“Robotlar bizi temsil ediyor. Ölümlülükten doğan zayıflıklarımızın ve gücümüzün en uç noktalara taşınmış halinin birer temsili onlar.”
* Bu yazı spoiler içermektedir.
Her sahnede yakınlığını hissettiren ölümün Bıçak Sırtı’nda (Blade Runner, 1982) cevabını aramaya ittiği soru: İnsan olmanın anlamı nedir?
Bıçak Sırtı’nı çevreleyen ölümü; yıkık dökük binalarıyla çürümeye yüz tutmuş şehirde, her sahnede daha da yitip giden ışıkta, en fazla dört yıl yaşamaya mahkûm edilmiş Nexus 6 model robotların ölüm takıntısında, robotları “emekli” etmekle görevli blade runner’ların tetiği hiç tereddüt etmeden çekebilmesinde ve firavun mezarı piramitleri andıran Tyrell merkezinde hissediyoruz. Filmin müziklerini üstlenen Vangelis’in sözsüz ağıtları da cabası... Bıçak Sırtı’nın ölümle ilgili oluşu hiç şüphesiz yukarıdaki soruyla ilgili. Kimdir “insan”?
Filmin başında bu soruya verilen yanıtın “Voight-Kampff Testi’ni geçebilenler” olduğunu görüyoruz. Voight-Kampff Testi belli sorular karşısında verilen duygusal tepkileri istemsiz gözbebeği hareketleri, nabız, ses tonu, cevap süresi gibi gözle görülür davranışsal etmenleri baz alarak ölçüyor. Bir nevi empati ölçer. İlginçtir ki bu test, film boyunca hiçbir “biyolojik insan”a uygulanmıyor. Bu nedenle testin ne kadar başarılı olduğunu bilmiyoruz. Ancak filmin anlatmak istediği de bence bu: Test başarısız.
Testin en az üç açıdan başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi test, Berrys Gaut’un işaret ettiği gibi, insan olmanın “biyolojik insan” olmak demek olduğunu ve empati duygusunun yalnızca doğuştan gelen bir özellik olduğunu varsayıyor. Ancak test, bazı biyolojik insanların empati yoksunu olabileceğini ve bazı biyolojik insan olmayan varlıkların (mesela robotların) empati geliştirebileceğini göz önünde bulundurmuyor. İkincisiyse, test empati özelliğini ya hep ya hiç olarak alıyor, yani empatinin dereceleri olma ihtimalini hesaba katmıyor. Üçüncüsüyse, empatiyi toplumsal olarak normal kabul edilen bazı davranış kalıpları üzerinden anlık olarak ölçüyor, bu da sessiz sevinç veya acılar gibi birçok ihtimali dışarıda bırakıyor, tabii müşteri memnuniyeti odaklı ortaya çıkan “duygusal emeği” de unutmayalım. Kasiyerinizin ya da banka memurunuzun sizi güler yüzle karşılayıp en saçma şakanıza gülmek zorunda olması onların bu duyguları hissettikleri anlamına gelmiyor. Bu son nokta aslında robot üreticisi Tyrell şirketinin mottosunu da yankılıyor: “İnsandan daha insan.”
Bu yazıda üçüncü noktayı tartışmayacağım çünkü uyarıcılara karşı verilen ölçülebilir davranışsal tepkiler üzerinden psikoloji yasalarını bulmayı hedefleyen “metodolojik davranışçılık” haklı sebeplerle pek çok düşünür tarafından hatalı görülüyor. Bu nedenle ilk iki noktanın ve bu noktalarla bağlantılı olarak Gaut’un “biyolojik insan” ve “değerlendirici insan” ayrımı üzerinde duracağım.
“Değerlendirici İnsan” ve “Biyolojik İnsan”
Bu iki kavram arasındaki fark, empati veya insana ait olduğu düşünülen özellikleri göstermek için bir canlının insan doğmasına gerek olmaması. Filmde blade runner’lar da dahil biyolojik insanlar empatiden yoksunken robotlar empati geliştirmeye başlıyor. Empatiyi kabaca, bir başkasının hissini paylaşmak olarak tanımlarsak, bu hissin en güçlü şekilde ölüm ânında ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Çünkü ölüm bir anlamda paylaşma ihtimallerinin sıfırlanmasıdır. Film boyunca yaşam sürelerini uzatmak için isyan eden robotların lideri Roy Batty, filmin sonunda onu kurtaracak olan şeyin biyolojik varlığını daha fazla devam ettirmek değil, gördüğü güzellikleri, yaşadığını hissettiği anları bir başkasıyla paylaşmak olduğunu anlıyor. Son sahnelerde avıyla oynayan Roy, Deckard binadan aşağı düşmek üzereyken şöyle diyor: “Korkuyla yaşamak fena bir deneyim, değil mi? Köle olmak böyle bir şey işte.”
Korkuyla yaşıyoruz. Bugünkü davranışlarımız bir gün her şeyin biteceği gerçeğine verdiğimiz tepki etrafında şekilleniyor. Bu gerçeği blade runner’lar gibi unutmayı seçebiliriz, ta ki ayrılık deneyimini yakından hissedene kadar. Bu gerçeği reddedebiliriz ve Roy gibi yalnızca burada bulunduğumuz zamanı uzatmayı deneyebiliriz. Ancak filme göre iki yol da insan olmaya çıkmıyor.

Empati
Hem Roy’un hem Deckard’ın filmin sonunda bir başkası için hissetmeyi öğrenmelerine tanık oluyoruz. Roy, Deckard’ın ölüm karşısındaki tepkisinde kendine yakınlık görüyor ve onu düşmekten kurtarıyor; film boyunca soğuk görünen Deckard, Rachel’a karşı hisler beslemeye başlıyor ve sonunda onunla kaçmaya karar veriyor. Peki Roy neden Deckard’ı kurtarıyor? Gaut bu durumu şöyle açıklıyor: “Ölümü, yaşadığı güzellikleri kimsenin hatırlamayacağı anlamına geldiği için Deckard’ın yaşamasına izin veren Roy, aslında az sonraki yokoluşundan kendinden bir parçayı kurtarıyor.”
Gaut’a katılmakla birlikte, durumun yalnızca unutulmanın dehşetiyle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Roy sadece son bir paylaşım şansı elde etmek için Deckard’ı kurtarmıyor. Deckard’ın düşüşüne tanık olurken onu ölüme mahkûm eden baba-tanrı Tyrell karşısında yaşadığı çaresizliği hissediyor aynı zamanda. Deckard’ın ölümün yüzüne tükürüşü kendisinin ölüme tepkisini gözden geçirmesine neden oluyor. O tüm bağlarından arınmış, karşısındakiyle yalnızca tahakküm ilişkisine giren yeni tanrı mı olacak, yoksa ölüm karşısında zayıflıklarıyla ikisi de ötekinin aracılığıyla kendi insanlığını mı keşfedecek?
Roy öldükten sonra Deckard’ın içsesi Roy’un ölmeden hemen önce yaşamı her zamankinden fazla sevdiğini, sadece kendi yaşamına değil, onunki de dahil herkesin yaşamına değer verdiğini söylüyor. Bu deneyimden sonra, film boyunca robotları soğukkanlılıkla (istemeyerek de olsa) avlayan Deckard ilk defa korku hissediyor. Bir başkasının ölümü için. Robot Rachel’ın hayatı için.
“Deckard acaba robot mu?” filmin son sahnesi itibariyle çoğu izleyicinin aklında kalan soruydu. Ancak asıl soru, “Roy acaba insan mı?” olmalıydı.
Gaut’un dört yıl ömür biçilmiş, aynı zamanda insanüstü dayanıklılık, fiziksel kabiliyet ve güç, öğrenme kapasitesi özellikleriyle donatılmış robotlar hakkındaki yorumuyla bitirelim: “Robotlar bizi temsil ediyor. Ölümlülükten doğan zayıflıklarımızın ve gücümüzün en uç noktalara taşınmış halinin birer temsili onlar.”






