Meliha Yıldırım’ın ilk kitabı Zaman o Zaman Değil 2019 yılının Kasım ayında h2O Yayınlarından çıktı.
Öykülerini sevgili kızı İrem’e armağan etmiş. Bu çok ayrıcalıklı ve özel. Hemen ardından bir başka sürpriz var. Kitabını, “edebiyatçı dostum” dediği Yollug Tigin anısına yazmış olduğunu söylüyor. Yollug Tigin, Türkçe adı ile Ay Kağan, Türk edebiyatının ilk tarihçisi ve edebiyatçısı. Tarihimizde çok önemli bir yeri var. Yollug Tigin, Orhun Kitâbeleri’nde Türklerin Çin esaretinden kurtuluşu ve yükselişini anlatır. İşte tam bu anlamda kitabına, unuttuğumuz edebiyatçımızı katmış olması Meliha Yıldırım’ı ve kitabını gözümde ayrıcalıklı kılıyor.
Meliha Yıldırım’a kitabını okumayanlar için soruyorum:
İlk kitabın basım süreci “daima en sancılı olandır” demişlerdi. Bunu yakın zamanda ben de yaşadım ama senin bu sürecin nasıl geçti? Basılış serüvenini anlatır mısın?
"Ertesi Gün Cumartesi" adlı öykümün 2013 Yılında 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi’nde yayımlanmasıyla başlayan öykücülüğüm daha sonra başka dergilerde yayınlanan öykülerimle devam etti. Kitaplaştırma aşamasına biraz geç kalmam nedeniyle –ince eleyip sık dokumaktan– Ülkedeki yayınevlerinin girdiği ekonomik krizi dolaylı olarak ben de yaşadım. Birçok yayınevi, kâğıt ithalatının maliyetlerini artırması nedeniyle geçici bir süre öykü kitabı basamayacaklarını ya da ilk kitaba sıcak bakmadıklarını söylediler. Bu bekleyiş sırasında iki öykümün ödül alması dosyama olan güvenimi artırdı. Her ne kadar bu süreç yorucu geçse de, İstanbul’dan h2O Kitap, öykü dosyam hakkında telefonla bana döndüklerinde çok mutlu oldum.
“Dostum” diye nitelediğin ve onun anısına yazdığın Yollug Tigin ile bağından, etkilendiğin eserinden ve o dönemden bahsetmeni istesem bize neler anlatırsın?
Herkesin de bildiği gibi Orhon Yazıtları, Türkçenin ve Türk Edebiyatının en eski verimleridir. Bu yazıtlarda anlatılan olay kadar Türkçenin ifade gücünü, ikilemelerin, örneğin; - arkış terkiş “kervan kafile”, ev bark “ev bark”, iş küç “iş güç”- deyimlerin, - atı küsi yok bol “adı sanı yok olmak”, ata sözlerinin, - yuyka erkli topulgalı uçuz ermiş… “Bir şey yufka iken onu delmek kolay imiş…”, benzetme sanatlarının, - kanım kagan süsi böri teg ermiş “babam hakanın askerleri kurt gibi, düşmanları da koyun gibi imiş,” - daha birçok örnekte Türkçenin nasıl ustalıkla kullanılabildiğini gösteren en eski metinler olması beni oldukça etkiledi. Yollug Tigin’in seçtiği özenli sözcüklerle kurulmuş şiirsel cümleleri okumak beni o kitabelerin takipçisi yaptı. Bahsettiğimiz yüzyılın yedinci ve sekizinci yüzyıl olduğu düşünülürse (ilk metin Kül Tigin Yazıtı 684-731) Türk yazı dilinin ne kadar gelişken ve güçlü bir dil olduğu görülür. Dolayısıyla Türk edebiyatının ilk şaheseri olarak kabul edilmesi haklı bir övgüdür benim için de.

Öykülerinde dikkat çeken birçok nokta var ve ben kadın duyarlılığı ile yazmış olduğun, kadınlara has öykülerinden başlamak istiyorum. Kabuk bunlardan biri. Oldukça etkilendim bu öykünden. Bir kadın geçmişiyle yüzleşirken çocukluğuna kadar gidiyor ve babasıyla karşılaşıyor. Travmatik bir durum ama bu öyküyü sana yazdıran tam olarak neydi?
Evet, öykülerimde kadın duyarlılığı oldukça ağır basıyor. Seksenli yıllardaki feminist hareket beni de içine aldı. Daha sonra uzun yıllar çalıştığım finans sektöründe de bu ayrımcılığı yapım gereği kendim yaşamasam da, etkilenen kadınlar olduğunu gördüm. "Kabuk" öyküm bir kız çocuğunun ilk karşılaştığı erkek olan babası ile yaşadığı otoriter yapının daha sonraki hayatının belli dönemlerinde de hiç peşini bırakmadığını fark edeceği tren yolculuğunu anlatır. Günlük telaştan kendini tamamen unutan yetişkin kadının halleridir bu yolculukta geçenler. Ardında bıraktığı kendisi artık, kendisine küsmüştür.
Yine kadın öykülerinden biri ve bu kez tanıdığımız, tarihte önemli bir yere sahip kadın karakter, Fikriye’yi konu alan öykün. Cinnahtan Sola Döndüm etkilendiğim öykülerinden biri de bu. Bizi o yıllara götürdün. Bu öykünün de çıkış noktasını merak ediyorum. Fikriye’ye haksızlık mı yapıldı sence?
Bu öyküm bir an öyküsüdür. Silahın patladığı anın öncesi ve sonrası. Aşık olmak, ileri düzeyde bir tutku durumu olduğuna göre Fikriye bir gün mutlaka o köşke gidecekti. Aşkın veremini yaşamış bir kadındı Fikriye.
Batık Bir Kıl adlı öykünde İnci Aral'ın Ağza Zamanı adlı öyküyü hatırladım. Kurgu farklı. İşini yaparken önceki geceyi düşünen çalışan kadını konu etmişsin. Okuru ters köşe yaptığın önemli bir öykü. Her kesimden kadınları gözlemliyorsun ama asıl dikkatimi çeken üzülen, terkedilen, anlaşılmayan kadınların peşine düşüyorsun. Şöyle kafasını dikip ben de bu hayatta varım ve ezilmem diyen kadın öykülerin yeni kitapta olacak mı? Yoksa hep ezilenin sözcüsü mü olacaksın?
Bu örnekler kendini bulduruyor. Batık Bir Kıl’daki kahramanı yazmak için iki yıl boyunca arada bir güzellik salonunun bekleme odasında oturup, gelip gidenleri izledim. Sonra o işin emekçisinin de bir hayatı olduğunu, yaptığı işin asıl hayatı haline dönüştüğünü gözlemledim.
Mazmun kadın öykülerinin dışında çok başarılı bulduğum değerli bir öykü. Tarihteki tüm edebiyatçılarımıza bir minnet, bir teşekkür ile yazdığını ve o yüzden ayrıcalıklı olduğunu düşünüyorum. Bizi tarihteki edebiyatçılarımızla aynı masaya oturtup sohbete dâhil ediyorsun. Bunu öykü diliyle okura sunmak gerçekten takdire şayan. Bu öykünün çıkış noktası nedir? Söylediğim gibi minnet duygusu mudur?
Klasik Türk edebiyatının son dönemi olan 19. yüzyılda (1861-1862) Hersekli Arif Hikmet Beyin Çukurçeşme’deki evinde yapılan Encümen-i Şuara toplantıları bugünkü edebiyatımızın da temellerinin atıldığı toplantılardır. Çünkü daha sonra Tanzimat Edebiyatı gelecektir. Orada edebiyat uğruna verilen uğraşlar çok inandırıcı geldi bana. Evet, arada hatırlamalıydık o değerli edebiyatçıları. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın makalelerinde sıklıkla Encümen-i Şuara toplantılarına rastlayınca kendisi de öykü kahramanlarından biri oluverdi.
Meliha bazı yazarlar vardır bizi okudukça yazdırır. Bazıları okudukça bilgilendirir. Sen hangi yazardan besleniyorsun?
Türk Dili okumamın da etkisiyle kendi yazarlarımıza ağırlık veriyorum. Yaşayan ve dönem yazarlarımızı bazen tekrar tekrar okuyorum. Elli kuşağı öykücülerini, kendinden sonra gelenleri de etkilemeleri nedeniyle önemli buluyorum. Klasik Türk Edebiyatı’nın özellikle 16. -18. yüzyıllar Divan Şairleri ve Türk Dünyası’ndan Kırım ve Kırgız Edebiyatını beğeniyorum. Batı edebiyatından İngiliz Edebiyatını okumayı çok severim. Keza Rus Edebiyatı’nı da. Uygur Masallarını bize oldukça yakın bulurum.
Ve son sorum, yeni projeler var mı, kitap hazırlıkları başladı mı, diye sormak istiyorum. İçtenlikle cevapladığın için teşekkür ederim.
Öykü yazmaya devam ediyorum. Ayrıca teması 16. yüzyılda geçen bir roman üzerinde de çalışıyorum. Ben çok teşekkür ederim.
.jpg&w=3840&q=75)





