Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ağustos 2020

Öykü

Mum

Hans Christian Andersen

Paylaş

2

0


2017-2018’de, Dipnot Yayınları için “Andersen Masalları”nı (Ankara, 2018) derleme, çevirme sürecinde, Türkçeye çevrilmiş olan masalların dışında kalan masallardan bir seçme yapma amacıyla başladımdı. Bu nedenle de, o güne kadar Türkçeye çevrilmemiş masalları derlemeye çalışırken, bir yandan da Internet ortamında arayışı sürdürmekteydim. Ancak bu çabamın çeviriye yansıyamadığını söylemem gerekiyor; çünkü “Andersen” dendiğinde hemen akla gelen masalların, “Andersen Masalları”nın “olmazsa olmazı” olduğunu anlamakta gecikmedim. Gene de bu “arayış”ın tümüyle sonuçsuz kaldığını söylemek zor. Aşağıda çevirisini verdiğim –ve Andersen’in, en azından daha yenisi bulununcaya kadar, yazmış olduğu “ilk masal” olduğu ortaya çıkan– “Mum”u bulmam bu sürecin benim için hoş bir sürprizi oldu.1

O tarihte “Andersen Masalları”nın dışında kalan “Mum” [Tællelyset]un2 bulunma süreci kısaca şöyle: Danimarka’da, Funen’de bulunan “Danimarka Ulusal Arişivi”nin yerel biriminde, Plum ailesine ait bir çantanın içinde bir belge bulunuyor. İlk bulanlar, Plum ailesinin soyağacı üzerine çalışma yapan bir çift; belgenin aile ile ilgili olmadığını gördüklerinden üzerinde çalışmaya kalkışmıyorlar. Bir süre sonra, belgenin altındaki imza, arşivci ve yerel tarihçi Esben Brage’in dikkatini çekiyor; sonunda da, belgenin Hans Christian Andersen’e ait özgün bir belge olduğu onaylanıyor.

Ancak “özgünlük”, metnin Andersen’e ait olması anlamında; çünkü bulunan belge, sararmış kâğıtlara mürekkepli kalemle yazılmış bir “kopya”. Söz konusu haberlerde, metni kopyalayanın “Madam Bunkeflod” olduğu yazıyor. “Bunkeflod” soyadı, Andersen üzerine çalışanlar için çok da yabancı biri değil. Örneğin, “The Life of a Storyteller (The University of Chicago Press, 2002)”ın yazarı Jackie Wullschlager, Hans Christian Bunkeflod (1761-1805)’un ablasının Anna Margrethe Bunkeflod (1759-1849), dul eşinin de Maria Bunkeflod (1766-1833) olduğunu yazar. Andersen’in “eğitimli çrvreye girme”sine yardımcı olanlarda onlar olmuşlardır. Anlaşılan, öykünün ithaf edildiği “Madam Bumkeflod”, elyazısı bir kopyasını çıkartarak P. Plum’a vermiştir. 

Bu “buluntu”, Aralık 2012’de de, haber olarak çeşitli kitle iletişim araçlarında yer alıyor ve çeşitli dillere çevrilerek yayınlanıyor [Örneğin; The Tallow Candle / Die Talgkerze / Το Σπαρματσέτο / La vela de Sebo vb].     

  

Hans Christian Andersen

Mum

                     Çeviren: Tunç Tayanç

 

Kabın altındaki ateş alevlendikçe çıtırdıyor ve sağa sola sıçrıyordu; o, mumun beşiğiydi – ve o sıcak beşikte, sağlam, parıldayan beyazlıkta, kalın bir mum şekilleniyordu. Öyle bir şekil verilmişti ki, gören herkes ne kadar parlak ve güzel bir geleceği olacağını anlardı. Mum, herkesin gördüğü bu vaadi gerçekten tutacak ve yerine getirecekti.  

Güzel, küçük bir koyundu mumun annesi, erime kabı da babasıydı. Parıldayan beyaz gövdesini ve yaşama düşüncesini annesinden almıştı; babasından aldığı da, iliklerine işleyecek olan o alev alev ateş ile yaşadığı sürece parıldayacak bir yaşamdı.

İşte, dünyaya böyle gelmiş, çok iyi şeyler bekleyerek yaşama katılmıştı. Yaşamı öğrenmeye –belki de kendisi için en iyi yeri bulmaya- çalışırken birçok tuhaf nesneyle karşılaşmıştı. Ancak dünyaya çok fazla güveniyordu; oysa dünya sadece kendisiyle ilgileniyordu; ilgileri içinde, ne işe yaradığını pek anlamadığı, bundan ötürü de sadece işine yaradığı biçimde kullandığı –ki onu da yanlış biliyordu- muma yer yoktu. Kara parmaklar, masumiyetin o saflığı üzerinde her seferinde daha büyük ve koyu lekeler bırakıyor, çok yakınına gelmiş olan çevresindeki dünyanın kiri giderek beyazının yerini alıyordu; saf olanı saf olmayandan ayırt edemediğinden mumun taşıyabileceğinin çok ötesindeydi. Gene de içinde saflık ve kirlenmemişlik vardı.  

Edindiği yanlış dostlar onun içine erişemeyeceklerini anladılar ve kızgınlıkla mumu da işe yaramaz nesnelerin arasına atıverdiler. Dışındaki o kapkara kitle iyi olan her şeyi uzakta tutuyordu; is ve lekelerin daha da kirletmesinden korkuyor, bundan ötürü de onları yaklaştırmıyordu.   

Zavallı mum öylesine yalnızdı, öylesine bir başına bırakılmıştı ki, ne yapması gerektiğini bilemiyordu. İyilerin kendini reddettiklerini görüyor, kötülükleri korumada bir araç olarak kullanıldığının farkına varıyordu. İyi bir amaç için yaşamadığından inanılmaz derecede mutsuz duyumsuyordu kendini; gerçekten de, çevresinin belki de en iyi bölümünü kirletmişti. Ne yapılma nedenini anlıyordu, ne de nereye ait olduğunu, bu yeryüzünde neden yaşamakta olduğunu – kendini ve başkalarını yozlaştırmak için mi?   

Giderek daha çok, daha derin düşüncelere dalıyordu; ama ne kadar çok düşünürse, o kadar çok çöküyordu. Kendisi için iyi bir şey, sahici bir öz, ya da doğduğunda kendine verilmiş olan o doğrudürüst amacı bulamıyordu. Sanki bütün o is gözlerini de örtmüş gibiydi.

Ancak sonra küçük bir alev, bir kibrit kutusu ortaya çıktı. Mumu kendisinden bile daha iyi tanıyordu; her şeyi –dışardaki tabakayı delerek- apaçık görüyor ve içinde öylesine iyilik buluyordu ki... Onun için muma yaklaştı ve yaktı; mum parladı ve yüreği eridi.  

Alev, görkemli bir evliliği şenlendiren bir meşale gibi parladı; bütün çevre aydınlandı ve mum, sadece mumun ışığında gerçeği görebilecek olanların, gerçek dostlarının yolunu aydınlattı.

Parıldayan alevi besleyebilecek kadar da güçlüydü gövdesi. Bir damla, ardından bir damla daha, yeni bir yaşamın tomurcuğu gibi mumun yanlarından aktı ve geçmişin kirini örttü. 

Evliliğin sadece bedensel değil, manevi sonucuydular da...

Ve mum yaşamdaki yerini buldu –uzun yıllar parıldayacak gerçek bir mum olduğunu gösterdi; hem kendisi mutlu oldu, hem de çevresindeki dost yaratıkları mutlu kıldı.

***

Ona candan bağlı
H.C. Andersen’den
Bayan Bunkeflod’a

Don Yağı Mum

 

Alevler kazanı ısıtırken çıtırdadı ve fışırdadı –Don Yağı Mum’un kazanıydı– ve ılık kazandan dışarıya kusursuz bir mum çıktı; katı, bembeyaz ve ince, her göreni onun aydınlık ve parlak bir gelecek sözü olduğuna inandıran bir biçimi vardı -ona bakan herkesin gerçekten sahip çıkıp gerçekleştirmeyi istediği sözlerdi bunlar.

Koyun -bir iyi küçük koyun- mumun annesiydi ve kaynayan kap da babası. Annesi ona beyaz bir beden ve yaşam hakkında bir ipucu vermişti, babasından ise ilik ve kemiğinden geçerek yaşamın içinde onun için parlayacak alev alev yanan ateşe karşı doyumsuz bir açlık almıştı

İşte böyle doğdu ve büyüdü; ve en iyi, en neşeli beklentiyle kendini varlığın içine kattı. Orada, ilişkiye girdiği pek çok yabancı yaratıkla tanıştı, yaşam hakkında öğrenmek arzusuyla –ve belki en iyi uyum sağladığı yeri bulma arzusuyla da. Ancak sadece kendini umursayan dünyanın içinde çok fazla inanç vardı ve her şey Don Yağı Mum ile ilgili değildi. Mumun değerini anlayamayan bir dünyaydı ve bu yüzden de onu kendi çıkarları için kullanmaya çalışan, mumu elinde yanlış tutan bir dünyaydı; kara parmakları onun bozulmamış ama sonunda kaybolup giden, onu çevreleyecek denli yakına gelmiş bir kir dünyasıyla kaplanan beyaz masumiyeti üzerinde giderek daha da büyüyen lekeler bıraktı; mumun dayanamayacağı kadar yakına gelmişti bu dünya, saflıktan söz edemeyeceği denli -içeride bozulmamış ve çürümemiş kalsa da.

Yanlış arkadaşlar onun içteki kişiliğine ulaşamadıklarını söylediler ve onu işe yaramaz diye öfkeyle uzaklaştırdılar.

Kirli dış kabuk lekelenip kirlenmekten çekinenleri korkutarak yoluna devam etti ve onlar da uzak durdular.

Böylece Don Yağı Mum ne yapacağını bilemez halde, kimsesiz ve yapayalnız kaldı. İyiler tarafından reddedilmiş, yalnızca kötülüğe hizmet eden biri olduğunu anlamıştı artık. Kendini inanılmaz derecede mutsuz hissetti, çünkü hayatını iyi bir son için harcamamıştı – hatta belki çevresindekilerin daha iyi taraflarını da kirletmişti. Ne için yaratıldığını ya da nereye ait olduğunu belirleyememişti işte; bu dünyanın üzerine niye konulmuş olduğunu – belki de kendine ve başkalarına zarar vermeyi sona erdirmek için.

Gittikçe daha da derinlere dalarak düşünüp taşındı -ama kendini değerlendirdikçe daha çok umutsuzluğa kapıldı, kendisi için hiçbir iyilik, elle tutulur hiçbir şey, varoluşu için ise doğarken verilmiş hiçbir gerçek amaç bulamadı. Sanki kirli pelerin gözlerini de kaplamıştı.

Ancak sonra küçük bir alevle karşılaştı, bir kibrit kutusu. Don Yağı Mum’u ondan daha iyi tanıyordu. Kibrit kutusunun berrak bir görüşü vardı –dış kabuğu delip geçen– ve içeride çok fazla iyilik bulan. Daha da yakına geldi ve mumun içinde parlak bir umut oluştu – yandı ve kalbi eridi.

Mutlu bir düğünün sevinçli meşalesi gibi alev aldı. Tüm çevreye ışık saçıp her yeri aydınlattı, şimdi artık parıltısındaki gerçeğin peşinde olan çevresindekilerin önlerindeki yolları yıkadı -doğru arkadaşlarının.

Bedeni coşkun alevi besleyecek kadar güçlüydü. Damla damla, eski kiri bedenleriyle örten yeni bir hayatın tohumları gibi, akıp mumun dibinde toplandı.

Onlar yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da evliliğin sonuçlarıydı.

Böylece Don Yağı Mum yaşamdaki doğru yerini bulmuştu – ve gerçek bir mum olarak gösterilip yıllarca ışık saçmaya devam etti, kendini ve etrafındaki diğer yaratıkları memnun ederek.

Türkçesi: Nurduran Duman

 

The Tallow Candle  

 

It sizzled and sprinkled while the fire blazed under the pot, it was the cradle of the tallow light – and out of the warm cradle the candle slid, whole, gleaming white and slender. It was formed in a way which made everybody who saw it believe that it would promise a bright and splendid future – and this promise, which was seen by everyone, it would truly keep and fulfill.

The Sheep – a dainty little sheep – was the mother of the candle and the melting pot was its father. From its mother it had got its dazzling white body and an idea about life; but from its father it had got desire for the blazing fire, which once would go through it to the marrow – and “shine” for it in life.

Yes, thus it was formed and cultivated, when it, with the best, the brightest expectations, threw itself into life. There it met so many curious fellow creatures whom it took up with; for it wanted to get to know about life – and maybe thereby to find the place where it best belonged. But the candle had far too much faith in the world; the world only cared about itself and not at all about the tallow candle, since it could not understand what use it could be and therefore tried to use it to its own advantage but handled it in the wrong way.

Black fingers left bigger and bigger stains on the pure colour of innocence; this gradually faded away and was completely covered with dirt from a surrounding world which had come far too close to it, much closer than the candle could withstand, since it had not been able to tell the pure from the impure, – but deep inside it was still innocent and uncorrupted.

The, the false friends perceived that they could not reach inside – and in anger they threw away the candle like a useless thing.

All the good were kept away by the black layer on the outside – they were afraid to be smitten by black colour, to get stained, – and so they kept away.

Now, the poor tallow candle was so lonely and forlorn, it had no idea what to do. It saw itself rejected by the good, and realized now that it only had been used as a means to forward evil. It felt so immensely ill-fated, because it had lived its life to no use, yes it might even have besmirched what was better by keeping it company – , it could not fathom why or for what it really had been made, why it was to live on this earth – and maybe corrupt itself and others.

More and more, deeper and deeper, it pondered, but the more it thought the greater its despondency became since it could not find anything good, any real substance for itself – or see the end that it had been given when it was born. It was as if the black layer had also covered its eyes.

But then it came across a little flame, a tinderbox; it knew the candle better than the candle knew itself; for the tinderbox saw so clearly – right through the outer layer – and inside it found so much good: therefore it approached it, and bright conjectures were roused in the candled; it was lit and the heart inside it melted.

The flame blazed – like a joyous marriage torch, everything became bright and clear and the candle lit up the way for those around, its true friends – and successfully they now searched for the truth under the candle’s vision.

But the body was also strong enough to nourish and carry the blazing fire. – Drop after drop, round and chubby, like sprouts of new life, rolled down the candle and, with their bodies, covered the dirt of the past.

They were not just the corporeal but also the spiritual result of the marriage. –

And the tallow candle had found its place in life – and proved that it was a real candle which shone for a long time to the delight of itself and its fellow creatures. –

1 Bu çeviriyi yayına hazırlamak üzere gözden geçirirken, Internet ortamında bir başka sürprizle karşılaştım: Nurduran Duman da “Don Yağı Mum” adıyla öyküyü çevirmiş ve http://www.artfulliving.com.tr/edebiyat/andersenin-ilk-masali-i-477 (erişim tarihi: 30 Ocak 2020) adresinde paylaşmıştı.

2 Öykünün özgün adının karşılığı “Donyağı Mumu” olmakla birlikte, “Mum” diye çevirmeyi yeğledim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kadınlardan Bilgece ve Hınzırca 20 SözOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

9 Mart 2025

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Hazırlayan: Fulya KılınçarslanAntik Çağ’ın sonlarına doğru Batı’da, Akdeniz’in neredeyse tamamı Roma İmparatorluğu tarafından kontrol ediliyor ve o bölgede yaşayan topluluklar “Romalılaşma” olarak bilinen etkiyle yeniden biçimleniyordu. II. yüzyıla gelindiğinde bu geniş i..

Devamı..

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024