Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Ağustos 2020

Öykü

Pilili Perde

Funda Mengilli

Paylaş

2

0


Diyorlar ki tarlaların ardında, sık koruluğun ötesindeki küçük istasyon hâlâ dururmuş. Kara koyu yeşilliğin ilerisindeki benzin istasyonu. Hani gidişli gelişli, çim refüjlü yolun karşısında olan. Kırmızı, yuvarlak başlıklı pompalarından biri şimdi bile çalışırmış. Diğeri çoktandır sizlere ömür. Arazilerin, diyorlar, henüz arsa sayılmadığı yıllarda, uçsuzluğun bucaksızlığın ortasında kurulmuş benzinlik. İki katlı, beyaz badanalı binası ta kasabadan görünürmüş. Heybetinden değil, tekliğinden.

İstasyonun sahibi, beyazla karışık altın saçlı, çizgi dudaklı adammış. Saçları geriye taralı, çıkık bükük elmacık kemikleri ortada olan adam. Bir de kol kasları. Yenleri hep sıvalıymış. Gençliğinden kalma olsa gerek, kaslı kollarını açıkta bırakırmış. Hiç yoktan dirseklerine kadar. Kuzeylilere benzerdi ama aksanını bilmezdik, diyorlar. Ketumdu. Selamını, sabahını vermezdi. Tuhaftı. Gözleriyle yaşayanlardandı, dudaklarıyla, kaşlarıyla. Mimikleriyle. Ve gölgesiyle. Gün doğarken sandalyesini binanın önüne atar, gölgesi kısalıp uzayana, geceye sığmayana dek otururdu. Tek tük gelen arabalar benzinlerini kendileri doldururken şöyle bir bakardı onlara. Parayı içeri ödediklerini gördüyse, tamam. Dönerdi işine, önüne, oturmasına.

Kadın bakarmış kasaya. Yanağına dolgun, sivri, minik çeneli, iri memeli kadın. Bir iki tozlu bisküvi, birkaç şişe biradan ibaret rafların önündeki kasaya ancak bir müşteri gelirse uğrarmış. Bir, bilemedin iki defa. Haydi üç olsun. Daha çok üst kattaki odada çalışır, eski püskü dikiş makinesinin başından ayrılmazmış. Makinenin tekerini elleriyle döndürür, dünyayı durdururmuş. Kendi dünyasını. Bir perdeye başladı mı, bitirmeden çekmezmiş ayağını pedaldan. Benzinlikteki binanın perdelerini dikmekle başlamışmış işe. Bir gün, diyorlar, elinde bir top kumaşla çıktı geldi. Hardal rengiydi kumaş. Altı tane perdeyi dikti, astı pencerelere. Üç tanesini aşağıya, üçünü yukarı kata. Öyle çabuk bitirdi, öyle güzel dikti ki, hayran kaldık. Bina mı şenlendi, biz mi, anlayamadık. Ama değişiklik iyi geldi, hoş geldi, dedik. O gün yerleşti binaya. Adamın yatak odasının yanındaki odaya. Perdelerimiz hep elinden çıkmaydı. Sandıklara kaldırdık zamanla. Arada açar yıkar, sever, geri koyarız yerine, öyle, gözümüz gibi bakarız.

Kasabanın esnafı adamın nemrutluğundan yakınırmış. Tekin gelmiyor bu suskunluk derlermiş. Ne yapar, ne eder bilmeyiz, böyle olur mu, diye kızarlarmış. Onu konuşturmak için türlü yollar denerlermiş. İpucu arayan gençler, benzinliğin çevresinde tur atarmış mesela. Çocuklar, taş atıp kaçarmış ki adam kalkıp höst desin. Yok, işe yaramazmış. Tek tük kelimeleri alışverişte ağzından çıkanlarmış. Ekmek, bira, sigara, odun, para. Bu kadar. O anlarda, lafı uzatmaya çalışırlarmış zaman zaman. Adam hiç oralı olmazmış. Kaşları çatılırsa ancak, rahat bırakırlarmış. Doğrudan sorabilen olmadı, diyorlar. Derdi neymiş. Olsaydı da cevap vermezmiş ki.

Önceleri, kadını kasabadan birileri gönderdi sanmışlar. Nemrut adamı konuşturmak için. Adam ne kadar susmayı seviyorsa, kadın bir o kadar konuşkanmış. Gelen müşterilerle konuşmaya bayılırmış. Börtüyle, böcekle, perdeleriyle bile konuşurmuş. Meraklı kulaklara, akrabayız diyormuş. Büyük halam tarafından. Bazılarına, ninemin babasıgillerden demiş. Aile dostumuz dermiş kimi zaman. Dedelerimiz cephede silah arkadaşıydı. Güneyden geldiğini söylediği de oluyormuş, bizim oranın ağaçları diye başlayıp kuzeyi tarif ettiği de. Zamanla anlamışlar, kadını ne tanıyan, ne de oraya gönderen varmış.

Adamla kadın konuşur muydu, bilmiyoruz diyorlar. Kimse hayal edemezmiş böyle bir konuşmayı. Kadın perdelerini anlatacak mesela, kumaşlarını, ipliklerini. Havayı, suyu. Adam oturduğu yerden hı, diyecek. Belki de, hı hı. Olur muydu, olurdu belki. Ama biz görmedik, diyorlar. Hiç görmedik. Duymadık, bilmiyoruz.

Yalnız pompanın kırıldığı gündü işte, diyorlar. Sıcak havanın sabahtan kendini gösterdiği yaz günü. Adam, binanın önündeki kolçaklı sandalyesine oturmuş. Bacak bacak üstüne atmış, gölgesi beyaz duvarda yerini almış. Boz gömleğinin düğmeleri yarıya kadar açık, yine de kahverengi yeleğini sırtına geçirmişmiş. Pantolonu diyorlar, yeleğiyle takım olan, kırış buruşmuş, oturmaktan. Görenler olmuş, adamın sırtını verdiği pencere değil, yanındaki, perdesi yarı açık olanda belirmiş kadın. Pencereden eğildiğinde kırmızı bluzunun dekoltesinden taşmış memeleri. O değil de diyorlar, pembe boyalı ağzı oynuyor, oynuyordu. Kızıl saçlarını sıkı sıkıya toplamış, sürmeli gözlerini kısmıştı. Çekik çekikti gözleri, alev alev. On dakika geçmiş, on beş. Yarım saat. Adamın ne yüzündeki bir kası, ne kolundaki bir kılı kıpırdamış. Hı, dememiş adam. Hı hı, hiç dememiş. Kadın konuşmuş da konuşmuş. Adam dinlemiş, dinlememiş, belli değil. Derken bir hışımla dönmüş, girmiş içeri kadın. Girdi, diyorlar, doğruca yola bakan pencereye gitti. Şimdiki kırık pompayı görene. Perdesini söktüğü gibi aldı, odasına çıktı.

Sessiz sakin gün yükseldiğinde, arabanın biri gelmiş, durmuş perdesiz pencerenin önünde. Uçuk maviymiş araba, Chevrolet 1956. Işıl ışıl. Motorunu kapatmış, görenler beklemiş, araba beklemiş. Hayret, içinden inen de olmamış, bir litre olsun benzin alan da. Tuhaflık o ki, diyorlar, adam hiç şaşırmamıştı. Dönüp bakmadı bile arabaya. Ne bacaklarının yönünü değiştirdi, ne kollarını oynattı, ne de parmaklarını. Değişiklik denirse, bir tek gölgesi vurmuyordu artık duvara. Bir de kaşları çatılır gibi olmuştu, sanki. O kadar. Sol omzunun çöktüğünü söyleyenlere bakma sen. Hepsi bu.

Diye düşünüyorduk ki, kadın çıktı binadan. Elinde hardal rengi perdeyle. Şöyle bir çırptı perdeyi. Oldukça küçülmüştü kumaş. Pencerede durduğu gibi düz değil, pililiydi. İnce pilileri gözlerimizi aldı. Yeni perdelerimizi hayal ettik o sıra. Kıvrımlarını tek tek ütüleyip, kolalamamız gerekse de sıraya girecek, bütün kasaba pilili perdeden diktirecektik. Eğer, o perde, sırf o araba için dikilmiş olmasaydı. Sadece Chevrolet’in geniş arka camına takılmak için. Kadın perdeyi arabanın arka camına asar asmaz motoru çalıştırmış arabayı kullanan. Her kimdiyse, nereden gelmiş, nereye gidiyorduysa, o kadarını görmedik, diyorlar. Aklımız perdede, bir de kadındaydı hani. Hiç oyalanmamış kadın, ön koltuğa geçmiş, o gün gitmiş. Öylece, geldiği gibi gitmiş.

İşte o zaman kalktı adam, diyorlar. Gene de bakmadı arabanın ardından. Doğruca içeriye girdi, elinde bir baltayla çıktı binadan. Pompaların yanına gitti, perdesiz pencerenin önündekine baltayı bir indirdi ki, o koca şey kafamıza indi sandık, demirini beynimizde hissettik. Ne olur ne olmaz, az korkmadık, hepimiz kaçıştık. Kasabaya kadar arkamıza bakmadan koştuk biz. Ne adamı gördük sonra ne kadını. Benzinlik duruyor ama. Tozun toprağın içinde kaldı. Bir başına. İşe yarar şeyleri alanlar olmuş, öyle duyduk, diyorlar. Bir de denemişler, pompalarından biri bozukmuş, diğeri çalışıyormuş hâlâ.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yusuf Atılgan'ın Unutulmaz Romanı Anay..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

David Gurnham

17 Şubat 2025

Kafkaesk Bir Postane Skandalı

Biri iftira atmış olmalıydı ki, yanlış herhangi bir şey yapmamış olmasına rağmen bir sabah aniden tutuklandı.* İngiliz posta müdürü Harjinder Butoy’un hikâyesi tam olarak böyle başladı. Hırsızlık suçlamasıyla 2007 yılında tutuklanan Butoy, 2008 yılında mahkeme tarafından..

Devamı..

Alplerin Ötesinde

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024