Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Nisan 2022

Kitap

Kişisel Bir Mesele: Başarısızlık

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Elisabeth Day kendi kişisel hayatından yola çıkarak anlatıyor tepetaklak olma serüvenlerini ki, özellikle “başarısızlığı” kişinin kendisinden yola çıkarak anlatabileceği daha etkili bir alan yok diyebiliriz.

Elizabeth Day bir tarih vererek, “13 Temmuz 2018 tarihinden bu yana her gün başarısızlık üzerine kafa yordum” diye başlıyor anlatmaya. Tarihi net olarak verebiliyorum diyor çünkü “How To Fail (Başarısız Olma Sanatı) adlı podcastimi o gün yayınlamaya başlamıştım.” Başarılardan ziyade başarısızlıkların akılda kalan tarihlerinin olması konuyu algılayışımızın ve bakış açımızın bir tezahürü. Bu bakış açısı, algılayış tüm insanlığı yaşamın zorlu eleğinden geçirse de başarılı olmaksızın yaşayamayacağımız gerçeği ile yetiştiriliyoruz. Bu kadar göreceli bir kavramı (kime göre, neye göre, hangi şartlara göre, hangi standartlar gözetilerek, ne sebepten vb.) şiar edinerek bu kavram odağında yaşamımızı çatmak, temellerini atmak, yani hayatımızı başarı üzerine kurgulama zorunluluğu hissetmek bir ironiden ziyade gerçeğin ta kendisi olarak hücrelerimize siniyor. Vücudumuzdaki neredeyse her bir hücre başarı izini takip ederek oluşup, bu izi takip ederken bulduklarıyla beslenerek büyüyor ve herhangi bir başarısızlık söz konusu olduğunda ilk önce vücudumuz bunu bir başarısız olma sanatı olarak algılayıp hastalanıyor. Başarısızlığın hücresel boyutundan psikolojik boyutuna geçmeksizin bize neler yapabileceğini henüz anlatmamışken bile etkisinin ne kadar kuvvetli olduğunu anlayabiliyoruz böylelikle. Elisabeth Day kendi kişisel hayatından yola çıkarak anlatıyor tepetaklak olma serüvenlerini ki, özellikle “başarısızlığı” kişinin kendisinden yola çıkarak anlatabileceği daha etkili bir alan yok diyebiliriz.

İşler Sarpa Sardığında

“(…) kendime olan inancıma dair başarısızlığımı da gözden geçirdim. Bunun yanı sıra, evliliğimin başarısızlığa uğradığını, çocuk doğuramayışımı, insanları sürekli memnun etmeye çalışmanın beni son derece mutsuz ettiğini fark etmeyişimi, biz ayrıldıktan altı ay sonra öldürülen eski erkek arkadaşımla sorunları çözümlemeyişimi, kendi öfkemi dile getiremeyişimi, bu öfkeyi toplumsal olarak daha kabul edilebilir bir hüznün ardına gizleyişimi, kendimi beni zehirleyen ilişkilerden bu bir ölüm kalım meselesi haline gelinceye kadar uzaklaştıramayışımı düşündüm durdum.”

Bu paragrafı bir seferde okuduğunuzda başarısızlığın, daha doğrusu başarısızlık algısı ve hissinin nasıl bir sarmal olduğunu görüyorsunuz. Başarısızlık sarmalının hayatınızın ayrılmaz, yekün bir parçası olarak görmemiz gibi. Fakat “Başarısızlıkla” barışık bir yazarla karşı karşıyayız. “Artık” barışık bir yazarla. “Başarısızlıkla barışık olmam çok az pişmanlığımın olduğu anlamına geliyor. İşler ne zaman sarpa sarsa, bu beni olmam gereken yere, tam da buraya, bu girişi yazmaya getirdi.”

Evet, her başarısızlıkla sonuçlanan girişimimiz bizi asıl olmamız gereken noktaya getirmez mi? Bu bir şeyleri başaramadığımız anlamına mı gelir yoksa henüz o konuyu başarabilme yetkinliğinde olmadığımız gerçeğine mi? Elizabeth Day işler sarpa sardığında hayatın içinde yapıp etmelerimizin karşılıkları neler oluyor konuları arasına, tüm bu başarısızlıkla sonuçlanan işleri düşünmemiz adına, ince hatlar çiziyor. Mesela son yılların moda kişisel gelişim hareketlerinin başlıca davranış modeli “Olumlama” kavramına değinerek; “’Olumlama’ kavramının zincirleme etkisi, başarısızlığı öylesine etkileştiriyordu ki sanki olumsuzluk cüzzam kadar bulaşıcıydı ve olumsuzluk hakkında çok düşünmek, geçmişin arka odalarını depresif sırtlanlar gibi kurcalamaya kendimizi teslim etmek anlamına geliyordu” diyor, gerçekten de başarısızlık adına çok önemli bir davranış modelinin altını çizip, kavramlar arası kullanımların ne kadar önemli olduğuna dair ince hattı çekerek.

Peki biz bu senaryoda nasıl mutlu olabiliriz? Sonuçta mutluluğun başarıyla eş güdümlü çalıştığını düşünürsek Elizabeth Day, içinde yaşadığımız kültürler her hatamızın küçük düşürücü şekilde herkes tarafından öğrenileceğine inandıracak şekilde korkuttu bizi ve tepetaklak olmak da işte tam olarak burada devreye girdi hep diyor. Bunca başarısız biri olarak yaşamının son birkaç yılını sadece bunları düşünmeye harcadığını söyleyen Day; “… tuhaf olan şu ki bu hiç de olumsuz bir deneyim olmadı” diyor.

Alınması Gereken Yollar

Başarılı olma zorunluluğunu başarısızlık olarak gösteren şey zamanın geriye doğru akıyor olması değil, ilerliyor akıyor olması gerçeği. Yani bir süreklilik yasası gibi düşünürsek hiç bitmek bilmemecesine başarmak zorundayız. Dur yok. Durak yok. Bu durumda er ya da geç olacak şey ilerlenen yolun bir noktasında tepetaklak olmak elbet. Bu konuda herkesin eşit olduğu konusuna dikkat çeken Day her birimizin kişisel hayatında da tanıdık olduğu başarısızlığa düştüğümüz durumlara -yine kendi başarısızlıklarından yola çıkıp dikkatimizi çekerek- uyarılarda bulunuyor. Birincisi başarısızlığa tapınmadığının altını çizerek başarısızlığa tapınmayın, diyor. Önerdiği yolların herkeste işe yarayabileceğini iddia etmiyor ve her başarısızlık kolaylıkla hazmedilemez; beyazım, orta sınıfım ve başımı sokacak bir evim var dedikten sonra; bazı başarısızlıklar diğerlerinden çok daha sarsıcıdır, herkesin her dönemeçten sonra yüzünde gülücüklerle kendisni hemen toparlayabileceğini söylemediğini önemle belirtip, noktayı yine kavram tanımları arasındaki ayrımlara önemli hatlar çekerek, “Acı ile ıstırap, olay ile mağduriyet arasında farklar vardır” diyor.

Alınması gereken yollar, dönülmesi gereken dönemeçler, aşılması gereken dağlar adına fazladan, abartılı, mağduriyet dilini kullanarak tek bir cümle yazmıyor Elizabeth Day. Son derece sakin, anlaşılabilir, duru bir anlatımla paylaşıyor hikâyesini bizimle. Yanı sıra psikoterapistlerin başarısızlık hikâyelerini, politikacıların, futbolcuların, yani başarılı olarak addedilen birçok kişinin başarısızlık hikâyelerini de paylaşıyor bizimle.

Seda Peker’in çevirisiyle yayımlanan Tepetaklak: İşler Sarpa Sardığında Yapılacaklar Kılavuzu, yayın dünyamıza yeni katılan Düşbaz Yayınları’nın bu yepyeni kitabı sizlere kişisel başarısızlıklarınızla ilgili tavrınızın ne olması gerektiğini söylemesi açısından önemli. Okumanız dileğiyle. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bu Eleştirel ve Gerçeküstü Karikatürle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024