarsızca direnmeye çalışan bir zavallısın sadece. Milyarlarcası gibi… Kendini kandırmaya alışmış olman utanç verici. Korkaklığına dürüstlük diyemezsin… Karşı masanda çalışan sarışının gizlice çektiğin masa altı fotoğrafıyla geceleri kendini nasıl tatmin ettiğini biliyorum. Ona, tamamen eril çorbasına dönüşmüş olan o aciz hormonlarınla, seni becermek istiyorum demek istediğini çok iyi biliyorum. Ama diyemezsin. Tıpkı bir aşağılık gibi gizlice bacak arasının fotoğrafını çekersin sadece…”

Karşısında büyük bir istekle atılan bu histerik tiradın şaşkınlığı ve içindeki dehşet verici kabullenmeye rağmen, kendini koltuğa bağlayan ipleri fark ettirmeden çözmeyi başardı. Bir süreliğine gitmiş olan korkusu tekrar gelmişti bu sırada. Ama tam da şimdi onunla yüzleşme zamanıydı. İplerden tamamen kurtulmak üzereyken talihsizce fark edildi. Karşı koltuktaki, olayların başından buyana ceketinin altında duran silahına hızla uzandı. Ama diğeri iplerden çoktan kurtulmuştu ve bir anda ayağa fırlayıp, var gücüyle karşısındaki adamın üzerine atıldı…

Aradan geçen yaklaşık yirmi dakikanın ardından yavaşça gözlerini açtı. Gördüğü ilk şey çenesinin dayalı olduğu tozlu halının desenleriydi. Çevresine dağılmış olan cam parçalarını fark etmesi uzun sürmedi. Kısa süreli şaşkınlık hissi yerini müthiş bir acı hissine bıraktı; kolları, yüzü ve vücudunun bazı bölgeleri amansızca sızlıyordu. Kan içindeydi. Yılgın bir hamleyle sağ kolundan destek alarak doğruldu ve arkasına dönüp olduğu yere oturdu. Hızla genişlemekte olan gözbebeklerini, yaklaşık yirmi dakika önce içinden geçtiği, paramparça olmuş boy aynasının çerçevesine sabitledi…

Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başlamasının üzerinden üç gün geçmişti. Dairesinin kapısını açtı. Sargılı ellerinin arasındaki büyükçe, içi çer çöp ve kırık ayna parçalarıyla dolu olan karton koliyle apartmandan çıktı. Binanın hemen önünde bulunan çöp konteynerine doru gidip, koliyi olduğu gibi içine bıraktı ve evine dönmek üzere oradan uzaklaştı.

Çok geçmeden bir çöp toplayıcı, konteynerin önünde belirmişti bile. Çöpü karıştırdığı sırada karton koli dikkatini çekti. İçindeki kırık ayna parçalarının arasında işe yarar bir şeyler ararken bir kâğıt parçasına rastladı ve alıp, merakla incelemeye başladı. Bunun bir fatura olduğunu çok geçmeden anladı; iki adet boy aynası için kesilmiş bir fatura.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ahmet Ümit Yalnız DeğildirT. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

7 Mart 2025

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Ramazan ayının en özel lezzetlerinden biri olan ramazan şerbeti, Osmanlı mutfağının mirası olan ferahlatıcı ve sağlıklı bir içecektir. Gün boyu susuz kalan vücudun sıvısını dengelemek ve iftar sofralarına lezzet katmak için tercih edilen bu içecek hem besley..

Devamı..

Antalya’nın Meşhur Yemekleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024