Kral Lear, aile dinamikleri kadar güç dinamikleri ile de ilgilidir. Anlamsız bir dünyanın kasvetli vizyonunu sunar.
Harold Bloom, Shakespeare’in otuz sekiz oyununu incelikle analiz ederek onun insani olanı icat ettiğini öne sürer. Yirmi dördünü ise birer başyapıt olarak nitelendirir. Az bulunur bir alçakgönüllülükle Shakespeare’i açıklayamayacağını ancak takdir edebileceğini ifade eder. Belki de insan ruhunun engebeli haritası, bireyin içsel özellikleri o kadar ayrıntılı şekilde ancak Shakespeare’in kaleminden çıkan eserlerde belirlenebilirdi. O, kusurlu olmanın farkındalığını kazandırmak amacıyla bizi anlatıların katmanlı dünyasına dâhil etmiştir.
İlk olarak 1606'da sahnelenen Shakespeare’in ünlü trajedisi Kral Lear, yüzyıllar boyunca modern dramayı etkileyen kasvetli bir eser olarak nitelendirildi.
Oyun, tahtını, sağlığında üç kızı (Goneril, Regan ve Cordelia) arasında bölüştürmeye karar veren ve kendisine övgüler yağdıran iki kızına mirasta öncelik sunan, ancak hayal kırıklığı ile deliliğe doğru kademeli inişe geçen bir krala yoğunlaşır. Sonuç olarak bu özellikler, oyuna ironiyi, karakterler arası çatışmaları, içgörü ve karmaşıklığı birlikte getirir. Başlangıçta okumakta zorlandığım Shakespeare beni yazdıklarıyla şaşırtmaya devam ediyor. Bloom’un isabetli değerlendirmelerine içtenlikle katılıyorum. Sanırım kendi küçük dünyamda temaları ve metinlerin sinesine sızan sembolleri çözümlemeye uğraştıkça, karşımda kabuklarından arınan, iç sesleriyle dile gelen eserlere esir oluyorum.

Temalar ve Sembollerin Etkisi
Doğa, oyunda, yaygın bir tema olarak hep karşımıza çıkmakta. İnsanın doğal dürtüleri, karakteri, duyguları da bu temanın içinde yer almakta. Lear'ın doğa görüşü, koşullara bakılmaksızın kişinin ebeveynlerine saygısı ve krala bağlılık kavramı gibi belirli değerleri el üstünde tutan bir görüş.
Kral Lear, sadece bir kralın başına gelen benzersiz olaylardan ibaret değil. Oyun, sonuçları itibariyle çok daha evrensel bir anlatı. Lear ve kızlarının hikâyesi, Gloucester ve oğullarının hikâyesiyle iç içe geçmiştir. Kral Lear’ı okuma deneyimimizi zenginleştiren bir unsur bu. Aptallar bilge adamlarla karşılaştırılır, akıl doğaya zıt olarak belirir, aile, toplumla paralel olarak değerlendirilir. Ebeveyn çocuk ilişkileri ideal olmayan şekilleriyle mercek altına yatırılır. Goneril ve Regan bir anlamda kötülüğün kişileştirilmesidir.
Vicdanları yoktur, sadece açgözlü hırsları vardır. İktidar arzuları tatmin olur, ancak ikisi de sonunda birbirlerini yok ederler. Cordelia'nın temel özellikleri ise bağlılık, nezaket, güzellik ve dürüstlüktür. Cordelia’nın Lear ile yeniden bir araya gelişi, krallıktaki düzenin görünürde kurulmasına, sevginin ve affetmenin, nefret ve kin karşısında zaferine işaret eder. Bu kısacık mutluluk anı, Kral Lear'ın yıkıcı sonunu çok daha acımasız hale getirir. William Shakespeare, körlüğü pek çok yazar gibi bir metafor olarak birey ve toplum hakkında yargılarda bulunmak amacıyla kullanır. Dalkavuklukla kandırılabilecek, kolayca manipüle edilebilecek kişileri oyunda sahneye çıkarır.
Bilgeliğe giden hayat yolculuğuna, görme ve körlük metaforları üzerinden bakar. Kral Lear'daki karakterler başlangıçta kendi durumlarına kördürler. Bu da başkalarının uyarılarına rağmen hatalı kararlar almalarına yol açar. Sonuç olarak isabetsiz değerlendirmeleri nedeniyle acı çekerler. Üstelik bilgeliğin mutlaka yaşla birlikte gelmediğini, aklın yaşta değil başta olabileceğini de adeta bize kanıtlar. Bilgeliğe ulaşmak, bir bedel ödeme ve acı çekme ile mümkündür.
Oyunlarının çoğunda olduğu gibi, Kral Lear'da da Shakespeare, görünüşün aldatıcı olabileceğini vurgular. Bize yaşlanmanın zorluklarını, demansın kırılganlığını anlatır. Lear'ın krallığını teslim etme kararının bir çeşit kenara çekilme olabileceğini gösterir. Gücünü sağlığında delege etmenin ve yönetimde yedekleme yapma eyleminin önemini ortaya koyar.
Shakespeare'in döneminde, insan vücudu, genellikle krallık için bir metafor olarak kullanıldı. Karakterin, krallığının yozlaşmasına iki kızının Goneril ve Regan’ın neden olduğunu düşünmesi, bu yüzden Goneril'den "veba yarası" olarak bahsetmesi kulağa o kadar da şaşırtıcı gelmiyor. Shakespeare’in hayatının bir döneminin hıyarcıklı veba salgınına denk düştüğünü, o dönemde kaleme aldığı ve bunun izlerini taşıyan eserleri olduğunu anımsamak yerinde olur.
Başka oyunlarda da kullandığı, öfke ile karışık ruh halini, deliliği, doğanın şiddetini ve Britanya’nın o dönemdeki siyasi kaosunu temsil eden fırtına sembolü yine karşımıza çıkar. Fırtına aynı zamanda güçsüz krala, kendi ölümlülüğü ve insani zayıflığı ile yüzleşmesine ve ruhunda ilk kez bir tevazu duygusunu geliştirmesine olanak veren doğanın o müthiş gücünü anımsatır. Onu bir tür ilahi adalet sağlayan karakter gibi konumlandırır.
Kral Lear, aile dinamikleri kadar güç dinamikleri ile de ilgilidir. Anlamsız bir dünyanın kasvetli vizyonunu sunar. Kendini tanıma eksikliğinin kaosa ve trajediye neden olabileceğini gösterir.

Kral Lear ile İlgili Farklı Görüşler
Farklı araştırmalarda oyun ile ilgili karşıt görüşlere rastlamak mümkün. Coppelia Kahn için Kral Lear "erkeklik kaygısı" hakkında bir oyundur. Üç kızını annesiz büyüten kral, kendi yumuşak yönüyle yüzleşemez; ağlamayı reddededer. Lear ağlamayı öğrendiğinde ve Cordelia ile ataerkil olmayan, şefkat ve sevgi dolu bir ilişkiyi yeniden keşfettiğinde ruhunu kurtarır. Kahn’ın görüşüne göre oyun, kadınlığın olumlu gücünü onaylar.
Öte yandan Kathleen McCluskie ‘The Patriarchal Bard’ makalesinde Kral Lear’ın kötülüğün kaynağı olarak kadını sorumlu tuttuğunu ve sergilenen ataerkilliğin toplumu kontrol ettiğini öne sürer. McCluskie için Lear, "anti-feminist" bir oyundur. Kral Lear'da kadın düşmanlığının varolduğunu, kadının itaatsizliğinin, aile kurumuna yönelik tehditler içerdiğini ve eserin, ilk günahın kaynağı olarak, kadınlara parmak sallayan çileci bir gelenekten inşa edildiğini öne sürer.
Bloom, Freud'un insan psikolojisi vizyonunun, tamamen bilinçsizce değil ama Shakespeare'in oyunlarından kaynaklandığını iddia eder. Psikanalizin kurucusu ünlü isim hayatı boyunca Shakespeare'i Ingilizce dilinde okumuş ve eserlerinden etkilenmiştir.
Shakespeare'in zamanında, histeri kavramı anne kavramı ile birlikte düşünülüyordu. O dönemde histeri, fiziksel olarak erkeğe göre zayıf görülen, dahası mizaç ve ahlaki açıdan ürkek ve her anlamda hata yapmaya meyilli kadına ait bir metafor olarak nitelendiriliyordu. Kadın, rahmi, narin özellikleri ile zihni veya ruhundan ziyade, etten bir yaratık olarak, erkek karşısında zayıflığın işareti ve kaynağıydı.
Kral Lear'ın katarsis ve uyanma ânı oyundaki dokunaklı sahnelerden biridir. Sadece Lear'ın Cordelia ile uzlaşmasına değil, aynı zamanda ruhun uyanışına da işaret eder.
Shakespeare Trajedileri
Shakespeare trajedileri Yunan trajedilerinden etkilendi. Hem Aristoteles hem de Shakespeare trajedisi arasındaki bazı benzerlikler hemen not edilebilir.
Shakespeare trajedileri aynı zamanda trajik bir şekilde talihin tersine çevrilmesini deneyimleyen bir kahramana sahipler.
Macbeth, Kral Lear, Hamlet, Othello, Antony ve Kleopatra Shakespeare'in ünlü trajedilerinden bazıları. Kahramanlar genellikle trajik bir ölümle karşı karşıya kalırlar. Konu bir asilzadenin düşüşüne odaklanır. Bu durumu daha trajik bir şekle sokar. Siyah beyaz değil, gri alanlar ortaya dökülür. Karakterin kader ile ilişkisi, doğaüstü olaylar, yaşam ile ilgili paradoksal unsurlar, intikam duygusu anlatımda baskındır. Kişilerarası çatışmalar kadar içsel çatışmalar, içe dönük analizler de önemlidir. Sonunda karakter katarsisi deneyimler.
“Bana bir kahraman gösterin ve size bir trajedi yazacağım” diyen Scott Fitzgerald belki de her birimize kendi oyunumuzda başrol oynama sorumluluğunu taşımamızı önermişti. Tüm dünyanın bir sahne, tüm erkekler ve kadınların sadece oyuncular olduklarını bize anımsatan yine Shakespeare’in kendisi değil midir?
Onun her eseri hayata dair anlam bulmak ve varoluş konusunda birer kişisel gelişim kitabı özelliğini taşır.
Kaynakça
Shakespeare, William. Kral Lear. Çev: Özdemir Nutku. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2009
Bradley, A.C. Shakespearean Tragedy. Lectures on Hamlet, Othello, King Lear, Macbeth. 1919
Kahn, Coppelia, The Absent Mother in King Lear. 1986, reprinted in Kiernan Ryan ed. King Lear: Contemporary Critical Essays, 1993
McLuskie, Kathleen, The Patriarchal Bard: Feminist Criticism and Shakespeare: King Lear and Measure for Measure. 1985, also reprinted in Kiernan Ryan collection.1993.
Bloom, Harold, Shakespeare. The Invention of the Human. Riverhead Books. 1998
Oates, Joyce Carol. Is This the Promised End? The Tragedy of King Lear , Originally published in the Journal of Aesthetics and Art Criticism, Fall 1974. Reprinted in Contraries.






