Elindeki tornavidayı koluma sokuyor, kolum yaralanıyor, ağzından dökülen küfürler yüreğimde onarılmaz yaralar açıyordu.Arabanın arka koltuğuna sıkıştırılmış haldeydim. Hayatımın sonunun geldiğini, oracıkta arka koltukta öldürüleceğimi düşünüyordum. Bu durumdan nasıl kurtulacağımı tasarlayıp beni bırakması için yalvarıyordum. İşyerinden gelen telefon onu çıldırtmıştı. İş arkadaşım, “İstemiş olduğun malzemeyi aşağıya bıraktım, alırsın,” dedi diye,“Sana nasıl emir verir altında çalışan eleman,” deyip tornavida ile sıkıştırdı beni oracığa. Bunun kâbus olmasını ve uyanmayı diliyorum. Canımın ve kalbimin sızısı düşünme yetimi elimden almıştı. Neden sonra durdu. Hıçkırıklar içinde boğularak arabadan dışarı attım kendimi. Stüdyoya gitmek için bindiğimiz arabadan ölüm korkusuyla fırladım.
Stüdyonun kapısına kadar küfürler savurmuş, gelen telefondan sonra vurmaya başlamıştı. Arabadan fırladığım gibi stüdyonun kapısına koştum, üst katta kayıtta olan tommaister kapıyı açtı. Ben korkudan sus pus. İçimden üst kata çıkmasın diye yalvarırken, tommaister üst kattaki işine devam etmek için merdivenlere yöneldi, biz mutfağa geçtik. Alt katta yalnızdık. Ocağa çay koydu ve karşıma oturdu. Hâlâ küfür ediyordu. Yetiştirmem gereken bir evrak vardı. Bilgisayarı açtım, gözümden sel gibi boşalan yaşlardan önümü göremiyor, acil olduğu için işimi yapmaya çalışıyordum. Ettiği onca küfüre aldırmadığımı ve değer verip dinlemediğimi düşünmüş olmalı ki bilgisayarı aldı ve duvara fırlattı.
“Dinleyeceksin beni,” diye bağırıyordu. Çaresiz, başım önümde, gözlerimden akan sellerle dinledim. “Ne düşünüyorsun,” dedi. “Hiç,” dedim. “Ne düşünüyorsun söyle, çocuklarımın üstüne yemin ederim ki bir şey yapmayacağım,” dedi. Çok severdi çocuklarını.
Buna güvendim, “Lütfen bırak gideyim, düşüneyim biraz ,sonra konuşuruz,” dedim.
“Hayır olmaz, ne düşünüyorsun şimdi söyle,” dedi.
Çocuklarının üstüne yemin etmesinden cesaret alıp, “ Olmuyor, ayrılalım,” dedim.
“Kapıyı kapat,” dedi. Kalktım kapıyı kapadım. Elindeki çayı yüzüme fırlattı. Yerinden fırlayıp boş fincanı kafamda kırdı. Ilık bir şey hissettim, elimi alnıma götürdüm, kanadığımı gördüm. Başım döndü, bayılacak gibi oldum ama elini bir daha kaldırdığını gördüğümde, yüzümü korumaya çalışırken elimden kocaman bir parça koptu. Sabah evden çıkarken giydiğim bembeyaz kıyafetlerim kıpkırmızı olmuştu. Bu kadar kanı görünce yere yığıldım. Yaranın ne kadar derin olduğu fışkıran kandan belli olmuyordu. Öleceğimi düşünüyor, beni ailemin yanına götürmesi için yalvarıyordum . O ise özel bir hastane de çalışan doktor arkadaşına gitmem için ısrar ediyordu. Arkadaşıyla bir olup yüksek doz verip beni öldürebilecekleri gibi korkunç bir senaryodan korktuğum için, neden istemediğimi söyleyemeden, kesinlikle gitmem diye ısrar ediyordum. Arabaya bindik. Denize doğru sürmeye başladı Eğer arkadaşına gitmeyi kabul etmezsem ikimizin de öleceğini söyledi. Korkudan, “Tamam,” dedim. Hastaneye vardığımızda, nasıl oldu bu diye sordu görevliler. “Düştüm,” dedim. Korkuyordum. Uyuşturucu yapmamalarını kalkan deriyi yapıştırmalarını istedim. “İz kalır,” dediler. “Olsun,” dedim. Bilemezler ki beni öldüreceklerini sandığımı. Kalan izin ölümden yeğ olduğunu, ölümle nasıl dans ettiğimi?


.jpg)



