Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Mart 2022

Öykü

Ne Güzeldik Oysa Biz

Sevtap Ayyıldız

Paylaş

4

3


Başka yüzler asılmasın diye… Sen olur vermeden sana gelendim. Su kenarında izlersin; bir yaprak düşmüştür, akıntı onu alıp götürür. Ben o sürüklenenim deyip çıkamam işin içinden. Sonuçta benim aklım, iradem, seçim yapabilme gücüm var, oysa yaprak sadece dış dünyaya ait bir nesne. Düşünebilseydi rüzgârla arkadaşlık yapmaz, ait olduğu ağaçtan uzaklaşmazdı belki. Ne diyorum böyle bilge bir tavırla, ne diyorum biliyor musun; bu tutku beni yok edecek. Sen bana doğru döndün, neredeyse tüm bildiklerimi unuttum, sen bana baktın, nefes almayı unuttum, sen bana dokundun, deri değiştirdim. Sen ne düşünüyordun, tek bir gün bile sesini yükseltmeyen sen, nasıl sevebildin?

İlmeği geçirdim aşkın boynuna… Evin içinde terliklerimi sürüyerek dolaşırdım, seni bulamazsam kalbimi karanlık, tekinsiz bir ormana emanet ederdim, durmasın, korkudan çarpsın diye. İki kişilik bir yuva, neden iki katlı, neden çok odalı?  Ahşap merdivenleri çıkarken başım dönerdi, neredeyse göğe uzanıyor ama sen neredesin? Abartıyorsun derdin, rahat edelim çocuklarımız olduğunda. Çocuk mu, istemem, girmesin aramıza kimse. Ben sana akayım, senin elinde şekil alayım, nasıl istersen… Geç kalmıştın bir akşam, telefonun kapalıydı, şarj edememişsin, öyle demiştin ama inanmamıştım. Nesnelere zarar vermem, kırıp dökmem bilirsin, zararım kendime. Uzun tırnaklarımı sinirden yüzüme geçirmiştim, haftalarca kat kat fondöten sürmeden çıkamamıştım sokağa. İşten sonra hemen eve koşuyordum, istiyordum ki sen de aynısını yap. Dışarıda fazladan tek bir dakika geçirme. Ev, evimiz, yüreğimin senin için çarptığı yer, dünya üzerinde kendimi ait hissettiğim tek yer, elbette seninle. Anlamıyordun, sen anlamadıkça huysuzluğum artıyor, çığlıklarımın dozunu ayarlayamıyordum.

Öyle iyiydin ki, dışarının kötü olduğunu, tökezlediğin an seni yutacak mekanizmanın çok yakınında durduğunu anlamıyordun. Oysa ben biliyordum, yaşamıştım. Sen bakıcılarla büyüyüp en iyi okullarda okurken göremezdin, haklıydın da, korunmuştun. Şimdi ben varım yanında, seni gözümden bile sakınırım! Benim de anlamadığım şeyler vardı, neden sadece ikimiz içimize dönmüyorduk? Tüm o gereksiz insanları görmek, onlara tahammül etmek zorunda değiliz. Üzgünüm, üstesinden gelemedim.

Koynuna veda ettim… Seninle tek beden olduğumuzda gündelik yaşam tamamen silinirdi gözümde.  Ne var ki zaman akıp gitti, senden bana ait olan şeyleri aldı. İtiraf etmedin hayır, kadın hisseder. Benim sevgim, -sevgi olduğunu sanıyorum, kesin yargılarla konuşmaya gerek olmadığı kanısındayım – artarken her geçen gün, sendeki azalma, gözle görülmez elbet, beni derinden sarstı. Başka ne olabilirdi ki, ne bekliyordum ki, saatim saatimi tutmuyordu, ne zaman saldırıya geçecektim, bir insan tetikte yaşayamaz ki hem de kendi evinde.

Ben en çok seni sevdim. Geçmişte, çok uzak geçmiş, bilmeden bir kez çiçeklenmişti kalbim, çabuk soldu. Emek arsızı değilim bilirsin, benim suçum değildi, onu toprağından kopardılar. Öldü diyorum anlıyor musun? Sana anlatmadım hiç. Çocukluğumu anlatmayı sevmem bilirsin, senin şehirli hayatının yanında on sekiz haneli küçük bir köyde olup bitenler nedir ki?

Gittim, gitmeye karar vermeden. Sen gidebilseydin, affetmezdim.

Huzuru feda ettim… Çocukken uzaktan denizi seyrettiğimde içimin huzurla dolduğunu bilirdim. Gök mavi, yer mavi, en sevdiğim renk. Derin maviye kendimi bırakamazdım, izin vermezlerdi, boğulurmuşum. Köyün dışından insanlar gelirdi deniz için. Onları kıskanırdım, biz hep çalışmak zorunda olanlar ile denize girmeye zamanı olanlar; insana dair belleğimdeki ilk ayırım. Kesilen karpuzların kokusu; nasıl canım çekerdi. Oysa bizim evde de karpuz kesilirdi ama deniz kenarında olduğu gibi kokmazdı burnuma, bir dilimi zorla bitirirdim.

Huzur büyüdüğüm topraklardan uzakta senin yanında da sarmalamıştı beni, yani başlarda… Gözlerini denizimden almıştın, dinginliğini, ruhumu yatıştırmanı… En çok konuşmadan anlaşmamızı sevmiştim. Ah evet, ben sende denizimi bulmuştum. Her şeyin geçip gittiği bilgisi hep aklımın bir köşesinde durdu, bitecek diye diye gardımı almaya çalıştım, darbelerden korunmam gerek, bir defa daha kaldıramam dedim.

Tüm vebali kabul ettim… Mutluluğumuz daim olabilirdi, ben hayatı olduğu gibi kabullenebilseydim. Kuşkucu de, kompleksli de, hakkımda ne dersen de ama seni sevmediğimi söyleme. Geçmişimden gelenleri dönüştürmeyi beceremedim, arabanın arkasına şaka olsun diye bağlanan teneke kutulardı peşimdekiler, sesler kulağımdaydı, boş ve gürültülü. Annemin tarlada, bahçede işi bitmez kardeşlerimi doyurmak bana kalırdı. Yer soframız benim pişirdiğim acemi yemeklerle ağırlardı babamı. Ya soğan kavrulmamış olurdu, ya patates pişmemiş ya da çorbam tuzsuz. O zaman da suçlu ben değildim, okumak istedim, yemek yapmak değil. Sonra yatılı okulda akşamları ışıklar söndürüldüğünde içime içime ağladım. Köyden kurtulmak istemiştim, yabancısı olduğum bir yerde ayrık otu gibi durmak değil. Neden kendimi hiçbir yerde olduramadım? Şimdi hıçkırıklarımı gizlememe gerek yok, gözyaşlarım kuruyana dek ağlayabilirim.

Ne güzeldik oysa biz… Günün birinde direnemiyorsun hayata, salıveriyorsun kendini. Yaptıklarımı bu kadar basit bir cümleye indirgedim işte. Ben buyum, mutluluğa erişmişken elinden bırakan bir ahmak. Sana bakayım diye bir pencere açmıştın bana. Başlarda güzeldik, önce asistanın, sonra karın olduğumda. Fakültede örnek çift olarak gösterildik, kimseye örnek olmak istememiştim, örnek bir çift görünüşte nasıl olur, birbirine saygılı, sevgi dolu bakışlar, çiftler birbirine sesini yükseltmez, hayata aynı yerden bakar… Böyle mi? Başkaları için değil birbirimiz içindi yapıp ettiklerimiz.

Bir an önce akşam olsun evimize gidelim, birlikte hazırladığımız yemeğimizi yiyelim, ardından ben çayı demleyeyim, sen bir film aç, ne güzeldik. Şarap içmeyi tercih ederdin bazı akşamlar, alışmıştım ben de içmeye, peynir tabağı hazırlardın özenle. Ah ama sen nasıl da ince fikirliydin, sanat eserine dönüşürdü tabak, bir parça peynir almaya kıyamazdım. Günün, filmin değerlendirmesini yapar kitaplarımıza dönerdik. Okuduğum bir cümleyi paylaşırdım seninle, hiç fena değil, derdin. Gözlerimiz yorulduğunda el ele yatağımızın yolunu tutardık.

Sen çok seven, ben şizofren… Bazı kadınlar vardır, sevdiği adamı elinden kaçırmamak için korkunç şeyler yaparlar; korkunç şeyler biraz fazla oldu, herkese göre değişebilir bu durum. Mesela beni terk edersen kendimi öldürürüm diye bağırırlar, ya da seni öldürürüm derler, hatta plan bile yaparlar. Ben bu şekilde alçalamazdım. Sen hayata karşı öyle naiftin ki elbette senden bana geçen incelikler olmuştur. Ama normal değildim, bu ilişkinin akıl sağlığı bozulan kişisi bendim. Yeni evliler aynı yerden bakarlar hayata, aynı masadan, aynı koltuktan, aynı yataktan, senin gördüklerini görmekte zorlandım, aradan yedi yıl geçtikten sonra bile. Beni hiçbir şeye zorlamadığın halde ben kendimi senin yanında hep bir şeylere zorladım, yaptığım ne ise en iyisi olmak zorundaydı, mükemmel olamayacağımı bildiğim halde, sürekli tökezlediğim halde, düşünsene somonu kurutmadan pişirmeyi öğrenemedim bir türlü, art house filmleri senin gibi yorumlayamadım, Sartre okumaktan keyif alamadım. Böyle olunca yanında küçüldüğümü, değersizleştiğimi hissettim. Mazeret değil ama ben çok sevdim.

E böyle bil bir şey demem… Yüzümü kitapla kapatır gibi gizlemeliydim kendimi. Son zamanlarda düşündüğüm buydu, bir süre ortadan kaybol. İyi hissetmiyordum, senden kaynaklı değil, bunu defalarca söyleyebilirim, senin hiç kabahatin yok, farkında bile değildin huzursuzlumun, nasıl olacaktın ki anlamaman için ne gerekiyorsa yaptım. Yanlış anlaşılmasın rol yapmadım, seven, sevilen bir kadın gibi davrandım. İçimde güzellikleri yutan bir kara delik vardı, onu kapatmayı beceremedim. Sana anlatabilseydim belki birlikte yapardık, mutlaka yardım ederdin. Deliğin nasıl açıldığını anlatmak zordu, hem ya seni üzersem, seni üzmek bu hayatta en son istediğim şey.

Yeter yaşadığını bilmem… Senden giderek ne denli bencil olduğumu ispatladım ama kötü bir insan değilim. Senin için; gerçekleri görecektin nasılsa, bilmiyorum belki görmeye başlamıştın, sen benim için çok fazlaydın, sana ulaşmam imkânsızdı. Beni hep cesaretlendirdin, elimden tuttun, ne güzel bir insansın, şimdi aklıma gelince sokaklara çıkıp yakamı bağrımı yırtıp bağırasım geliyor, seviyorum, hem çok seviyorum, ne olur beni unutma. Yaşadığını bilmekle yetineceğim aşkım, tek tesellim bu olacak.

Ne güzeldik oysa biz… Hafta sonları küçük kaçamaklar yapardık, şehir dışına çıkar, farklı yerlerde kalırdık. Mudanya, Sapanca, Abant, Ağva… Küçük butik oteller, bungalovlar, ağaç evler. Zevkli ve donanımlı. Her gittiğimiz yer hakkında mutlaka bilgin vardı. Gezilecek, görülecek yerler, yenilecek yemekler, seyredilecek dağ, deniz manzarası, her anımız dolu dolu…

Ağlasın tüm filmler… Söylenmeyen şeyler vardı aramızda. Seni sevmek dünyanın en zor işiydi, yakınmıyorum, sevmekten vazgeçmeyeceğim. Sadece biraz yoruldum. Sen üzülme diye söyleyemediklerim içimde gün geçtikçe büyüdü, ağırlaştı. Bir insanın hayatı, geçmişi nasıl dümdüz bir çizgide ilerleyebilir, nasıl engelli yollar olmaz ve her şeyi olduğu gibi devam ettirebilir? Çocukken duvarlarda karartılar görürdüm, beyaz duvarın üzerinde, yalnız kaldığımda, korkar kimseye anlatamazdım. O olaydan sonra oldu, ilk aşkımdı, çocukluk işte.

Mutlu bitseler bile… “Mutlu aşk yoktur” demiş ya Aragon, yalnız filmler mutlu sonla bitermiş. Ama onlar da ağlatırdı beni, biliyorsun, senden saklardım gözyaşlarımı, boğazım düğümlenirdi ekrana bakarken, birden dünyanın en huzursuz kadını olurdum. Oturduğum koltukta kıpırdanırdım, sehpada duran bir kitap alırdım elime, okur gibi yapardım yaşlar süzülürken yanaklarımdan. Mutlu sonlar öyle uzaktı ki benim için, kötü sonlara hazırlıklıydım, hep tedirgin, her an telefon çalabilir ve kötü haber telefonun diğer ucundan kucağıma düşüverir.

Susup kalsın şiirler… Şarap, peynir tabağı ve şiir! Kendi alanındaki kitapları, makaleleri ve şiir okurdun. Edebiyatla ilişkin şiir ile sınırlıydı. “Ayrılık acısına ısmarladım gönlümü ama ne fayda, / Şikâyet akşamının sonu / Kınama sabahıydı.” İlk defa senden duyuyordum bu dizeleri, acıklı şiirler sana yakışmıyordu, kim yazmış dedim bunları, Sohrap Sepehri, İran’ lı şair dedin. Yazmasın, o yazmasın sen okuma. Gözlerime alaycı bir bakış atıp sustu artık yazamaz demiştin.

Şeydası küsmüş güle… Yatılı okulda ezberlediğim bir beyit var; “Gel gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti. Gül bülbüle, bülbül güle yar olmadı gitti.” Yurdun soğuk koridorlarında bağırarak okurdum, hoşuma gitmişti, kırmızı bir gül olmalıydı. Bülbül gülü koklarken bir el koparıveriyordu dalını, ayırıyordu onları. O zamandan işlemiş ayrılıklar içime. Gel de sök, kurtar beni diyemedim.

Ama bunları göze aldım… Hayallerimi süsleyen bir erkek olmadı. Sen karşıma çıkıverdin, hayal mi gerçek mi demeden sevdim. Sevgimin sağanak yağışı altında çaresiz kaldım, açtığım şemsiyeler yeterli değildi, ufalandım. Kaçış planım yoktu, kaldı ki buna kaçmak denemez, sadece gittim, yüreğimin bir daha onulmayacağını bilerek gittim.

Bile bile yalnız kaldım… Yalnız kalmayı sevmem, kafam mı karışık, belleğim mi işlevini yitirmiş bilemedim. Düşün, insan sevmediği, hoşnut kalmayacağı bir durumu neden seçer? Özgür irade devreye giriyor burada, seçim yaptım, seçimlerimiz bizi biz yapandır, bazen doğru bazen yanlış.

Ardından bakakaldım… Sığındığım bu yerde benden başka kimse yok. Talihsiz yazgım üzerine düşünüyorum, geldiğim yere dönemem; ailem seni sorduğunda ne söyleyeceğimi bilemem. Bazen doğruları mahzene kapatıp susmak gerekir. Susuyor ve ardımda bıraktıklarıma ağlıyorum. Yaşarsam eğer bir daha ulaşamayacağım şeyler onlar.

Ne güzeldik oysa biz… İlk yurt dışı seyahatimi seninle yaptım. Öğrencilik yıllarımda dil öğrenmek için heves ettiysem de maddi sıkıntılar el vermedi uçup uzaklara konmama. Balayı için nereye gitmek istersin diye sorduğunda ilk aklıma gelen Antalya olmuştu, gülmüştün, oraya her zaman gidebiliriz, demiştin. Sen Nehri kenarında yürüyüşe ne dersin dediğinde inanamamıştım, gerçekten mi, gidebilir miyiz? Pasaportumun olmadığını bilmiyordun, işlemleri halledip uçmuştuk Paris’e. Eyfel kulesine bakan odamızda kuruvasan ve kahveden oluşan kahvaltımızı yaparken mutluluktan öleceğimi düşünmüştüm.

Bu cenkin galibi kim… Kaybedecek bir şeyim yok artık, yenildim. Yaşama isteğime, hayatın anlamsızlığına, sokaklara, caddelere, okullara, yollara, gökdelenlere, bulutlara yenildim. Aşk bir savaşsa eğer geri çekildim. Dermanım yok.

Kim Mayıs kim Kızıl Ekim… Samanları yığdığımız yere girecektim ki konuşmaları duydum. 1Mayıs diyorlardı, yürüyüş, örgütlenme, devrim… Sesinden tanıdım, oradaydı, kalbim gümbürdedi birden, olduğum yere çöktüm. İçerideydi ama bakamıyordum yüzüne, sesler bir ara yükseldi, tartışıyorlardı, aniden kırık tahta kapı açıldı, beni fark etmeden çıktı gitti. Büyükler sağ-sol olayları diyordu, pek bir şey anlamıyordum. Hukuk fakültesini yeni kazanmıştı, sesi gibi gür bıyıkları vardı. Okullar açıldıktan bir süre sonra ailesi haber alamadı ondan. Kimisi yurt dışına gitti dedi, kimi intihar etti. Sözde gözaltına alındığı gün karakolun camından atmış kendini. İnanmadım onlara, dönüp gelecek köyüne, yine arkadaşlarıyla gizli gizli toplanacak dedim, gelmedi.

Çok kan aktı nitekim… Sen de anlat derdin çocukluğunu, köyden, denizden bir şeyler geveler susardım hemen. Doğduğum yıl ülke için yeni bir başlangıç olurken netekimler köyüm için güzelliklere kapı açmamış. Olsun, kadim zeytin ağaçlarımız vardı, onlar bizi tüm kötülüklerden korurdu. Ne de olsa barışın simgesiydi. Devriye gezen jandarmalardan kaçmak için ağaçların gölgesine sığınırdım. Ne için kaçtığımı da bilmiyordum. Havadaki gerginliği seziyordum sadece. Senin apolitik duruşun, siyaset denen şey hiç yokmuş gibi tavır alışın ilgimi çekmişti.

Ne güzeldik oysa biz… Uzun süren yağmurlardan sonra taşan bir nehirim şimdi. Sınırlarımı aştım. Sular akıp gidiyor. Hangi yöne doğru olduğunu kestiremiyorum. Belki içimdeki boşluğa doğru…

Biz seninle güzeldik, hem çok güzeldik. Beni affet!

YORUMLAR

seyda unal

Kalemine yüreğine sağlık sevgili dostum.

13 Mart 2022

seyda unal

Kalemine yüreğine sağlık sevgili dostum.

13 Mart 2022

seyda unal

Kalemine yüreğine sağlık sevgili dostum.

13 Mart 2022

Öne Çıkanlar

Kadınlardan Bilgece ve Hınzırca 20 SözOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

9 Mart 2025

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Hazırlayan: Fulya KılınçarslanAntik Çağ’ın sonlarına doğru Batı’da, Akdeniz’in neredeyse tamamı Roma İmparatorluğu tarafından kontrol ediliyor ve o bölgede yaşayan topluluklar “Romalılaşma” olarak bilinen etkiyle yeniden biçimleniyordu. II. yüzyıla gelindiğinde bu geniş i..

Devamı..

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024