Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Kasım 2023

Edebiyat

Melih Günaydın: “Polisiye benim için bir tutku aslında, bir seçim değil.”

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Melih Günaydın ile ikinci polisiye romanı Buzlar Çözülünce odağında yapmış olduğum söyleşi insanın suçla ilişkisi, insan psikolojisi, teknolojinin suç dünyasına etkisi ve ne yaşıyor olursak olalım suç söz konusu olduğunda bir araya gelen hikâyelerin yarattığı gerilim üzerine gerçekleşti. Tüm bu konular kapsamında yazarın ilk romanı Sürgün Avı'ndan da konuştuk elbet. Yazdığı polisiye romanlarla son sayfaya kadar heyecanın ve gerilim unsurlarının katmanlarında sürükleyici bir atmosferde kendini okutan çağdaş edebiyatımızın polisiye türünde yazan önemli kalemi Melih Günaydın ile söyleşimiz için buyurun lütfen.

Aynur Kulak: Uzun süre gazetecilik yaptıktan sonra, yayıncılık sektörüne geçiyorsunuz ve bu geçiş sonrası editör olarak çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Yayıncılık dünyası, editörlük, edebiyat ile olan bağınız içerisinde polisiye edebiyat ile olan bağınızı konuşarak başlayacak olursak, neler söylemek isterseniz?

Melih Günaydın: Yayıncılık dünyasındaki kimliğim ile yazar kimliğimi birbirinden ayırıyorum. Çünkü birisi işim ötekisi tutkum. İlk uzun süreli mesleğim bankacılıktı, oradan yayıncılık dünyasına geçişim gazetecilik sayesinde oldu. Gazeteciliğinse bu türü seçmemde bir etkisi olmadı fakat romanlarımı kaleme alırken bana epey faydası oldu. Hatta örnek vermem gerekirse Sürgün Avı’ndaki karakterlerimden Burcu amansız bir savaş muhabiriydi ve onun mesleki deneyimlerini direkt doğrudan aldığım eğitim bilgileriyle harmanlamıştım. Gözlerindeki Sır isimli polisiyede şöyle bir diyalog vardı: Bir erkek her şeyini değiştirebilir; yüzünü, evini, ailesini, kız arkadaşını, dinini, tanrısını… Yine de değiştiremeyeceği bir şey var Benjamin, tutkularını değiştiremez. Polisiye benim için bir tutku aslında bir seçim değil.

melih günaydın buzlar çözülünce

AK: İlk polisiyeniz Sürgün Avı 2020’de yayımlanıyor. Sürgün Avı’nı yazmaya karar verme ve romanı yazma motivasyonunuzu merak ediyorum ve ilk olarak bunun üzerine konuşalım istiyorum. Fakat bununla beraber böyle bir ilgi bekliyor muydunuz? Çünkü ülkemizde polisiye türü biraz kıyıda kalmış bir tür, ki Sürgün Avı üstüne üstlük politik gerilim.

MG: Sürgün Avı’nı sosyal medyanın kitleler üzerindeki gücünü ve Arap Baharı üzerinden göç ve göçmen politikalarını göstermek için kaleme aldım. Sürgün Avı dönemin güncelini mesele edindiği ve geçmiş ile günümüzü bir araya getirdiği için okurdan ve eleştirmenlerden ilgi gördü.

Polisiye son yıllarda yükselişe geçen bir tür ve suçun alanını da yazılan eserler genişletmekte. Edebiyat dünyasında konumlanmasında bazı yapısal sorunlar elbette var fakat sadık bir okur kitlesi her zaman polisiye yazarlarının yanında ve bu da yazarların motivasyonunu tüm zorluklara rağmen koruyor. Türkiye Polisiye Yazarlar Birliği faaliyetlerine devam ediyor, Kara Hafta polisiye yazarları ağırlıyor; yeni, eski, dünyadan polisiye kitapları ve yazarları konuk ediyor. Eksiklerimiz var mı, elbette var. Geliştirilebilir mi? Bu motivasyona sahip yazar arkadaşlarımız var ve bence gelişerek ilerleyecek.

AK: Buzlar Çözülünce ikinci polisiye romanınız olarak bizimle buluştu. Üç yıl aradan sonra sizi Buzlar Çözülünce’yi yazdıran motivasyonunuzu, sebeplerinizi sormak istiyorum. Fakat, her iki polisiye arasındaki farkların ne olmasını istediniz, bunu da merak ediyorum. Sürgün Avı tam da pandeminin patlak verdiği yıl yayınlanıyor. Buzlar Çözülünce ise pandemi ile birlikte tüm ağır süreçler sonrası (Patlak veren sıcak savaşlar, ekonomik krizler, teknolojideki muazzam atakla siber suçlar vb.) buluştu bizimle. Farklı motivasyonlar var diyebilir miyiz yoksa polisiye söz konusu olunca olaylara asla düz bir çerçeveden bakılmaz zaten, hikâyelerin dinamikleri farklılık gösterebilir mi?

MG: Suç kurgusu üzerinden toplumsal sorunlara ve siyasi gerçeklere odaklanarak, toplumda suskunluğun, görmezden gelmenin ve rıza göstermenin nasıl sıradan kötülüklere dönüşmesi ve mülteci sorunları, hiç sayılan travestiler, çocuklar ve kadınlar üzerinden işlenen suçlar, aslında daha derinlerde yatan toplumsal çarpıklıkların yansımasını göstermek beni tetikleyen unsurlardı. Her iki romanımda da göç ve göçmen meselesi üzerine, suçun ekonomik yönüne, suçun teknolojik gelişmelerle gelişmesine odaklanmaya çalıştım. Benzer isteklendirme olsa bile farklı araştırmalar, karakterler ve mekânlar söz konusuydu. Gerçek hayattan ilham alarak Kocaeli ve İstanbul’un farklı kesimlerinde gözlemler yaparak, toplumsal sorunları daha yakından anlamaya çalıştım. Ayrıca, metaverse ve modern teknolojinin suç soruşturmasındaki rolünü anlamak için derinlemesine incelemeler yaptım.

melih günaydın buzlar çözülünce

AK: Buzlar Çözülünce son sayfasına kadar bizi sürüklüyor. Merak duygumuz son sayfaya kadar tetikte. Polisiyenin ortaya çıkış sebeplerinden ziyade olay örgüsü dinamiklerinin yerli yerinde kullanılması ve kurguya verilen önem sanırım bunun sebebi. Ne söylemek istersiniz?

MG: Bu soruya hem bir yazar hem de bir okur olarak yanıt vermek isterim. Polisiye eserlerde özellikle gerilim ve merak duygusunun okuru son sayfaya kadar sürüklemesi benim için çok önemli. Olay örgüsünün dinamiklerini doğru bir şekilde kullanmak ve kurguya dikkat etmek, okuyucunun hikâyeye daha fazla bağlanmasını ve her sayfada yeni bir sürprizle karşılaşmasını sağlıyor. Biliyorum ki en ufak bir kurgu hatası okuru metinden koparıp soğutuyor üstelik. Hele ki bence polisiye eserlerde okurun zihnini sürekli olarak meşgul etmek ve çözülmesi gereken bir bulmaca kimliğine bürünmek gibi bir misyon olmalı. Bu nedenle, karakterlerin gizemli geçmişleri, olayların ardındaki sırlar ve ipuçlarının doğru bir şekilde dağıtılması gibi detaylara önem veriyorum. Okurun son sayfaya kadar merak içinde kalıp her bölüm sonunda diğer bölüme geçmek ve kitabı bitirmek için sabırsızlanması, benim için bir polisiye romanın başarısının  göstergesi.

AK: Yukarıdaki sorunun hemen ardından son sayfaya kadar bizi tetikte tutan merakımızın sebeplerinden en önemlisi sanırım, hikâyeyi çoklu karakter yapısı üzerinden anlatmanız. Bir kahraman komiser yok veya bir suçlu yok. Bu durumu anlattığınız hikâyelerin unsurları adına (Suç unsuru, gizem unsuru, adalet unsuru) en önemli unsur olarak görebilir miyiz?

MG: Buzlar Çözülünce’de birbirine paralel iki ayrı hikâyeyi bir araya getirmeye çalıştım. Defne’nin Kartepe’de devam eden polis soruşturması ile Ali’nin İstanbul’da psikolojik sorunlarla boğuştuğu izleklerin bir araya gelmesi hedeflerim arasındaydı, Burada Ali’yi seçme nedenim anti bir kahraman oluşturmaktı. Sıradan bir grafikerin bile kendi kişisel hikâyesinden/geçmişinden yola çıkarak vakanın çözümüne katkıda bulunmasının metne dinamizm kazandıracağını düşündüm. Ayrıca her karakterin de katmana karışan öznel hikâyelerine yer verdim.

AK: Romanın gözden kaçmaması gereken önemli taraflarından biri karakterlerin psikolojilerinin hikâyeye katkıları. Kıdemli polis Defne’nin bekâr bir anne olarak içinde bulunduğu yalnızlık psikolojisi, romanın bir diğer önemli karakteri Ali’nin uykusuzluktan mustarip oluşu ve kâbusları ve asıl olarak Defne’nin oğlu Barış’ın indigo hastalığı dolayısıyla özel bir çocuk olması. Bütün bu psikolojik unsurlar bir araya geldiğinde buzlar hiç çözülmeyecekmiş gibi fakat, psikolojik unsurlar bir yandan da hikâyenin kıvamını alması adına akılcı ve mantıklı bir zemin yaratıyor desem, psikolojik unsurlara çok mu önem atfetmiş olurum, ne dersiniz?

MG: Polisiye romanlar sadece suç ve gizem öğeleriyle değil, aynı zamanda karakterlerin psikolojik yapısıyla da okuru etkileme özelliğine sahip. Romanımda kıdemli polis Defne'nin bekâr anne olarak yaşadığı yalnızlık, Ali'nin insomnia ve kâbuslarla boğuşması ve Barış'ın indigo çocuk olarak özel ihtiyaçları, hikâyeye sadece bir gerilim unsuru olarak değil, aynı zamanda derin bir insanlık hali olarak katkıda bulunuyor. Bu karakterlerin psikolojik durumları, onların kararlarını, ilişkilerini ve hikâyenin akışını doğrudan etkiliyor. Bu unsurlar sayesinde okurun karakterlerle empati kurmasını sağlayarak sadece bir polisiye macera değil, aynı zamanda insan ruhunun karmaşık yönlerini de keşfetmesine olanak tanıyor.

MG: Bu psikolojik unsurların hikâyeye katkısını aslında buzların çözülmesi metaforuyla da açıklayabiliriz. Evet, başlangıçta bu psikolojik durumlar, karakterler arasındaki ilişkilerin ve olayların karmaşıklığını artırarak çözümün imkânsız gibi görünmesine neden olabilir. Ancak roman ilerledikçe, bu psikolojik unsurlar hikâyenin daha da zenginleşmesini ve okuyucunun olayların arkasındaki insan hikâyelerine daha derinden bağlanmasını sağlıyor. Böylece, bu derinlik, hikâyenin sadece daha akılcı ve mantıklı bir zemin kazanmasına değil, aynı zamanda daha etkileyici ve unutulmaz bir deneyim olmasına katkıda bulunuyor.

AK: Göç meselesi, yani yabancı uyruklu mültecilerin son yirmi yıl içerisinde toplumun içerisine tamamen yayılarak bir yaşam alanı oluşturmaları, bizim onlara karşı bakışımız ve tutumumuz, özellikle kimsesiz mülteci çocukların ve gençlerin başlarına gelenler. Diğer taraftan bu kimsesiz mültecilerin –özellikle de çocukların- toplum tarafından maddi, manevi, cinsel anlamda sömürülmesi ve bu sömürünün toplumsal cinsiyet rollerinin toplum tarafından nasıl algıladığının ortaya çıkarması. Buzlar Çözülünce’nin üzerine en çok konuşulması gereken dinamiği olarak karşımıza çıkıyor. Tek bir suçlu veya birkaç bireyi yargı önüne çıkarmaktan ziyade toplumsal ahlak ve toplumsal suç unsurları devreye giriyor öyle değil mi?

MG: Suçları sadece bireysel eylemler olarak ele almanın hiçbir zaman doğru olduğuna inanmıyorum, aynı zamanda kitlesel, ekonomik ve kültürel sorunlarla da ilişkilendirerek bir siyasi yapısının da olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü benim gerçek hayattaki siyasi duruşum ile kurmaca dünyam arasındaki duruşum birbirinden uzak değil. Sadece kurgu karakterlerin üzerinde tarafsızlığımı koruyarak hem gerçeği işaret eden hem de sürükleyici bir eser ortaya koymaya çalışıyorum.

AK: Sanal evren, VR gözlükler ve bu gözlüklerle açılan metaverse evreninin kapıları romanı bir bilim kurgu olarak da okutuyor bizlere. Bilim kurgusal bir sanal evren ama içinde ağırlıklı olarak masal evrenini de içeren bir yer burası. Hansel Gratel gibi, hatta Alice Harikalar Diyarını çağrıştıran tuhaf karakterlere rastladığımız masalsı bir sanal evren. Riskli bir şey deniyorsunuz aslında, zor olanı deniyorsunuz fakat sanal evrenin masalsı olarak karşımıza çıkması bambaşka, yeni katmanlar yaratmış hikâye içerisinde. Hikâyenin bu bölümlerinde riski göze alarak çok çalışmışsınız gibi geldi bana. Doğru bir hissiyat mı bu? Hikâyenin sanal evren, metaverse tarafı nasıl ortaya çıktı, biraz anlatır mısınız?

MG: Hiç yayınlanmamış bir öyküm var, orada insanlar birer maske takıyor ve o hayvanın dürtülerine bürünüyor. Bu fikri nasıl romana ekleyebilirim diye düşünürken Metaverse evrenindeki avatarlar aklıma geldi ve bu evrene öykümü entegre etmenin iyi olacağını düşündüm. Hayvanlar ve onların dilinden anlatılan öyküler denilince aklıma Ezop geldi daha sonra da Hansel ve Gretel. Hikâye Kartepe’nin zirvesinde bulunan bir cesetle başlıyor ve hiç ummadığımız başka evrenlere kapı aralıyor. Dağın başındaki ceset bir kırıntı ve peşinden bulduğumuz diğer kırıntılar bizi sonuca götürüyor. Dağ ve ormanın derinliklerindeki kulübe, kış, ağbi ile kardeş, Ali ile Eylül ilişkisi ve birçok sahne ve sonunda karşılaştığımız evren, Hansel ve Gretel masallarına gönderme aslında. Grimm Kardeşlerin bu eşsiz masalı Avrupa’nın kıtlık döneminde ortaya çıkmış, bize gelen versiyonlarının aksine daha karanlık bir hikâye ve dolaylı yoldan bir çocuk istismarının anlatımı da söz konusu. Romanımda bu masala gönderme yaparak hem katmanlı bir yapı oluşturmaya hem de ebeveynlerin, toplumun kısacası insanlığın karanlık yönüne de atıfta bulundum.

AK: Yanı başınızdan ayırmadığınız polisiyeler var mı? Böyle polisiyeler kaleme almanıza hangi yazarlar ve kitaplar vesile oldu?

MG: Son dönemde Alper Kaya’nın 50 Maddede Polisiye Edebiyat kitabını yanımdan ayırmıyorum, hem iş yerindeki masamda hem de evdeki çalışma masamda başucumda duruyor. Gerçekten çok incelikli bir iş çıkarmış, kafama takılan bir şey olduğunda hemen açıp okuyorum ve aslında ne kadar da az bilgim varmış diyorum. Aras Gençtürk’ün kurgularını da çok beğenirim. Celil Oker’in tüm kitaplarını doyumsuzca okudum, arada açar bakarım. Yine Jean Christopher Grange yazarken yanı başımda durur. Polisiye yazmamdaysa kesinlikle Michael Connelly’nin etkisi oldu diyebilirim. Onun gerçek suç profilleri, gündelik yaşamdan çıkarıp önümüze sunduğu karakterleri, mekân ve olay seçimleri, vakalara hâkimiyeti her zaman örnek aldığım ve etrafımı aydınlatan bir okuma deneyimidir benim için.

AK: Son beş yıl içerisinde dünyanın başına gelen her felaketi, muhtemel suç unsularını, vicdan ve hukuksal anlamda adalet mekanizmasının nasıl işlediğini romanlarınızda işliyorsunuz. Umudunuz var mı? Bu soruyu tersten şöyle de sormak istiyorum aslında: Dünya nasıl suçlara gebe? Bu gebelik bize ileriki günlerde nelere mal olacak? Asıl bu anlamda geleceğe dair bir umut var mı?

MG: Teknoloji son yirmi yılda çita hızına ulaştı, biz bir antilop gibi kaçmaya çalışsak da her av sezonunda bizi yakaladı. Büyüklerimize bakalım. Annemi düşünelim hatta, televizyonun kumandasını zor kullanırken (ki hâlâ bence zorlanıyor) akıllı telefon ile beni her gün görüntülü arayabiliyor, sosyal medyada düşüncelerini takipçileriyle paylaşabiliyor. Babam sesli kitap dinleyerek yürüyüşlerine devam ediyor. Bizler bunun içinde doğduk, bizden öncekiler maruz kalmalarına rağmen adapte oldular. Umudum elbette var. Dark Web bunun için bizlere çok iyi ders oldu, hükümetler bunlar için güvenlik politikaları üretmeye başladı. Ama teknoloji durmayacak, önümüzde koskoca bir evren daha var: yapay zekâ. Önlem almayı akıl edemeyenler hayallerine sığmayacak siber gerilimlerle karşı karşıya kalabilirler.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Halil Yörükoğlu

24 Ağustos 2025

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Edebiyatta yeteneğe çok inanmam ama dilde sanırım biraz inanıyorum.Halil Yörükoğlu: Sevgili Banu,klasik bir girişle yani nasılsın demekle başlayacaktım ama hemen aklımdaki soruya geçmek istedim. Dünyanın herhangi bir yerinde..

Devamı..

Evlilik Hakkında Konuşmalıyız

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024