tarihin kirli senin. ‘oyun bu!’ kan ve ölüm mü oyun?! ‘oyunbozansın.’ gayri ben yoğum. ‘sensiz de sürer.’ vicdansızsın sen. ‘milyonlar öyle.’ hepinizin sülalesi… ‘hop dedik; dur orda.’ eğlenceymiş ha! ‘benim işim.’ başka iş mi yok?! ‘yılkıydın, yıkıldın!’ “birazdan yıkılacağım ben de.” ne yıkılması.. öleceksin! ‘onun da kaderi bu.’ kader-mader değil. ‘ya ne?’ zâlimlik.’ “bence de öyle.” âh! bir de acı çeke çeke. “evet, mızrak ve şiş.” ‘oyunun kuralı…’ oyun değil, zulüm. ‘pek duygusal bizim yeleli! ‘sizin falan değilim.’ “ben de öyleydim fakat…” insandan kötüsü yok. ‘böyle buyurdu insan.’ kafasız-rûhsuz şeyler. ‘bana bak; sen de ölürsün haaa…’ tehdîdin kime?! ‘sana.. sustumsa bir yere kadar.’ sırtımdan attım diye. ‘bedelini ödeyeceksin.’ “boynuzlarımı geçirebilsem.” bu tek olsa neyse de. “it sürüsü gibi yancıları var.” ‘ağzınızı toplayın, zâten…’ zâten ne? “öleceksiniz demek istiyor.” o da bir kukla. ‘bana baaak…’ bir para kuklası da sensin. ‘arpanı kesmediğime şükret.’ yakında kesilecek nasılsa. ‘acından gebereceksin bak gör.’ “benden betermiş senin ölümün!” kan-revân.. pek güzel sanki seninki! “orası da doğru ya.” ‘aranızda anlaşmanız ne hoş!’ dalganı geç, sonuna az var. ‘ne sırasıymış ki o?’ ölüm sırası. ‘güldürme beni kılkuyruk.’ daha sert düşeceğin gün yok. “ya da boynuzumu geçirecek bir başka kurban.” un ufak olacak kaburgaların. “ya da tam on ikiden saplanacak boynuz kalbine.” yerden kazıyacaklar afili hâlini. “kan kaybından öleceksin oracıkta.” sen ölünce yerine başka… “bir başka ahmak kurban geçecek.” ‘e yeter artık geyiğiniz.’ “geyiği değil, sivri ucu göreceksin birazdan” ambulansa bile yetişemeyecek rûhun. “herkes gözyaşı dökecek yalandan.” o da eğlencenin bir parçası sayılcak. “sonra afili yeni soytarı…” ve kahkahalar, alkışlar, ‘‘‘öldür! öldür!’’’ sesleri. toprağına gömülmeden bıraktığın toprak kan. “yeni kanlar, kurbanlar işte!” kirli oyun sürdükçe sürecek. “kim ağlayacak gerçekten ardından?” anan, baban.. karın, oğlun, kızın mı? ‘yeter artık, öldüreceğim sizi.’ aman da kızarmış süslü beyimiz! ‘çiğ çiğ yemek farz oldu sizi.’ pişir pişir diye yalvarsak mı?! “benimki seninkinden lezzetli dostum.” bunlar için ha at ha it, fark etmez. ‘tamam lan, şişte çevireceğim sizi.’ aman lütfeder beyimiz bi zahmet! “içkiler bedâva mı, ne?!” kımız ikrâm etse miydik deyyûsa?! “yok, o fransız şarabı falan ister.” su bile yok vicdansız ârsıza. ‘siz var ya siz, perişân olacaksınız.’ hadi öldür de kurtul! “aman uyma şu densize.” doğru diyorsun da, canım çekti. “neyi çekti dostum canın?” şu deyyusa ölene dek küfretmeyi. “aman değmez ağzını yormaya hiç.” olsun, yine de sövüp sayacağım hep. ‘ben de öyle yapacağım canınıza okurken.’ sana şimdi bir çifte atardım bir çift söz yerine de… “aman dostum ya yat ya çek git.” şu çitten atlayıp kaçmam ân işi. “ben de dalayım diyorum kana susamışlara.” ‘mızrağı, şişi yiyince de böyle konuşun!’ onu biz biliriz.. sana mı sorduk! “iyi dedin dostum, bu angutla konuşma.” ‘angutu göreceksiniz az sonra.’ peki, angut olmasın da budala, hödük… “ahmak, aptal, bön de diyebiliriz dostum.” yâhu, bu zavallıya ad takmak ona onur. “keko mu, kıro mu desek, ne dersin?” hakkaten hepsi de yakışıyor! ‘bi kalksam yerden, göreceksiniz.’ “sen sırtından attın.. sıra bende.” yoksa, yoksa… “boynuzlayıp duracağım ölene dek.” bak, yancıları da geliyor bi hışım! “onlar gelene dek bu tamam.” dostum! sana nasıl teşekkür etsem az. “sen kişne, ben de möleyim.” öleyim mi dedin.. anlamadım?! “nûr yağmasa dahi bak göğe.” keşke başka bir ortamda karşılaşsaydık. “dert etme dostum.. son, aynı son.” neyse.. kişnemeye başladım bile…






