Sonunda adamın beklediği an gelmişti. Taksiyle gelişi yirmi dakika sürer, diye düşündü. Yeniden telefon ekranına baktı. Çıktım, diye yazan iletiyi okudu. Otele erken gelmiş, odanın bir gecelik ücretini ödemişti. Sonra bekleme salonuna geçmiş sütlü kahve ısmarlamıştı. Sırt çantasından kitabını aldı. Kapaktaki resme baktı. Biraz dikkat edilirse, ressamın da resimde yakalanabileceği bir tabloydu bu. Okumaya kaldığı yerden devam etti.
Okuduğu son satıra ayak sesi karıştı. Başını kaldırıp baktı. Kıvırcık saçları düzleştiriciyle dümdüz olmuştu. Adam kıvırcık saçlarını anımsamaya çalıştı. Kısacık giydiği kırmızı elbisenin göğüs çatalı açıktı. Süründüğü koku dikkat çekiciydi.
“Sonunda istediğin oldu,” dedi kadın.
“Haklısın böyle şeyler hep benim başımın altından çıkıyor.” Kahvesinin son soğuk yudumlarını içti.
“Çocuklar ne yapıyordu?”
“Ne yapacaklar? Büyüğü bilgisayar başında. Küçükler birbiriyle dalaşıp duruyor. Sonra oyunlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.”
“Anneme her şeyi anlattın mı? Yemek trafiğini. Büyüğün ilaç saatlerini.”
“Her şey tamam,” dedi. Adamın gözleri garson arandı. “Ne içersin?” Diye sordu.
“Hiçbir şey.”
“Canını sıkan bir şey mi oldu?”
“Sen aramızdaki şeyle ilgili ne anlattın?”
“Hiçbir şey.”
“Çıkmadan önce, Başka birimi var? Diye sordu.”
“Ah annem.”
“Annen yatak odamızın ışığı kapanır kapanmaz nöbet mi tutuyor?”
“Tutmuyordur. Ama kadın aramızdaki şeyi…”
“Neyi?”
“Yaşamasızlığı görmüş. Yılların kadını. Babam az çektirmedi.”
“Sıra sende sanırım.”
“Ne demek şimdi bu?”
“Evde annenin baskısı yetmiyor, bir de buraya sürükleniyorum.”
“Ne var bunda Derya?”
“Sana göre her şey hoş? Sanırım annen öyle düşünmüyor.”
“Derya, Kadın zaten neredeyse evden hiç çıkamıyor. Can sıkıntısından söylemiştir.”
“Yeniden soruyorum. Sen sabah erkenden kalkıp annenle bizim yatak odamızın muhabbetini mi yapıyorsun?”
“O sordu ilkin. Ne oluyor? diye. Ben de söyledim. Ne var bunda?”
“Hala neden buradayız anlamadım. Evde halletseydik olmuyor muydu? Kadının diline düşmeyeyim.”
“Senin il dışındaki seminere uçakla gidip gelmen gerektiğini söyledim. Ben de eşlik edeceğim, dedim. Sevindi.”
“Hiç sevinmişe benzemiyor. Ben çıkarken yüzünde kendini asmaya kara veren bir insan görünümü vardı.”
“Haksızlık ediyorsun kadına. Hem bunca cefadan sonra, böyle bir yüz görünümü nasıl olmasın kadında? Anlattım mı bilmiyorum sana. Babamın yıllar önce onu bıçakla kovalayışını.”
“Hayır.”
“Dinle o zaman. Babam sini başına oturmuş yemek yiyor, öte yandan içkisinden kocaman yudumlar alıyordu. Biz de o sırada çizgili pijamalarımızla oturmuş kardeşlerimle televizyon izliyorduk. Kulak verdiğimde annemle babam arasında bir tartışma yaşandığını fark ettim. Annem babama, “Niye kardeşin ortak kar paranızla gidip karısına ev tapuluyor?” Diye soruyordu. Babam, “Karışma elinin hamuruyla bu işlere!” diye yanıt veriyordu. Annem ısrarla yanıt almak için aynı şeyi farklı yollarla yeniden soruyordu. Babam önündeki siniyi kapıp anneme doğru fırlattı. En küçük kardeşim bir ağlama tutturdu. Ağlayınca hiç susmazdı. Altını ıslattı birden. Ablam onu sarmaladı. Babam hızlıca ayağa kalkıp, mutfağa doğru koşmaya başladı. Annem her şeyi sezmiş gibi dış kapıya hızlıca koştu. Şaşkın bakıyorduk. Babamın mutfaktan elinde ekmek bıçağıyla çıktığını ilk ben gördüm. Kapıdan çıkıp gittiğinde geceye kapı çarpma sesi karışmıştı. Babam annemi her yerde aramış. Annem komşularımıza sığınmış. Onlar da babamı yatıştırmış, içeriye çağırmışlardı. Babam sanki az önceki tepesi atan kişi değilmiş gibi sakince geçip masa başına oturmuş. Meyve ve rakı sofrası kurulmuş. Ablam aşağıya gidip ne olduğuna bak gel demişti. Tozlu merdiven basamaklarına yalınayak basarak aşağıya doğru indiğimde alt kat komşumuzun kapısının aralık olduğunu gördüm. O aralıktan baktığımda annemle babamı böyle komşu salonundaki masada i karşılıklı rakı içerken görmüştüm. Haberi ablama ulaştırmak için bir solukta yukarı çıktım.”
“Ee, dedi? Şimdi bunu niye anlattın?”
“Belki de annemi…”
“Boş ver. Baban gibi bir kaza, onun şanssızlığı.”
“Erken evlendirilmiş. Kader yazıcısı baba olunca böyle kurbanlar veriliyor işte.”
“Onu yatak odamıza ortak etmeni hala anlayabilmiş değilim.”
“İşyerinde yaşadığın baskı seni bu işlerden soğutuyor. Bunu aile danışmanı da söyledi geçen. Unuttun mu?”
“Unutmadım. Ayrıca ikide bir bu iş konusunu açmana gerek yok. Ortamın tadı kaçıyor. Şimdi ne yapacağız onu söyle?”
“Ev ödevimizi,” dedi adam. “Danışmanın söylediğini. Kitabının en arkadaki boş sayfasını açıp okudu. Haftada üç kez kaliteli ilişki.”
Kadın hâlâ elinde tuttuğu çantasından telefonunu çıkardı. “Taksi” yazan satırın üstüne hızlıca parmağıyla dokundu.






