Kömür Tozu
6 Temmuz 2019 Öykü

Kömür Tozu


Twitter'da Paylaş
0

Gün aydınlanmaya başlayalı bir saat geçmiş. Bahçesinde boynu bükük kardelenler, yeni yeni yeşeren otlar, ayazın yakan yüzüne teslim olmuş. Derme çatma evler, asfaltsız yol, mahalleye sinen sisten de karamsar. Bütün gece yanan sobası neredeyse söndü sönecek. Küller alt tepsiye düşerken çıkardığı seslerle hayal kurabildiği tek an. Bir gizemin habercisi ya da bu hikâyenin nihayete erip mutlu günlerin çok yakında yaşanacağını haber veren ulak. Umut sobanın içindeki korlarda saklı. Pencere kenarında tahtadan yapılmış eski bir masa ve çevresinde dört sandalye. Yeşil duvarlarında birkaç manzara resmi. Çift kişilik bir yatak ve yıllanmış kuzineli soba.

Ailenin tek bebeği bundan dokuz ay önce dünyaya geldi. Zeynep bebeğini henüz uyutabildi. Büyüdükçe uyku saatleri azalıyor. Karşı duvarında büyük çatlaklar. İnsan damarlarını hatırlatıyor. Hayat belirtisini simgeleyen çizgiler. Rutubet kokusundan anlaşılıyor yokluğun kokusu. Yerde büyük kırmızı bordo karışımı bir halı. Yılların ayak izleri en çok ortasını eskitmiş. Pencerenin önünde komşunun verdiği eski beyaz bir vazo. Evin tek süsü. Güneş karşı bulutların ardına gizlenmiş inci beyazı midye kabuğunu hatırlatıyor.

Kahvaltıya çayı demlemeli. Güler yüzlü Zeynep. Uçları gümüş boncuk işlemeli yemenisi annesinden hatıra. Babası iki sokak ötesinde tek başına yaşıyor. Ona da bakıyor Zeynep. Onlar ne yediyse babası da onu yiyor. Kocası Zonguldak'ta maden işçisi. Evin mutfağını aydınlatmaya anca yetiyor geliri. Kırmızı saten yorganını yavaş yavaş dürüyor. Dürdükçe içini yakan acılarını her sabah unutmak zorunda olduğunu hatırlıyor. Nakışlı yastığı, beyaz çarşafı...

Eşi gece vardiyasından birazdan dönecek. Yüzü gözü kömür tozu. Ne yapsındı, alın teri, ekmek parası. Sobanın üzerinde kaynayan suyu çaydanlığa döküyor. Çayı demliyor. Zeynep genç kadın. Her şeye göğüs gerebilir. Bebeği uyuyor. Yumurtalar olurken dışarı çamaşırları asmaya çıkıyor. Sabah serinliği içine işliyor. Kırağı çalmış her yeri. Bahçe ortasında iki kurulu direk. Ortasına çekilen yeşil çamaşır ipi. Sepetini yere koyuyor. Eli belinde biraz olsun soluklanıyor. Çamaşırları asmaya başlıyor. Eğiliyor, kalkıyor... Çamaşırlarını ipliğe inci dizer gibi asıyor.

Komşuları, “Günaydın Zeynep,” diye bağırıyor tiz sesleriyle. O da elini sallıyor. “Günaydın,” diye karşılık veriyor. Kalbinin temizliği yüzüne yansımış. Herkesle arası iyidir. Hatır gönül iyi bilir. Kahverengi yeleği ince geliyor. Üşüyor...

Annesi geliyor aklına. Bu halini görse. “Sus! Konuşma,” olurdu. “Sus! işine bak.” İşine bakardı Zeynep. Öyle öğrenmişti. Öyle öğretilmişti. “Önüne bak, etrafına bakma.” O yüzden öğrenemedi Zeynep. Sormadı soruşturmadı. Hep sussun istendi. O hiçbir şey bilemedi. Nasıl bilsindi ki. Okula da gidemedi. Ne çok istedi halbuki. Yüreğinde büyüttüğü uhdeler dağlar misali. Öğretmeni olsun, arkadaşlarıyla günlerini geçirsin. Mahalleden Süheyla, Kamuran okula giderken o da gitseydi. Bir tek adını, soyadını yazardı. O da ona yeterdi. Yeterli olmak. “O sana yeter,” dendi. Denizleri, okyanusları hakketmediğini mi düşünürlerdi?

Sobayı temizliyor, alnında soğuk teri. Çakmağı çakıyor, çırayı tutuşturuyor. Garip kahvaltı sofrasını hazırlamaya koyuluyor. Evde ne varsa çıkarıyor. Dışarıda ayak sesleri gitgide yaklaşıyor. Kocası geliyor, elinde hışırtılı poşeti. Kapıyı açıyor. İçeriye dolan soğuk havayı dışarıda bırakıp hızlıca kapıyı kapatıyor. Ayakkabılarını çıkarıyor. Ellerini ne kadar yıkandıysa da siyah kömür tozu çıkmamış. Yerin neredeyse beş yüz metre altından çıkıp gelebilmiş. Montunu ve şapkasını çıkarıyor ağır ağır. Sızlanıyor biraz. Omuzları, bacakları, kolları bedenine ağır geliyor. Üstünü çıkarınca karanlık maden bir sonraki geceye kadar askıda kalacak. Montu ve şapkası gibi. Sarılıyor eşine. “Günaydın,” deyip öpüyor. Fidan boylu eşinin huzur dolu gözlerine ihtiyacı var. Bir buket elinde. Gelirken kaldırım kenarındaki utangaç çiğdem çiçeklerinden toplamış. Zeynep'e uzatıyor. Sevgi denen şey iki heceden de öte. Zeynep yine de mutlu. O da sarılıyor eşine. Kömür tozunu iliklerine kadar duyumsuyor. Zeynep'i alnından öpüyor. Adam kendi sessizliğinde bile ses çıkarmadan kızının beşiğine yöneliyor. Uyuyor gülen yüzlüsü. Şimdi ondan mutlusu yok. Uyuyan bebek kokusu, eşinin güler yüzü. Daha da keyifleniyor. Bağrı yanık bir anadolu türküsü dolanıyor diline. Bütün yorgunluğunu alıp götürüyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR