Madalyonun Öbür Yüzü: Nazi Askerlerinin Aileleri
4 Ekim 2017 Tarih

Madalyonun Öbür Yüzü: Nazi Askerlerinin Aileleri


Twitter'da Paylaş
0

“Genetik suç yoktur.”

Soyağaçları, dallarını geçmişe doğru uzattıkça pek hoş olmayan gerçekleri ortaya çıkarabilir. Münihli Jennifer Teege de 2008 yılında Hamburg halk kütüphanesinde araştırma yaparken tesadüfen karşılaştığı bir gerçekle bunu fark eti. Öğrendiği bu gerçek, nasıl baş edeceğini bilmediği büyük bir travmaya dönüştü. 2013 yılında Almanya’da yayımlanan My Grandfather Would Have Shot Me (Büyükbabam Beni Vurabilirdi) kitabında da bu hislerini anlatıyor.

Teege’nin büyükbabası, hâlâ yaşıyor olsaydı torununun karma kökenine muhtemelen hoşgörüyle yaklaşmayacaktı. Büyükbaba Amon Goeth, soykırım dönemine Krakow’daki toplama kampının Nazi komutanıydı. Aslında hepimiz bu komutanı Steven Spielberg’ün Schindler’in Listesi filminde oyuncu Ralph Fiennes’in canlandırdığı rol sayesinde tanıyoruz. Filmdeki Amon Goeth, sadist yöntemleri olan, balkonundan kamp tutsaklarını vuran ve Yahudi hizmetkârları kırbaçlayan bir komutandı.

Teege, “Genetik suç yoktur” diyor. Yani bir insanı sadece ırkından ya da atalarından dolayı suçlamanın ne kadar mantık dışı olduğunu ifade ediyor. “Bir Alman olarak sahip olduğum tek sorumluluk sessiz kalmamaktır. Yıllardır zehirli bir sırla savaşıyorum.”

Teege’nin ilginç hikâyesi annesi Monika Goeth’le başlıyor. Biyolojik annesi Monika, Nazi kumandanı Amon ve onun eşi Irene’in tek kızı. Fakat Monika’nın annesi 1983 yılında intihar ederek ölüyor. Monika doğduğunda babası Amon ise hapistedir. Komutası altında en az sekiz bin tutsağın öldürülmesi ve genellikle Yahudi erkek, kadın ve çocuklardan oluşan seksen bin kişinin ise Auschwitz’in gaz odalarında katledilmesi sebebiyle hüküm giyen Amon, 1946 yılında kızı henüz bir yaşındayken ölüm cezasına çarptırılıyor ve idam ediliyor.

Monika’nın bebekliği pek huzurlu geçmiyor. Altı aylıkken bebek arabasının içinde annesiyle dolaşırken yanlarına gelen bir adam Monika’yı boynundan bıçaklıyor. Neyse ki bebek, bir mucize eseri kurtuluyor. “Annemin hayatının öznesi onun babasıymış sanki. Kimliğini oluşturan oymuş. Annemin hayatını o kadar işgal etmiş ki başka hiçbir şey için yer kalmamış” diyor Teege.

Teege, annesinin Nijeryalı genç bir adamla yaşadığı ilişki sonucu dünyaya geliyor. “Her ne kadar ironik gözükse de bence annem karma ırkların ilişkisine dair bir şey ispatlamaya çalışmamıştı. Bu sadece fazla uzun sürmeyen bir aşk hikâyesiymiş.” Teege doğduktan sonra annesi onu çocuk bakım evine veriyor. Daha sonra ise başka bir aile onu evlat ediniyor. O zamandan beri annesi ve Teege arasında hep çetrefilli ve kesintili bir ilişki oluyor. Bu da Teege’nin uzun yıllar boyunca gördüğü depresyon tedavisini başlatıyor.

Spielberg’ün Schindler’in Listesi filmi vizyona girdiğinde, Goeth karakteri de dünya çapında tanınıyor. Bunun dışında, Monika Goeth de babası hakkında bir kitap yazılmasına ve bir belgesel çekilmesine yardımcı oluyor. Teege de yıllar sonra Hamburg kütüphanesinde bu kitabı buluyor. “Annem bir dönem benimle konuşmamıştı. Bu küslük onun kararıydı ve ben hiçbir şey yapamıyordum. Onu affettiğim söylenemez ama sanırım zaman içinde onu anlamaya başladım. İlişkimiz her zaman karmaşıktı. Zaten her anne-kızın ilişkisi böyle değil midir?”

Teege, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin hava kuvvetleri komutanı olan Hermann Göring’in torunu Bettina Göring’e ve Nazi işgalindeki Polonya‘nın valiliğini yapan Hans Frank’ın oğlu Niklas Frank’a da değiniyor: “Her insanın hikâyesi ayrı ama Nazilerin akrabalarının çoğu bu gerçeğin yüküyle yaşıyor ve çoğunun ailelerinin kimliğinden bağımsız bir hayat sürme şansları olmuyor.” İki çocuk annesi plan ve Hamburg’ta varlıklı bir yaşam süren Teege için bile bu sorun henüz geçmişte kalmadı, sadece konuşulmuyor.

Çeviren: Deniz Saldıran

(El País)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR