Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Eylül 2020

Öykü

Kontra Pedallı Sihirli Bir Yaz

Şebnem Gökçen

Paylaş

2

0


Mayıs yazlığa taşındığımız ay olurdu. Herkesten önce taşınırdık, bir iki aile ile birlikte. Geri kalan aileler okulların kapanmasını beklerdi. Yazlık dediğime bakmayın. Yazlık ama İstanbul’un içinde. Genelde her aile her yıl aynı evi kiralardı. Çok nadir de olsa bazı yıllar taşınmayan bir aile olurdu ve çıktıkları eve kim gelecek diye heyecanla beklerdik. İşte o yaz da öyle olmuştu. Boş evin önünden her geçtiğimizde taşınan var mı yok mu çaktırmadan bakıyor ve birbirimize hemen haber veriyorduk. “Daha taşınmamışlar.” Bir gün o evin önünden bisikletimle geçerken arkamdan birinin git gide bana yaklaştığını hissettim. Frenleri hafifçe sıkıp önce yavaşladım, sonra kenara çekip durdum. Bisikletli çocuk da hemen arkamda durdu. Ama bisikleti kaydırarak havalı bir şekilde durdu. Önce bisikletine bakmıştım. Yazlıkta ilk defa bir kontra pedal görüyordum. Yoksa bu yeni çocuk muydu? Daha ben bisikletin sahibine adamakıllı bakamadan o zarifçe bisikleti yere bırakmış ve yanıma gelip kendini tanıştırıvermişti. “Merhaba, ben Gaye.” O an ismine odaklanamamıştım tabii ki. Yazlığın en havalı kızı aramıza katılıyor düşüncesi zihnimi tamamen kaplamıştı. “Ben de Okan,” diyebildim sadece.

Bu kısa ama etkileyici tanışmanın ardından birkaç gün bile geçmemişti ki hepimiz Gaye ile yıllardır arkadaşmışız gibi hissetmeye başlamıştık. Sanki o evde hep onlar oturuyordu, o hep bizim gruptaydı. Her gün beraber yüzüyor, basketbol oynuyor, akşamları beraber dışarıda oturup yıldızlara bakıyorduk. Sadece bisiklet konusunda bir çekingenlik vardı üzerimizde. Hepimiz kontra pedalı denemek istiyorduk, ama bir türlü Gaye’ye soramıyorduk. Sonunda ben bir akşam üzeri onu ön yolda bisikletimle yakaladığımda, “Bisikletleri değişelim mi?” diyen ve duymayacağını sandığım kısık bir sesle sordum. Gaye birden pedalları geriye doğru çevirip zınk diye durdu. “Tamam, yolun sonuna kadar. Daha önce bindin mi hiç?” Tabii ki binmemiştim. Evet ile hayır arasında bir şeyler mırıldandım. Bisikletleri değiştirdiğimiz zaman heyecan içinde yavaş yavaş ilerledim ilk önce. Öyle arka tekerleği kaydırmak gibi hareketler denemeyecektim. Masum bir “kontra pedal nasılmış” denemesi olacaktı. Nazik, pişman etmeyen ve en önemlisi Gaye’ye karşı mahcup etmeyen. Sonuçta havalı olmayan ama yine de zınk diye olduğu için beni çok etkileyen bir duruş oldu. Ama asıl ilginç yanı başkaydı. Bir anlığına gözümün önüne bir sahne gelmişti. Yolun sonundaki duvarın üzerine projektörle yansıtılmış bir film sahnesi gibiydi. “Nasıldı?” “Güzel, değişik,” diyebildim sadece. “Başka bir şey olmadı mı?” diye sorarken anlamlı anlamlı gözümün içine baktığında söyler gibi oldum ama vazgeçtim. O gece yatağımda dönüp dururken sahneyi düşündüm tekrar tekrar. Bir bakıma unutmamak için. Ekleme çıkarma yapıyordum mutlaka, ama hatırladığım kadarıyla bir ofiste çalışan insanlar vardı ve suratı asık bir adam elinde telefon ahizesi aksi aksi konuşup duruyordu.

Ertesi gün denize girerken Gaye usulca yanıma yaklaşıp kulağıma fısıldadı: “Fren ânında bir şey görmediğine emin misin? Gözünün önüne gelen bir şeyler mesela.” “Gördüm,” dedikten sonra koşar adımlarla öbür arkadaşlara yetişip suya daldım. Bu konuyu konuşmak için başka bir zaman kollamak gerekiyordu. Geçmek bilmeyen günün ve akşam yemeğinin sonrasında arkadaşlarla buluşma noktamızda Gaye ile biraz erken oturmuş konuyla ilgili tuhaf bir sessizlik yaşıyorduk. Sonunda ben, “Ama nasıl olur?” diyerek söze başladım ve ardından jet hızıyla gelen bir sürü saçma soruyla durmak bilmeden konuştum. Gaye hiçbir şey söylemeden gökyüzüne bakıyordu. Her an çok ilginç ama bir o kadar da akıllıca bir şey söyleyecekmiş gibi. Sonra bana dönüp gözlerimin içine baktı. “Bence gelecekten haber veriyor kontra pedal.” İşte söylemişti. Hiç beklemediğim şekilde, doğrudan, öylece söylemişti. Birkaç arkadaşımızın bize doğru yaklaştığını görünce, “Bundan kimseye bahsetmeyelim,” dedi. Onaylarcasına kafamı salladım.

Gece boyunca Gaye’nin söyledikleri uzun bir süre kulağımda çınladı. Bir hafta boyunca içim içimi kemirdi. Kontra pedalı tekrar denemek istiyordum. Aynı zamanda istemiyordum. Bir önceki yaz çıkan sakallı bebek haberinde olduğu gibi arada kalmıştım. İnanmasam da beynimin ilkel bir yanı inanıyor gibi tepki veriyordu. Bir sabah tüm arkadaşlar basketbol oynamak üzere sahada birer ikişer toplanmaya başladığımızda, Gaye kimseye çaktırmadan elime bir kâğıt parçası tutuşturmuş, ben de hemen cebime atmıştım. Tam bir bahane bulsam da eve gidip baksam diye aklımdan geçiriyordum ki ensemde bir şey hissedip elimi oraya götürdüğüm anda arı soktu. Panikle karışık mutluluğumu kimseye belli etmeden eve koştum. Ev ahalisi arı sokmasının icabına bakarken ben de diğer elimle cebimdeki kâğıt parçasını çıkarmış ve okumaya başlamıştım. “Kontra pedalı tekrar denemek istiyorsan…” diye başlayan cümle detaylı olarak belirtilmiş buluşma önerileri ile bitiyordu. Bir an gelen karamsar bir duyguyla, “Oyun mu oynuyoruz, hem neden geleceği bilmek istiyorum ki,” diyerek başlayan ve kafamın içinde girdap gibi dönen düşüncelere kaptırdım kendimi. Sonra nasıl olduysa uyuyakalmışım. Uyandığımda akşam yemeği hazırlanıyordu. Kalkıp mutfağa gittiğimde anneannem tüm arkadaşlarımın isimlerini biraz da hepsini nasıl da tanıdığını kendine ispat etmek istercesine saymaya başladı. Hepsi beni sormuş. Ben uyurken. “Yemekten önce bir görün, daha da merak etmesinler.” Bunu duyar duymaz tam tersini yapmak ve daha da çok merak etmelerini istedim. İçimde bir yerlerde aksi bir adam uyanmıştı sanki. Yemekten sonra dışarı çıkmayıp televizyon seyrettim. Uykum da bir türlü gelmiyordu. En sonunda kendimi uykuya zorladım ama bu sefer de sabah ezanı ile birlikte uyanmıştım.

Usulca dışarı çıkıp Gaye’lerin evine doğru giderken kendimi bulduğumda, aklımdaki şeyi yapıp yapamayacağımı henüz bilmiyordum. Bisikleti durduğu yerden alırken kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Daha az dikkat çeksin diye arka yola çıktım ve sürmeye başladım, ama bir türlü fren yapamıyordum. Sonunda birkaç metre ötemde bir kedi görür gibi olduğum için pedalları geriye doğru çevirdim. Aynı anda gözlerimi sıkarak kapamıştım. Geleceği daha mı iyi görürüm sanmıştım. Hatta belki de ışınlanmayı ümit etmiştim. Kontra pedal, sahibinden gizli saklı işler çevirdiğimi biliyordu herhalde, çünkü fren anında hiç bir şey görememiştim. Yarım saat boyunca bir düzine fren yaptıktan sonra pes edip Gaye’lerin evine kadar geldim ve önünde son bir defa durdum. Büyük bir mutfak, yemek yapan insanlar, bir aşçı bir yandan bir şeyler yapıyor, bir yandan diğer aşçıların yaptıklarını kontrol ediyor. Heyecandan bir an Gaye’lerin kapısını çalmak ve ona gördüklerimi anlatmak istedim. Bu sahne o kadar net ve değişikti ki istesem de hayal edemezdim. Sonra mideme kramp girer gibi oldu. Gaye’ye ne söyleyecektim? Nasıl? Bir daha da ne gördüğüm sahneleri anlatma ne de ondan izinsiz bisikletine bindiğimi itiraf etme cesaretini buldum. Zaten bir süre geçtikten sonra arkadaşlardan birkaçı daha Gaye’ye kontra pedalla ilgili sorular sormaya ve denemek istediklerini söylemeye başladılar. İşte bu yüzden ikimizin arasında sır gibi başlayan kontra pedalın gizemini başka kim biliyordu, kim bilmiyordu hiçbir zaman öğrenemedim. Ta ki yıllar sonra arkadaşlarımla yeniden bir araya gelene dek. Yazlığımızın yıkılacağı haberini almıştık. Yerine büyük bir alışveriş merkezi yapılacaktı.

Otuzlarımıza yaklaştığımız için birbirimizi tanımakta zorluk çekeriz sanmıştım ama herkes aynı mutlu ve çocuksu enerjileriyle karşımda duruyordu. Çocukluğumuzun kumsalında toplanmıştık. Gaye yoktu sadece. Tam gelmeyecek mi diye düşünürken nefes nefese bir ses duyduk arkamızdan yaklaşan. “Geciktim, kusura bakmayın, provam bir türlü bitmek bilmedi.” “Gaye, biz de tam senin bisikletini konuşuyorduk,” dedi aramızdan biri. Öyle bir şey konuşmuyorduk aslında ama konu açılır açılmaz ben birden her şeyi anlamıştım. Kontra pedalın neden geleceği gösterdiğini. Bizim geleceğimizi. Yetişkin olarak yeniden bir araya geldiğimizde artık birer meslek sahibiydik, ama genelde işletme ve finans gibi bölümlere rağbet eden yaşıtlarımızın aksine balerin, DJ, hemşire, aşçı gibi meslekleri seçmiştik. Bu durum hiç açıklanamayacak kadar çok, ama çok sihirliydi. Her şeye rağmen dünyanın geleceği için umutlu olmamız gibi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hayatta ve Edebiyatta YüzleşmeB. Y. Genç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Özlem Çelik

26 Ocak 2025

Günahkârlar Kalesi ve Varoluşçu Psikot..

Günahkârlar Kalesi, sinemanın dilinde yeni bir boyut kazanabilir.Yazar Muharrem Erbey’in İnkılap yayınları tarafından yayınlanan Mezopotamya Üçlemesi/Günahkârlar Kalesi’nin ilk cildi olan Jacop ile Amina adlı roman, insan ruhunun labirentlerinde dolaşan, ki..

Devamı..

Ankara’nın Keşfedilmeyi Bekleyen Doğal..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024