Neden şaşırıyorsun? Teoremin ispatı için birlikte çalışıyoruz. Sessiz ol dinleniyor şimdi. Odamın siyaha boyalı duvarları mı? Duvar yok. Görmüyor musun? Uzayın boşluğunda yuvarlanıyoruz.
Benim adım Ömer. Cem yok. Ömer.
Sessiz ol dinleniyor içeride.
Kim mi? Fermat. Evet matematikçi. Ne ünlüsü! Beni kopyalayan bir zavallı o. Son teoremini ispat ettiğini söylüyordu. Şşşş yavaş… Yok öyle bir şey. İspat falan yok. Benim çözmemi bekliyor. Sinsi. Teoremin ispatını bitirene kadar yüzüme gülüyor. Neymiş x, y,z pozitif birer tam sayı iken xn+yn=zn ifadesi, n ikiden büyük tamsayılar için sağlanamıyormuş. Sağlanamaz tabi. Görüyorum çözümü. Bak etrafımız sarılı formüllerle. Nasıl da özdeş her biri bedenimle. İyi bak, göreceksin. Benim ustalık eserim bu. Biliyor musun ispatı benden aldıktan sonra pufff! Öldürecek beni.
“Nasıl öldürür ki beni? Bıçakla? Yok çok kan olur. Çıplak elleriyle boğazımı sıkar belki? Sanmam. Gücü yetmez bana. Çayıma ilaç koyar belki. Sessiz ve temiz. Hayır korkmuyorum ondan. Hayır hayır korkuyorum!”
Beni neden mi öldürecek? Bu da soru mu? Problemin çözüldüğünü dünyaya ilan etmek istemiyor. İspatı sadece kendisi için istiyor. Benim dahi olduğumu biliyor. Benim dokunuşum gerekli teoremin çözümü için. Cam fanus burası. Hayır siyah değil duvarlar. Duvar değil onlar, ben uzayın kendisiyim!
Şu üç cüce hep kafamın içinde. Oturdular beynimin kıvrımlarına. Yeşil, sürekli gülüyor. Çok gürültücüler. Siyah ve Sarı, ispatın çok yakın olduğunu söylüyor. Ama o Yeşil! Tüm kötü duygularımın sorumlusu. Bak duyuyor musun? Beni cezalandırıyor.
“Susun! Fıs fıs konuşmayın. Duyuyorum ben sizi!”
Bir de kulaklar var. Sürekli beni takip ediyor. İçerideki kadının beni yok etmek için plan yaptığını duymuş kulaklar. Aynı Cem gibi. Kırmızı ojeli parmaklarının arasında külü uzamış pis bir sigara. Gülüşü ne çirkin. Alay ediyor gibi. Yok alay ediyor düpedüz.”
“Ben Maestro’yum!”
“Notalar gibi uçuyor formüller. Sıraya girin.”
Ömer benim. Sen Cem’i soruyorsun. Şu kadın, sigaralı… Onun oğlu Cem. Cem korkaktı. Kadın, Cem’in koluna adını yazmıştı. Sen Cem’sin, sen Cem’sin. Tek tek. Bir harfi bir seferde bitiremiyormuş. Yanık kokuyor. Et yanığı. Önce kızarıyor sonra sulu çirkin yaralar oluyor. Ama kuruyor sonunda. Hayal kurdurmuyormuş siyah. Siyah çok gülüyor buna. Tamam susun sizde ne çok konuşuyorsunuz. Siyah değil duvarlar. Duvar bile yok. Beni tutan, çeken, sınırlayan hiçbir şey yok. Kımıl kımıl akan kanımın sesini dünyada bıraktım. Dipsiz sessizlik. Her şeyi susturuyor. Sus.
“Korkma kolunda yazmıyor adın. Seni delirtmek istiyor. İnanma. Sen Ömer’sin. Sen, Maestro’sun!”
Aynanın sırlarına sızmış. Orada, aynada, bana bakıyor… Cem… Öyle dümdüz, ifadesiz. Her yerde takipte… Ödlek! İkimizde gözlerimizi kırpmıyoruz. Ben, kötülüklerin aynasıyım. Hasat edemediğin fikirlerimden kork. Göremediklerini gören zihnimden çıkanlar değiştirecek dünyayı. Ve artık çözümsüzlüğüyle ünlü bir matematik problemi olmayacak.
“Ben Maestro’yum!”
Ha Cem diyorduk. Yaralarını iyileştirdim. Çirkin duruyordu sol kolundaki yaralar. Onları hallettim. Sonra simetri bozuldu. Biliyor musun hiç sevmem asitmetrik şeyleri. Denge önemli. Benim görevim bu. Dengeyi sağlamak. Ahenk benim işim. Notalar uçuşurken karanlık suya karıştı önce sol kolu sonra diğeri. Yardım ettim kurtulmasına. Parça parça…Kolları, bacakları... Kurtuluşunda huzur buldum. Başı tek kalınca çok komik göründü. Sonra onu da gönderdim suya. İyice yıkanmıştır değil mi?
“Ben Maestro’yum, veznedar değilim!”
İlaç mı? Hayır sabah içmedim. Uyutuyor beni. Anlamıyor musun? Düşünmem lazım. Çok düşünüyorum ve bundan nefret ediyorum. Neden uyumak zorundaymışım? Ooffff sesler kafamın en derinlerinde…
Cevaplamam gereken çok soru var. Bilinmezlerle dolu evren. Ağırlığını üzerimde hissediyordum. Tüm hayatım boyunca ağırlık gibi hissettim. Ta ki çözümü uzay boşluğunda görene kadar. Orada. Beni çağırıyor. Anlatacağım sana pis Yeşil!
“Nasıl anlatacaksın?”
“Çok kolay sadece teoremin basit ve yalınlığına odaklan”
“Yalan söylüyorsun küçük bir çocuk anlayabilir demiştin? Anlayamıyorum.”
“Sorun sende değil, Yeşil. Cem anlatamıyor. Neyi anlatabildin, Cem? Ömer bulana kadar, 350 yıl kimse ispatlayamadı bu teoremi. Sen değil, Ömer çözdü! Dahi değil, boktan bir kasabanın boktan bir banka şubesinde veznedarsın.”
“Susun cüceler! Hepiniz susun! Hayır değilim! Uzayın ahengi benim!”
“İç onları iç. Hepsini iç, Cem. Kardeşin Ömer seni çağırıyor. İç şu ilaçları iç hepsini!”
“İç, iç, iç..”
İçtim…
İçti…
İç…






