Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Mart 2021

Söyleşi

Özkan Ali Bozdemir: “Gerçek her zaman komiktir.“

Gülşah Akbulut

Paylaş

1

0


“Hayatta nasılsa edebiyatta da ayrıma pek meraklıyız.”

Gülşah Akbulut: Yazı hayatınıza şiirle başladığınızı biliyoruz, Kars Fen Lisesi’nden edebiyat öğretmeniniz Kemal Alin sayesinde Çağdaş Kars Sanat Gazetesi’ne giden bir yol çizilmiş; o zamandan hayalini kurduğunuz adımları atabildiniz mi? Nasıl bir dönüşüm geçirdi yazı hayatınız?

Özkan Ali Bozdemir: Yazıyla ilgili büyük hayallerim olmadı açıkçası; belki şu olabilir, LGBTIQ+ edebiyatına –ki harf atlamadan saymak senelerimi aldı– dahil olduğu belirtilen yazarlarla farklı minderlerde güreştiğimizi hissettiğim bir aydınlanma anı oldu. Denir ya, acıyla irkildim, gerçekten durum oydu. Yazılan metinlerin çoğunda meselenin gelip düğümlendiği noktada nedense hep bir ‘Beyler Ötekiyi anlayalım’, ‘Beriki bireyi işittin mi?’, ‘Bak Öbürsü bir şey anlatıyor’ anafikri vardı. Başta umdum ki yazarın niyeti görünürlüktür, empatidir ama sonra üzülerek gördüm ki vasatlıktı, çiğlikmiş. Çünkü bu bakışın altında bir tasnif yatar ki bence tehlike de orda başlıyor. Hayatta nasılsa edebiyatta da ayrıma pek meraklıyız. Ötekiler berikiler, eriller dişiller, yeraltındakiler yerüstündekiler gibi ayrımlara gerek duymadan insanı, normal sıradan insanı anlatmak meselemiz olmalı. Benim bu edebiyatın içinde ama bu söylemden uzak olarak bir şeyler yazmak gibi bir niyetim vardı, sanırım o gerçekleşti.

GA: İlk öykü kitabınız Ağız Hareketleri için arka kapak yazısı dahil “sarsıcı” sözcüğü yorumlarda çokça kullanılıyor, nedeni sizce nedir?

ÖAB: Sarsıcının kullanım sıklığı benim de dikkatimi çekti, iki. Şaka bir yana aslında bu sorduğunuz az önceki soruyla ilişkili sanırım, dedim ya, mevcut anlatının biraz uzağında olma çabası. Şimdiye kadar o öteki bireylerin karşılıksız aşklarını, ruhsal bunalımlarını, aile/toplum/devlet üçgeninde sıkışmasını ve beri yandan kendi varlığını kabul ettirme savaşını, sonunda iyice ötelenmesini, ötelene ötelene öteki olmasını okuduk ya hep, şimdi ben kalkıp o ötekinin elindeki bütün parasını iki dakikalık bir ‘solo şov’ izlemek için nasıl tükettiğini, seksten önce nasıl lavman yani anal temizlik yaptığını –üstelik tam sıralı– ya da dişlerini değdirmemek için hangi özel kurslara katıldığını yazınca haliyle okur da sarsılıyordur tabii. Annem dedi ki ver ben de okuyacağım kitabı, dedim ne diyorsun. Bak arkada ne yazıyor, sarsılırsın. Evet.

Bir yeriniz ağrıyor ve onu anlatmak istiyorsunuz. Ben de böyle bir dürtüyle başlıyorum yazmaya.

GA: “Terli ve Sıcak” adlı öykünüzde zorlayıcı kurgusuna rağmen okurun merakını kırmayan, metni heyecanla okutan güçlü bir dil var. Sizce dil, hikâye ya da kurgudan daha mı önemlidir?

ÖAB: Teşekkür ederim. Dil elbette önemli ama her şey değil. Hatırlanırsa –ki gerek yok– Bu Kurs Size İyi Gelecek adlı öykümde eğitmenimiz kursiyerlere bir nasihatte bulunuyordu: “Dilimiz her şeyimizdir” diyordu, “Onu sevmeli, iyi kullanmalı, gerektiğinde de yutmalıyız.” Görüyoruz ki dil hem sekste hem edebiyatta vazgeçilmezimiz ama başka destek elemanları da gerekir. Dil –edebiyatta– anlatının bir kolu, güçlü, belki en güçlü damarı, taşıyıcısı. Ama o kadar. O damarın içinde akan kanın muhteviyatı daha önemli bana kalırsa. Kan sıcaksa, akacaksa zaten damarını bulur. Döl de öyle. Hikâye daha önemliye getiriyorum sözü, yoksa “Akacak kan damarda durmaz” demek istemiyorum. “Damar kesildi, kandır akacak” diyorum. Kıps.

GA: Bir röportajınızda “Gergedan” ve “Bu Kurs Size İyi Gelecek” adlı öyküleriniz için kitabın “Biraz da gülelim” köşeleridir diyorsunuz; “Ayı ile Tavşan” öykünüzün bir bölümünü de bu bakışla okumak mümkün mü sizce?

ÖAB: Evet o öykü de komiktir bence, e çünkü gerçek işte. Gerçek her zaman komiktir. Uçan değil, düşen adam komiktir. Konuşan değil, hapşuran kedi komiktir. Ayı ile Tavşan’daki Ayı’nın, Mardinli olduğunu  söyleyen o kalın kaşlı karaşın garsona iştahlanması ve akabinde, “Çok merak ediyorum oraları. Böyle kerpiç evler, çok kültürlülük, iç içe” filan demesi de işte komik oluyor. Halbuki ne kerpici, ne kültürü. Kendine gel ve ne için orda olduğunu hatırla, öyle değil mi?

GA: Hayattan kesitlere şahit olduğumuz öykülerinizin belki de tümünde -farklı açılardan bakıldığında- “çaresizlik” kavramını görmek mümkün ancak bir yandan da cahilliğe, kötülüğe, ikiyüzlülüğe kılıf aramaya da yardımcı gibi bu kavram, siz ne dersiniz?

özkan ali bozdamirÖAB: Çaresizliğin durumuna göre değişir sanırım. “Çaresizdim, çaldım” başka bir anlam ifade ediyor, “Çaresizdim, öldürdüm” bambaşka. Çaresizlikte çarelerin tükenmesi durumu var, bakınız çok net. Yani sizin o eylemi gerçekleştirmenizde tüm çarelerin tükenmesi şartı aranıyor. Beş parasız kaldınız, eş dost akraba yok, yardım elini uzatacak kimse kalmamış ve çaldınız. Ama bütün çareler nasıl tükendi de öldürdün be adam? Hiç mi vicdanın, yüreğin sızlamadı, ha? Basıp gitmek, terk etmek, onu bir daha görmemek çaresine ne oldu? O hangi ara tükendi… Sanırım bu sorunuzu tam anlamadım.

GA: “Ben bir öyküye somut bir imge ya da durum beni harekete geçirdiği, zorladığı ya da rahatsız ettiği için başlarım” diyor David Constantine. Bir öyküyü yazmaya siz nasıl başlarsınız?

ÖAB: Constantine’i çok severim ve bu dediğine yüzde yüz katılırım. Rahatsızlık bende de oluyor, dur şunu anlatayım meselesi değil bu. Bir yeriniz ağrıyor ve onu anlatmak istiyorsunuz. Ben de böyle bir dürtüyle başlıyorum yazmaya. Beni etkilemiş, içime işlemiş, ruhumun karanlığında yer etmiş bir imge, ukde ya da leke. Her ne ise. İşte onu oradan çıkarmak ve masaya yatırıp içini dışına çıkarıncaya, o izin içimden sökülüp çıktığına emin oluncaya kadar yazmak, anlatmak… Hazır hiç yeri gelmemişken David Constantine’in Midland Oteli’nde Çay adlı kitabını da önerelim okumayanlara. Yani o kitabı okumayanlara.

GA: Kitabınız çok yeni evet ama şimdiden bir sonrakini merak ettirdiğini söylemek yanlış olmaz; gelecek için nasıl planlar içindesiniz?

ÖAB: Uzun zamandır bir fikir var ve sahneler şeklinde dolanıyor aklımda. Onun senaryosuna başladım, belki biter. Bunun dışında uzun bir öykü ya da roman olabilecek başka bir fikrim var: İkiyüzlülüğe dair bir konu. Adı da Madalyon değil tabii ki. Bakalım zaman neler gösterir, baktınız koronadan öldüm. Hem zaten John Lennon’ın dediği gibi “Hayat, siz …” Şaka şaka. Teşekkür ederim ilginiz için, bakalım yayımlanacak mı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kayıtsızlık Günlerinde Kendin OlmakFerruh Tunç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

P. D. &. L. Moon

6 Ekim 2025

Mega Influencerların Yükselişi

Mega influencerlar halkın hayal gücüne yön verir. Ve gerçeklerden çok anlatıların önem kazandığı bir dünyada savaşlar hayal gücünde kazanılır, hayal gücünde kaybedilir.Epistemolojik bir krizin son safhalarındayız. Yapay zekâyla donanmış çağımızda hakikat fikri -ne olduğ..

Devamı..

Kapitalist Kişisel Dönüşümün Olmazsa O..

Fabien Trécourt

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024