Kız becerikliydi. Sabah ezanıyla doğrulur, işlerini yoluna koyar, vaktiyle köşesine çekilirdi. Kahverengi dallara renk renk ipleri incecik işler, yaprakları narince kondururdu. Kendince çiçekler uydurur, her birine isimler verirdi. En sevdiği kıyamam çiçeğiydi. Pembesi, yeşili boldu. Çiçek yine de solgun dururdu.
“Bu hafta çat kapı gelirler, bilesin,” diye haber gelince gecesini gündüzüne kattı. Öğleyi, ikindiyi bilemedi. Gözü buğulandı, parmak uçları karıncalandı, bileği durmadı.
Hazır olunmalıydı. Kız beşikte, çeyiz sandıkta dense bile eksiği gediği çokçaydı. Yaygısı, bohçası tamamdı. Oyalı, dantelli, süslemeli örtüleri olmazsa olmazdı. Görenin gözünü büyütmeliydi. Eldir bu, dile getirmeseler de içten içe, ‘Ne marifetli kız,’ dedirtmeliydi. Namaz örtüsünün kenarı, yastık kenarlarının köşeleri milim milim elden geçmeliydi. Sandık dolup taşmalı, çeyizi serdiler mi, milletin alt dudağı sarkmalıydı.
Kız vardı varacağına. Yetişti, serpildi. On beşinde karnına bebesi konuldu. Sanırsın ununu eledi, eleği de duvara astı. Sabah ezanıyla doğruldu, işini kolaylayıp köşesine çekildi.
Doğacak için sandığı hazır tuttu, içine girecekleri düşündü. Sıra işlemeye gelince pembe, yeşil iplerini avuçladı, “Kıyamam çiçeğinden başlamalı,” dedi.






