Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Ekim 2018

Öykü

Kuyu

Oğuzhan Günsüz

Paylaş

12

0


Ne vakit uzun yol otobüsünde yarı esrik halde daldığım uykumdan uyansam, nerede olduğumun ayrımına vardığım o birkaç saniyelik boşlukta gözlerim yuvasından çıkacakmış gibi açılır. Sağlıksız uyku anılarımın çokluğu yollara sık sık düşmemden mi, yoksa uykumun ezeldendir hafif bir sarhoşluk halinden öteye gidememesinden midir, bilinmez. Belli belirsiz, tam olarak ansıyamadığım çocukluk yıllarıma yaptığım yolculuklar da hep aynı durakta indirir beni. Göz gözü görmeyecek kadar karanlık bir kuyu, kuyunun dibinde tam manasıyla hakkını veremediğim uykumun mezarı var. Ne vakit gözümü kapasam, ilk orada açıyorum gözlerimi. Uykudan ilk uyanma hali, aslında bir uyanıştan çok, korkuyla kendine gelme haliyse biraz, bunun müsebbibi de işte o kuyu. Tüm cevaplar kuyunun dibindeki taşlarda, tüm sorular kuyunun altında kaynayan sulara karışmış, akıyor. Ben, ne tam anlamıyla bir cevap bulabiliyorum sorularıma ne de soru sorabilecek bir kudret.

Yine o karanlık kuyuların dibine, geri dönülemez yolculuklarımdan biri… Yine girdiğim gibi çıkamayacağım bir derinlik, yine amansız sorular, yine amasız cevaplar, yine uyku mezarları, uykum, uykusuzluğum, yine, yine, yine… Bir daha görmeyecekmişim gibi baktım evime, son kez görüyormuş gibi. Tüm duvarlarını, usulca başımı sağa sola hafifçe oynatarak, gözlerimden okunan, acıyla karışık bir boşlukla inceledim. Duvardaki resimleri, sıva çatlaklarını, her duruşunda itinayla kurduğum, saat başı çalan antika duvar saatini, usulca gezdi gözlerim. Yalnız gözlerim mi? Yüreğimle değdim onlara, bir bir. Gözlerim, hiç durmayan saat tik takları gibi, inatla kurduğum saatin, inatla birbirini kovalayan akreple yelkovanı gibi, gezdi evin her köşesini. Dökülen sakallarımın uçuştuğu her köşeyi, dökülen sakallarımı uçuran hafif rüzgârın girdiği pencerenin boyası dökülmüş her yanını, aylardır ümitsizce yattığım yatağımın kırık beyaz örtüsünü, ezberlercesine inceledim. Sanki tüm bunlar yolculuk yapacağım o ümitsiz, o kapkara boşlukta işime yarayacakmış gibi aklıma kazıdım. Beynimin işe yaramayan kıvrımlarını, yirmi beş yılımı geçirdiğim bu evle doldurdum. Giderken yolluk alıyordum evimin her bir köşesinden. Her parça zihnimin sıçramaya hazır noktalarına değiyor, orada bir yaşanmışlığın karşı konulamaz devinimini tetikliyordu.

Yolculuğumun nereye varacağını bilmediğim –yahut bilip de kabul etmediğim– o durakta beni bekleyen hiçbir şeye hazır olmadığım bir anda karşılaştım onunla. Yüzlerindeki çizgiler yol olmuş, beli sanki yılların değil de yüzyılların karşı konulamaz kudretiyle eğilmiş, acının dillendirdiği bir bilgenin sözleriyle geldim kendime. “Evrenin tüm büyüsü, son ânına kadar onu anlayamayışımızda yatıyor. Anladığımız o saniyenin onda birinde biz yokuz, anladığımı sandığımız yıllar boyunca bizi aldattığını fısıldıyor kulağımıza. Ölülerin gözlerine bak, o son saniyenin büyüsü işte o gözlerde. Gülümseyen, şaşıran, kahrolan o gözlerde.” Dipsiz kuyu. Benim kuyum. Uykumun, evimin, yatağımın, yaşamımın kuyusu… Hayatımın son anlarında kaynağına ulaştığım, ulaşıp da anlamlandıramadığım, anlamını bulamadığım tüm sorularıma cevap aradığım, arayıp da bulamadığım, kör kuyum… Çeyrek asrın bütün gizini istiridye kabuğu misali saklayan, evimde bulamadığım tüm soruların cevapları burada. Biten bir yaşamın başlattığı bir yokluğa doğru yol alırken buluyorum tüm cevapları. Sorularım doğru mu diye yokluyorum bütün ceplerimi. Asırların belini büktüğü, acıların yüzünde çizgi çizgi yol olduğu bilgenin sözleri hafif bir meltem gibi sarıyor tüm benliğimi.

“Kuyu,” diyor. “Kuyu bir boşluktur. Cevap bulmasını umduğun tüm soruları içine attığın, bir türlü tamamlayamadığın sağlıklı uykularını en derinine gömdüğün, aslında su çıkması için kazdığın fakat hep kaya parçalarıyla dövüştüğün, sonsuz bir kurulukla mücadele ettiğin bir boşluktur kuyu.” Evimden çok uzaktayım. Evimde geçirdiğim yirmi beş yılın hatıraları beynimi esir almış, yaşamakta olduğum hiçbir anın beynimin kıvrımlarında seyahat etmesine müsaade etmiyor. Bembeyaz çarşaflarla, dakika başı öten makinelerle, saat başı gezinen beyaz önlüklülerle sarılı dört bir yanım. Kolumu ve göğsümü sürekli sıkıp bırakan, yaşamsal fonksiyonlarımı ölçen aletler tarafından zapturapt altına alınmışım. Bir şeylerin sonuna doğru yolculuk yapmanın bilincinde, yolculuğun ne olduğunu sorusunun bulanıklığında giriyorum son saniyelerime. Bilgenin son nefesini verirken söyledikleri geziniyor tüm ruhumda. “Toprağı başına çekmek, sonsuz bir uyku hali…” diyor. “Bu dünyada huzurla uyuyamayanların, bolca endişeden oluşan insanoğlunun rahata kavuştuğu o birkaç saniyelik boşluk. Uyku kadar basit bir eylemin gerçekleştirildiği o kutlu andan ibaret her şey…” Dakika başı öten makineler susarken, ilk defa gerçek anlamıyla bir uykuya daldığımı hissediyorum. Hatırlayamadığım tüm güzel anıların boşluğuna doğru, uykusuzluğumun uykusuna doğru ilerliyorum. Toprağı başıma çekmeye hazır bir halde, tüm soruları cevaplamaya iniyorum kuyuya. Kuyunun dibinde karşılaşıyorum bilgeyle. “Hoş geldin,” diyor. “Cevabını aradığın tüm soruların duvara çarparken oluşturduğu o anlamsız sessizliğe hoş geldin.” Kuyuyu dinliyorum…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ruhun Kuytusunda: Bir DeğiniErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elisabeth Braw

31 Ağustos 2025

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Svalbard’ı yirmi beş yıl önce terk eden Ruslar, Sovyet Döneminin ihtişamını geri getirebilmek için Norveç takımadalarına döndüler.  Neil Armstrong Ay’a ayak bastığında yaptığı ilk şey Amerikan bayrağını dikmekti. Ülkeler bir arazinin kendilerine ait olduğunu belirtmek için o ..

Devamı..

Yaz Sıcağıyla Baş Edebilmek İçin Orta ..

James Clark

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024