Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Mayıs 2023

Öykü

Özsever

Çiler İlhan

Paylaş

3

0


Ne yapıyorsunuz diye sorarsan: sevişiyoruz. yemek yiyoruz. film seyrediyoruz. yürüyüş yapıyoruz. yemeğe gidiyoruz. sinemaya gidiyoruz. içeride ve dışarıda, toplam altı kalem.

Soyununca daha güzel olan nadir insanlardan olsa gerek. yoksa cool’luğun anti-tezi. yedi aydır üstünde iki pantolon saydım: biri, abi artığıymış da büyük geliyormuş gibi siyah bir kemerle belini komik bir şekilde sıktığı açık mavi kot, diğeri, hardal rengi kumaş pantolon. fikrime göre tekini yıkadığında ötekini giyiyor. tişörtü daha fazla. siyah, gri ve yine hardalımsı tatlı bir renkte, nereden baksan altı-yedi tane. üç ayakkabısı var: yağmur çamur geçirmeyen doğa yürüyüşü ayakkabıları, spor salonuna giydiği siyah spor pabuçları ve siyahlı-mavili-koyu sarılı, işe, sinemaya, yemeğe, kısacası yürüyüş ve spor dışında kalan her yere giydiği hoşça sneaker’ları.

İki tabağı, iki kaşığı, iki çatalı, iki bıçağı, iki su bardağı, iki fincanı var. mutfağında ocak, fırın, bulaşık makinesi yok. yemek yapmama sanatının ustası: yumurta haşlayacak bir düzenek dahi eksik. hazır aldığı yemekleri mikrodalgasında ısıtarak besleniyor.

Kahve içmiyor. çay içmiyor. içki içmiyor. sigara içmiyor. bir seferinde esrarlı kurabiye yiyelim diyecek oldum, sert bir şekilde karşı çıktı. seni en azından şaraba bağımlı yapacağım, dedim, şarabın tadını seviyor, ara sıra teklif ettiğim bir kadehe ses etmiyor, bundan cesaret alıp. ben sana bağımlıyım zaten, şaraba gerek yok, dedi.

Böyle şaşırtıyor beni devamlı. bazen aynı şehirde yaşıyor olmamıza rağmen günlerce mesaj atmadığı oluyor. o zaman şüpheye düşüyorum: şimdi bu adam beni beğeniyor mu beğenmiyor mu? özlüyor mu özlemiyor mu? görmek istiyor mu istemiyor mu? sonra bir bip: fıstık, canım seni fena çekti, yarın buluşalım mı? bazen de düpedüz; çok özledim seni, diyor. hatta bazen de: seni çok özlüyorum.

Fakat evine iki gün üst üste gitsem biliyorum ki üçüncü gün yine kendine kapanmak isteyecek. o yüzden ayarı iyi tutturmaya çalışıyorum. o kadar güzel sevişiyor ki her gün kapısında bitmek istiyorum ama tutuyorum kendimi. bana biraz doyunca rutinine dönmek için sabırsızlanıyor. mağarasında huzuru yerinde. o da ben kaçıp gitmedim diye şaşırıyor. kadınlar ikinci, en geç üçüncü haftasında arkalarına bakmadan toz olurmuş. mağara adamım, diyorum ona, ben seni olduğun gibi kabul ediyorum.

Buna da en çok kendim şaşırıyorum: onu olduğu gibi kabul etmeme. kocama evli olduğumuz yıllar boyunca etmediğimi bırakmadım. benim kadar düzenli değil diye, benim kadar programlı değil diye, aklı başka türlü çalışıyor diye, eylemleri gerçekleştirme, hayatı sürdürme şekli benden farklı diye. halbuki mis gibi de adammış ha, şimdi anlıyorum. ona ne büyük haksızlık, hatta düpedüz ayıp ettiğimi bu sayede kavramış oldum iyi mi? el alemin adamını sorgulamadan, değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi, olduğu kadar üç günde kabullen, üç çocuğunun babasına çektir dur yirmi yıl. tinsellik bilgim tensellikle oldukça ters orantılıdır, bilirsin; gençliğimizden beri senden görüp duyduklarımla, tesadüfen elime geçen kitaplardan okuduklarımla geçinmekle yetindim bugüne kadar. fakat işte bu ani kavrayış bende ummadığım ruhsal açılımlara sebep oldu, biraz da tırstım hani: hakikaten de birbirimizin karşısına bir şeyler öğrenmek için çıkıyoruz. birbirimize ayna tutuyoruz, hayır, birbirimize ayna oluyoruz, hayır birbirimizin aynasıyız. sufiler budistler boşuna yırtınmıyor asırlardır: her şey bir.

İşte böyle Handit.

Son konuştuğumuzda dedin ki, sen sıkılırsın. ihtimal. henüz değil.

Beni elinde tutmanın en sağlam yolunun bedensel hazdan geçtiğinin farkında. arada hedefe yönelik filmler izlediğinden neredeyse şüphem yok: kadın vücuduna nasıl zevk verileceğini titiz bir cerrah gibi öğrenip üstümde canlı canlı etüt ediyor. sık sık yeni numaralarla çıkıyor karşıma. Elli sekiz yaşında ama bugüne kadar onlarca aşığım oldu, bu kadar uzun sert kalabilmek olsun, kas gücünü alışılmadık pozisyonlar için seferber edip olağan dışı kullanımlara sokmak olsun, böylesini görmedim diyebilirim iç rahatlığıyla. damızlık bir boğanın heybetine ve kuvvetine sahip. heyecanı hep yeni yetme, incelik ve maharet kremalı. bir de tatlı yani. o her kası spor salonlarında yıllardır itinayla terbiye edilmiş, baştan aşağı taş koca kütlesine rağmen, sert yüz hatlarına, kafa işi yaptığı halde her fırsatta bahçesiyle uğraştığından nasır tutmuş parmaklarına rağmen bugüne kadar tek bir yerimi morartmadı. hem bu kadar alfa hem bu kadar şefkatlisini görmemişim doğrusu.

Aslına bakılırsa, onu gizli narsisizmime alet ettiğim gizli değil, aşikâr. devamlı beğenilmek, övülmek, hayran olunmak ihtiyacımı, özünde kendime güvenimi ne kadar çabuk kaybettiğimi iyi bilirsin sen Handit. üç terapist hakkımdan gelemedi, ben de boşladım nihayet. örnek: ben popomu sallaya sallaya bisikletten küreğe, iç bacak makinesinden mekik sehpasına gidip gelirken kilolarca yükleri kaldırıp indirdiği sırada bile önümden ardımdan bana baktığını, kıskanç biri olmadığını iddia etse de ben başkalarıyla konuşuyor muyum diye beni güya çaktırmadan süzdüğünü bilmenin hazzı. ara sıra karşıdan hoş biri gelirken sadece onu delirtmek için durup dururken selam vermenin ya da selam veriyor gibi yapmanın hazzı. egzersizlerinin çoğunu yaptığı maksimum-testosteron bölgesinde konuşup şakalaşırken oramı buramı kıvırmanın, ayakkabı bağcığım çözülmüş gibi davranıp eğilip kalkmanın hazzı. (ne kırk beşi, onun etrafında on beşim bildiğin.)

Salonda bilinmesin dedim, bir şeyler çevirdiğimiz, daha heyecanlı olur böylesi. önce garibine gitti fakat ısrar etmedi. düştü bu tuzağa. aslında beni bağlayan bir şey yok, malum, kocamla boşanalı on yıldan fazla oldu ama yine de işte aynen senin ihtimal verdiğin sebepten dolayı, olur da aniden sıkılıveririm, çünkü tıpkı özseverliğim gibi bu huyumdan da vazgeçmiş değilim, zaten malum tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan misali, icap ettiğinde yeni flörtüm için az da olsa uğraşmak zorunda kalmayayım diye yapıyorum. o kadar yakışıklı adamlar, o kadar güzel kadınlar var ki.

Etten kemikten sudan yapıldığımızı, zamanla kuruyup azaldığımızı terbiyesizce yüzümüze haykıran, salonun başköşesine Hürrem Sultan gibi kurulmuş o ince ayar makine kırk beş yaşında olduğumu iddia ediyor. Haksız değil belki: altmışıma bir adım kalmışken kendimi hiç bu kadar sağlıklı ve çekici hissetmemiştim.

Salonda bu kadar çok vakit geçirmek islerimi bir parça aksatıyor aksatmasına ama, değer. çoktan kanıtlamışım kendimi, beş ayrı dilden Türkçeye çevirdiğim kitaplar sayesinde ne ödül varsa tutuşturulmuş elime. çocuklar büyüyüp kazık kadar olmuş. eh. iş bitti aşk zamanı. ay haz yazacaktım haz, ne aşkı?

Düpedüz ilgisiz bir anneanne ve babaanneyim Handit. pek de umursamıyorum doğrusu: çocuklarımı hakkıyla büyüttüm. bir zahmet onlar da kendi çocuklarına baksın. birinin Kanada’da, ötekinin Amerika’da, tekinin Güney Afrika’da yaşıyor olması işime gelmiyor değil. aşkı değil parayı seçti hepsi, babaları gibi. ay aşk yazmışım benim gibi sanatı diyecektim, ne aşkı. şirket şirket dünyayı dolaşıyorlar. ben de burada kendi dünyamın tozunu attırıyorum.

İşte böyle. yaz bana birtaneciğim. ela gözlerinden öperim.

Arlanmaz özseverin.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilasıFaik Çelik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adrien Rivierre

26 Ocak 2025

Makine Çevirisinin Bilişsel Kapasitemi..

Yeni bir dil öğrenmenin beynimizi doğrudan etkilediği uzun süredir bilinen bir gerçek ama bu etkinin boyutu hâlâ tartışma konusu. Makine çevirisi, yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kısa süre içinde hayatlarımıza ..

Devamı..

Antalya’nın En Büyüleyici Antik Kentleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024