Kirli Saçlı Kadın
16 Eylül 2019 Öykü

Kirli Saçlı Kadın


Twitter'da Paylaş
0

Gözlerini açtığında karşısındaydı. Yapayalnız bir gecenin ardından, sızıp kaldığı koltuğun belinde bıraktığı ağrıyla doğruldu. Söylendi kendi kendine, rüyanın etkisindeydi. Sehpada duran ilaçlara göz gezdirdi. Karşısında gülümseyen kadının Azra olduğunun farkına varamadı ilk önce. “Ben geldim.”

Ender, aylardır rüyalarında besleyip büyüttüğü o varlığın iri dudaklarıyla yudumluyordu kahvesini. Azra suskundu, önünde duran kitaplara bakıyordu. Pencereye yöneldi genç adam. Cam buğulanmıştı, titrek elleriyle sildi. Kirli saçlı kadın, balkonda sigara içiyordu. Küllerini savuruyor, bir taraftan da tuhaf mimiklerle yüz ifadesini değiştiriyordu. Azra suçluluk psikolojisiyle Ender’e sarılmak istedi. Ender, pencereden bakmaya devam etti. Azra çekingen bir tavırla kafasını öne eğdi sonra. Ender kahvesini yudumladı. Bardağın kenarlarına dudağıyla her değişinde, biraz daha hissediyordu yabancılaştığını. Neden dudaklarından başlamıştı bu varlık ona sahip olmaya. Oysa küçücüktü onu bulduğunda, düş evreninin içinde gözle görülemeyecek kadar pasifti. Ancak dudakları, evet dudakları belirgindi. Kirli dudaklar…

Genç kadın birkaç cümle kurmaya çalıştı. Ender, uzun saçlarını arkaya attı, gözleri doldu. Titrek elleriyle, dumanı çıkan kahveyi, Azra’nın yüzüne saçtı. Azra şok halinde masadan kalktı ve haykırarak lavaboya koştu. Lavaboda yüzünü soğuk suyla yıkıyor, bir yandan da Ender’e hakaretler ediyordu. Ender, oralı olmadan, bardağı masaya bıraktı. Pencerenin önüne geldi yine. Kirli saçlı kadın içeri girmişti. Dudaklarında kalan kahve aromasını yaladı. Yarım dakika kadar, en sevdiği şarkının sözlerini anımsadı. Azra, üzereni saldırdı aniden. Ender’e tokatlar, tekmeler indiriyordu. Bir taraftan da ağlıyordu. Ender ise gelen darbelerin hiçbirine karşılık vermiyordu. Azra’nın masada duran telefonu çalmaya başladı. Ekranın üzerinde büyük bir dudak temasıyla, “Aşkım” yazıyordu. Telefonu açtı, öfkeliydi hâlâ. “Tamam geliyorum,” diye cevap verdi, gözyaşları içinde çıkıp gitti sonra.

Ender kanepeye uzandı. Uzun uykuları severdi. Uzun uykular, yaşamın çekilmezliğini birazcıkta olsa azaltıyordu. Rüyalar olmasaydı iyiydi. Varlığın kolları, solucanlarla örülmüş saçları, dudakları, siyah bir ciğer gibi derisi. Uykuya daldı.

Gözlerini açtığında kuşun ötüşünü duyuyordu. Bel ağrısıyla doğruldu genç adam. Pencereye yöneldi, kirli saçlı kadın balkondaydı. Azra, tekerlekli sandalyesinin başında dikiliyordu, elinde bir kafes vardı, kafesin içinde kırmızı bir kuş, kuşun ötüşleriyle en sevdiği şarkının sözlerini mırıldandı. Ender, ağlamaya başladı. Elleri morarmıştı. Ellerinde yara izleri vardı. Kuşu avuçlarında sıkıyordu şimdi, kapının zili aralıksız çalmaya başladı. Şişelerin arasından yavaş adımlarla yürüdü. Birkaç şişe devrildi. Saçları gözlerini kapıyordu, geriye attı elleriyle hızlıca.

Kapıyı açtı, Azra elinde kafesle karşısındaydı, yanında tekerlekli sandalyesinde, garip bakışlarla kendisini süzen, kirli saçlı kadın vardı. Terk edildim sanmıştı, ondan intikam alınıyor sanmıştı bunca zaman. Geri dönmüştü sevdiği kadın. Azra, geri dönmüştü işte. Kafesin içinde, o varlık vardı. Bilinçaltı yanıltmıştı Ender’i. Kırmızı kuş hayaldi. Varlıkla göz göze geldi. Dudak biçiminde, siyah ciğerden bir deri, küçük gözler, hırıltılı bir ses…

Masadaydılar. Kafese bakıyordu Ender, boş kafese. Azra çaydanlığı, altlığın üzerine koydu. Çaydanlıkta kendi siluetini gördü genç adam. Ona dönüşmüştü, kabuslarında kendisini bırakmayan o varlığa. Kirli saçlı kadın, Camel paketini, önce Ender’e sonra Azra’ya uzattı, kimse almayınca kendisi bir tane yaktı. Sigaranın külünü savura savura içmeye başladı. Duman, pencereye yöneldi, cam aralığından çıktı ve evinin balkonuna ulaştı. Ender masadan kalktı, Azra bardaklara çay dolduruyordu. Pencereye yağmur damlaları çarpıyordu, rüzgar vardı dışarıda. Camdaki görüntüsüne baktı, tamamen dönüştüğünü onayladı kendi kendine. Kirli saçlı kadın balkondaydı yine. Kadının saçları savruluyordu, tuhaf mimikleri kaybolmuş, donuk ve duygusuz bir ifadeye bürünmüştü yüzü.

Azra, elinde çay bardağıyla yanında belirdi. “Nereye bakıyorsun sen?” Ender’in sesi imalıydı. “Sen daha iyi bilirsin.”

Genç kadın, anlam veremedi bu sözlere. “Ne demek istiyorsun?”

Ender, masaya geri döndü. Kirli saçlı kadın, kendisine gülümsüyordu, bir taraftan da çayını yudumluyordu, kül tablası izmaritlerle dolmuştu. Gecenin karanlığında, sokak lambasının ışığı yüzüne vuruyordu.

Sabah olmuştu. Gün ışığından rahatsız oldu, gözlerini ovuşturdu. Dudaklarını kontrol etti, şişkindi, olduğundan daha büyüktü. Lavaboya yöneldi, Azra elini yüzünü yıkıyordu, göz göze geldiler, yanağında yanık izi vardı genç kadının.

“Yüzüne ne oldu?”

Azra öfkeyle baktı ve masada duran kafesin yanına yöneldi. Kırmızı kuş, enfes tınılarla ötüyordu. Ender kulaklarına gelen sesin, coşkusuna kapıldı bir an, en sevdiği şarkının sözlerini anımsaya çalıştı, unutmuştu, üzüldü bu duruma. Azra, tek bir söz etmeden, kafesi alıp, sokak kapısını sertçe kapatıp çıkıp gitti.

Ender, buzdolabından kahvaltılıkları çıkardı, ocakta duran çaydanlık ve tezgahta duran bardaklar kirliydi. Biraz atıştırdı, akşamdan kalan çayı kaynatıp içti. Pencereye yöneldi, kirli saçlı kadın balkondaydı yine, anlık göz teması kurdular. Azra elinde kafesle belirdi, kadını öptü. Ender’in dudakları sızladı. Azra kafesi, kadının kucağına bıraktı. Kadın elindeki ipi sıkıca balkon demirine bağladı, ucunda ilmik vardı. Kafesteki varlığı çıkartıp, boynunu ilmiğe geçirdiler ve kahkahalarla balkon demirinden sallandırdılar, varlık can çekişiyordu. Ender öfkeyle haykırdı, kulakları çınlıyordu, sesini duyuramadı, pencereyi açmaya çalıştı, elleri titriyordu. Kahkahalar, Ender’i kendinden geçirdi, gözleri karardı, dayanamayıp, cama yumruk attı. Elleri kesiklerle, kan içinde kaldı. Kanepeye doğru yöneldi ve bitmiş tükenmiş vaziyette kendini bulunduğu yere bıraktı. Sehpada duran ilaçlara uzandı, bir süre geçti ve uykuya daldı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR