Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Temmuz 2020

Edebiyat

Kitapla Aşk İçin

Havanur Taflan

Paylaş

1

0


“Sevgili çocuklar, kitaplar, sözcüklerin büyüsüyle buluşturacaktır sizi! Önce okuyarak, sonra da yazarak, dışarıdaki dünyanın size dayattığı gerçeğin dışında başka bir gerçekliği keşfedeceksiniz.” – Ercan Kesal

Etrafımızda bulunan her şey bizi düşünmemeye, dünyayı siyah ve beyaz, iyi ve kötü, biz ve onlar diye bölen dille ve klişelerle yetinmeye teşvik ediyor. Ancak okuduğumuzda toplumun duyarlı ve iyi gördüğü kısıtlı söz dağarcığından çıkıp daha geniş daha zengin ve hepsinden önemlisi daha belirsiz olana adım atabiliyoruz. Çünkü sözcüklerin bu öteki dünyasında sınır yok. Bu uçsuz bucaksız kelime hazinesinin kapıları bize ancak ona zaman ayırırsak ve keşfetmek için çaba harcarsak açılıyor.

Okur olarak sözcüğe hayat vermezsek yaşamda tekrara kaçarız. Ona hayat vermekse hayal etmek, engelleri kaldırmak, sınırlara aldırmamak bize dayatılan dünya görüşünü alaşağı etmek demektir. Bu da kitaplarla yaşadığımız ilişkiyle olur. Dünyayı ve kendimizi anlarız işte o zaman. Yüzyıllar boyunca sözcüklerin yaptığı da bu değil midir zaten? Bize bu hayatın kapılarını açan kitaplar nasıl okunmalıdır o zaman? Nasıl bir okurluktan bahsediyoruz peki? Daha önemlisi nasıl öğreneceğiz bunu?

“Bugünlerde çoğumuz pek az umutla yetinebiliyoruz. Fakat ben sizlerin okur olarak bizim eserlerimizden umut isteme hakkınız olduğunu düşünüyorum,” diyor Ursula K. Le Guin. Kitapların dünyasının bize sunduğu ya da sunacağı umudun önemini vurguluyor ve devam ediyor: Bu umudu bilimden isteyemeyiz. Bilim umut işi değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır, bize olumlu bir şey sunduğunda bile. Bilim kendi gerçek amacında, daha mükemmel bir nesnellik, daha gerçeğe yakın bir doğa taklidi yaratma amacında ilerlemeye devam eder. Sanat iyisi ve kötüsüyle her çağ için merkezi önem taşır. Çünkü yalan söylemez. Sunduğu umut sahte değildir. Bu nedenledir ki, diyor Le Guin: “İnsan için sanat her zaman yaşamının merkezinde yer alır.” Ama bu umudu isteyebilmek için de okur olmak gerekli değil mi?

Ekonominin üzerine kurulu günümüz dünyası okuryazarlık kavramına göstermelik olarak önem verirken kitaplar da resmi olarak yüceltiliyor, ama okumuyoruz. Okullardaki okunması istenen ama bir türlü okutulamayan yüz temel eser gibi. Bu yüzden okullarımızı da merak ve kapsamlı düşünme yerleri olarak geliştirmek yerine kapitalizmin çarkının içinde yalnızca iş gücü yetiştirme alanları haline getirmediler mi?

Hepimiz öğrenmenin ağır ilerleyen, zorlu bir süreç olduğunu biliyor ve kitap okumanın bu sürece katkısını da tartışmasız bir gerçeklik olarak kabul ediyoruz. Ancak bütün bunlara rağmen büyük bir çoğunluğumuzu bu zor, yavaş ve bilinçli çabanın (okur olmanın) içine sokmak neredeyse imkânsız gibi. Sonsuz verilerin parmak uçlarımızda olduğu günümüzde, okuryazar olmak çok da kolay oysaki. Ancak okuma basit bir eylem olarak da görülmelidir, demiyorum sakın yanlış anlaşılmasın.

Okumak edilgen bir tepki değildir; zihni duyguları ve iradeyi işin içine karıştıran bir eylemdir zaten. Bu nedenle okuma özenle yapılması gereken bir eylem olmalıdır. İdeal, iyi ya da nitelikli okur ne dersek diyelim daha ileriye ve derine gitmek, korkularımızla, kuşkularımızla, sırlarla yüzleşme cesareti göstermek; kendimiz ve dünya açısından toplumun işleyişini sorgulamak, düşünmeyi öğrenmek için başka türlü bir okumayı öğrenmek zorundayız. Artık ne kadar kitap satıldığı, ne kadar çok okunduğu değil de “nasıl okunduğu” sorusunun asıl soru olması gerektiği bir dönemdeyiz. (Ekonomi üzerine kurulu dünya böyle düşünmese de.) Peki nasıl okumalı ve nasıl bir okur olmalıyız?

Alberto Manguel Okumalar Okuması kitabının “İdeal Okurun Tanımına Yönelik Notlar” kısmında yer verir bu konuya ve okurun özeliklerini alt alta sıralar.

“İdeal okur bir hikâyeyi izlemez ona katılır. İdeal okur metni alt üst eder. Yazarın söylediğini olduğu gibi kabul etmez. Biriktiren bir okurdur. Bir kitabın her okunuşu anlatının anısına yeni bir katman ekler. Belirgin bir milliyeti yoktur. Asla keşke demez. Kitabın karakterlerinden birine âşık olma yetisine sahiptir. Her kitabın kendisi için yarattığı kural ve düzenlemelerin acımasız bir uygulayıcısıdır. Üç tür okur vardır: Yargılamaksızın keyfini çıkaran, keyfini çıkarmadan yargılayan, sonuncusu ise bir sanat eserini yeniden üreten okurdur. İdeal okur asla sabırsızlanmaz.”

Bütün bu açıklamalardan sonra Manguel son noktayı koyar. Edebiyatın, ideal okurlara değil sadece yeterince iyi okurlara bağlı olduğunu söyler. Anlayacağınız ideal olmasa da iyi okur olmalıyız ki hayal ettiğimiz dünyayı inşa edebilelim. Bunun içinde gerekli erdemlerimiz olmalı. İşte Yaşar Kemal okuruna sorumluluklar verir bu noktada: “Benim kitaplarımı okuyan batıl olmasın savaş düşmanı olsun. İnsanın insanı sömürüsüne karşı çıksın kimse kimseyi aşağılamasın. Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri insanlıkları elinden uçmuş gitmiştir. Benim kitaplarımı okuyanlar yoksulluklarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülükten arınsınlar.”

 İster iyi ister ideal okur olalım bunu yapabilmek için öncelikle okumanın yaşam için ne kadar gerekli bir eylem olduğu bilincine sahip olmamız gerekmez mi?

“Avanos Halk Kütüphanesinin, orta boy kartvizit büyüklüğündeki açık sarı renkli üyelik kartı, çocukluğumun her kapıyı açan mucizevi özelliklerine sahip pasaportuydu adeta. Misal, bedavaya ve kimseye haber vermeden, Jules Verne’nin Esrarlı Ada’sında gezebiliyordum kafama göre. Ne soran var, ne karışan. Sonra, bir sürü tanıdığa rastlıyordum. Mesela, Notre Dame’ın Kamburu’ndaki Quasimodo bizim Sarıhıdırlı Yaşar’a ne kadar çok benziyordu! Esmeralda da benziyordu birine ama onu söyleyemem şimdi. Ya da Steinbeck’in Bitmeyen Kavgası’nda, ölen arkadaşının ardından konuşan işçinin son sözleri: ‘Yoldaşlar, O, bu dünyada kendisi için hiçbir şey istemedi.’ İyi biliyorum, bu cümlelerle döşendi bundan sonra dünyanın kalbine yaptığım tüm yolculukların taşları. Yıllar sonra, Belgrad’ın bir dağ köyünde bir başka hikâye üzerinden yine karşılaşacağım İvo Andriç’in Drina Köprüsü’ndeki zalim Abid Efendi, bildiğin bizim bedenciydi işte. Pearl S. Buck’un Ana’sı anam, Orhan Kemal’in Gurbet Kuşları'ndaki baba, benim babam, Kerim Korcan’ın Linç’indeki Arap Kadir de abimdi,” diyen Ercan Kesal okumanın yaşamla içselleştirilmesi gerektiğinden bahsediyor aslında. “Sevgili çocuklar, kitaplar, sözcüklerin büyüsüyle buluşturacaktır sizi! Önce okuyarak, sonra da yazarak, dışarıdaki dünyanın size dayattığı gerçeğin dışında başka bir gerçekliği keşfedeceksiniz. Etrafınızdaki yaşamın sizi doyurmakta yetersiz kaldığı anları ancak kitaplarla doldurabilirsiniz.

Hayatınızdaki tüm boşlukları kendi uydurduğunuz hayaletlerle doldurup donatmak için hayal gücü ve sözcükler aracılığıyla bir dünya yaratabilirsiniz. Bu mümkün. Bunu keşfettiğinizde zaten kitaplardan, yaşadığınız sürece hiç vazgeçemeyeceğinizi de anlayacaksınız,” diyen yazar, mektubun sonunda (Ercan Kesal’in lise öğrencileri için kaleme aldığı mektup) çocuklara okuma ve yazma konusunda tavsiyelere yer verirken, okuma eyleminin, sözcüklerin büyüsü keşfedildiğinde, bunun vazgeçilmez bir yaşam alışkanlığı olduğunu söylüyor.

Sadece sözcüklerin büyüsünü keşfetmek, galiba asıl gerekli olan da bu. Onu keşfettiğimizde zaten kitapla flört etmeye başlarız ki okuma eylemi için de yeterlidir bu zaten. Sonra aşkımızı ideal mi iyi mi nasıl yaşayacağımız bize kalır. Ne şekilde karar verirsek verelim yeter ki kitapla aşkımız hiç bitmesin.

Kaynak

(Ercan Kesal’e teşekkürü bir borç bilirim. Yukarıdaki alıntı öğrencilerime gönderdiği mektuptan.)

Alberto Manguel, Okumaların Okuması, YKY Yayınları.

Ursula K. La Guin, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, Metis Yayınları.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bilinmeyenden Bilinene...Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Marie Lebert

15 Ocak 2025

19. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Çeviri Tarih..

Çevirmenler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemli rollere sahiptir ve yazarların yanı sıra çevirmenlerin ismini de unutmamak gerekir.Dillerin ve kültürlerin zenginliğine katkıda bulunan çevirmenler, tarihin hangi dönemi olursa olsun toplumd..

Devamı..

Dünyanın En Görünmez Kişisi

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024