Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Nisan 2023

Edebiyat

Pınar Saklıyan: "Hayatım da masalım da zarif iletişime adanmıştır."

Muzaffer Mete

Paylaş

0

0


Zarafete adanmış bir masal.

“Çocukların teveccühü, samimi ilgileri hayattaki en büyük ikram ve ilhamdır bana!” diyor, Annemin Zarif Elbiseleri isimli çocuk kitabı ile yazın dünyasına adımını atan sosyolog, eğitimci ve yazar Pınar Saklıyan. Annemin Zarif Elbiseleri’nde çocuklara rengârenk bir dünyanın kapılarını aralarken, tüm masal severlere her türlü şiddete karşı en tesirli ilacın zarafet olduğunu hatırlatıyor.

Pınar Saklıyan’ın annesi Gönül Saklıyan’ın yarattığı elbiselerden ilham alarak yazdığı Annemin Zarif Elbiseleri isimli kitap İthaki Çocuk etiketiyle yayımlandı. Saklıyan’ın, 8-12 yaş aralığındaki çocukların yanı sıra masal okumayı seven yetişkinler için de kaleme aldığı Annemin Zarif Elbiseleri kabalığın salgın olarak yayıldığı bir masal diyarında Gönülden isimli masal kahramanının diktiği giysilerden mürekkep büyülü bir dünyaya çağırıyor okurlarını. Zarafet ile kabalığın mücadelesiyle ilmek ilmek örülen hikaye, çocuklara eğlenceli ve öğretici bir okuma deneyimi sunarken, ebeveynlerin de, hem kendi çocukluklarına doğru zaman yolculuğuna çıkmalarını hem de çevreleriyle kurduğu ilişkiye farklı bir yerden bakmalarını ve yaşadıkları iletişim sorunlarının membaında zarafet ve nezaket eksikliğinin olduğunun farkına varmalarını sağlıyor. Nitekim Saklıyan vandal, vahşi, saldırgan, şiddet eğilimli, ruh sağlığı yerinde olmayan tekil kişilerin, bazen kalabalıkların lekelediği “güven” duygusuyla çevremizin örülü olduğunu ve böyle bir dünyadan yalnızca zarafetle çıkılabileceğini söylüyor ve ekliyor: “Hayatım ve masalım zarafete adanmıştır!”

Pınar Saklıyan ile yazma serüvenini, çocuk edebiyatını ve ülkemizdeki iletişimin ahvalini konuştuk.

Muzaffer Mete: Annemin Zarif Elbiseleri'nin çıkış öyküsünü anlatır mısınız?

Pınar Saklıyan: Annemin Zarif Elbiseleri tevazu içinden yeteneğini, hayalleri içinden gerçeğini yakalayabilmiş bir kimliği olan annemin 2021 yılında Kovit-19 sebebiyle anî ölümünün ardından yazdığım bir masal metnidir. Annemden ayrılmak çok ağır gelmişti yüreğime ve onunla “beraber” olabileceğimiz başka boyutlar, biçimler aramıştım. 1960’lı 70’li yıllardan itibaren öncelikle Antakya’da, sonra İstanbul’da zevk için, bir hayli yüksek de bir zevkle diktiği birbirinden zarif, zamansız, dikişi atmadan rengi solmadan bugünlere gelebilen, adeta “sihir” dolu elbiseler, yeniden buluştuğumuz bu boyutun ilham kaynağı, dayandığı temel oluverdiler. Annemi masalımın içinden yaşam tecrübeme müdahil kılmayı başardım ve imza günlerimde, masal severlerle düzenlediğimiz söyleşilerde görüyorum ki bu temel çok sağlam!

Annemin ardından onun tarihe, destanlara, belgesellere sığmayan; iki bin küsur yıllık kenti de dünyamızdan bir anda kayıp gitti. “Medeniyetler beşiği” Antakya şimdi kaotik kalabalıklar içinde ama yalnız, ışıksız, sessiz, talihsiz bir yıkık kent olarak beliriyor gözümüzün önünde. Kentin yıkıntıyla beraber harap olan tarihini hangi masal yerine koyabilir diye acı acı düşünmekteyim. Belki onu da kaleme alacak kişilerdenim.

MM: Çocuk kitaplarından yazın dünyasına adım atmanızın sebebi nedir? Bundan sonra çocuk kitaplarıyla devam etmeyi düşünüyor musunuz?

PS: Başka anlatılar, bambaşka metinler kurguluyorken hayatın kucağıma bıraktığı cümlelerden örülü bir masal “Annemin Zarif Elbiseleri”… Daha somutlaştırmak gerekirse: Annemin vefatında, yasımı yasladığım metindir zarif elbiselerden ilhamla zihnimden dökülenler.

Doğum kadar ölümün, mutluluk kadar acının kederin, tatlı sürprizler kadar yıkımın felaketin de doğadan ya da çeşitli sebeplerle insandan insana gelebilen, geçebilen deneyimler olduğunu kabulle başladı masal yazım süreci. Kabul derken, kolaylıkla kabul edemediğim ve kendi üzerime kapandığım bir dönemdi yas dönemi… O günlerde eşim ve en çok da oğlum yanımdaydı. Oğlumu derin acının etkilerinden yapay denemelerle uzak tutmanın sağlıklı, adil ve dürüst bir iletişimi zedeleyebileceğini düşündüğüm etapta; anne kaybının sarsıcı etkilerini onunla da konuşmak, paylaşmak üzere geliştirdiğim metnim, kendiliğinden bir masala dönüşüverdi. Çocuk kitabı ile yazın dünyasına adım atmam tasarlanmış, planlanmış bir süreç değildir özetle. Ancak her yaş grubuyla, sosyolojinin derin evreninde farklı amaç ve odaklarla çalışmalar yapan araştırmacı kimliğimin, en çok örgün eğitim dönemindeki öğrencilerle buluşmayı, eleştirel düşüncenin sınırlarını onlarla birlikte genişletmeyi benimsediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Buradan devam edeceğim, hatta etmekteyim. Çocukların teveccühü, samimi ilgileri hayattaki en büyük ikram ve ilhamdır bana!

MM: Kitabınızda kabalık salgını yaşayan bir coğrafyayı anlatmışsınız. Bugün insanların birbirine kaba ve saldırganca davranması gerçekten de kaygı verici. Bir iletişim uzmanı olarak bu konuda ne söylemek istersiniz?

PS: 21. yüzyıl sert bir deneyim haritası sunuyor bize.  Empati, kapsayıcılık, hoşgörü, anlayış, sabır, şefkat, öz farkındalık, saygı en sık telaffuz ettiğimiz kavram ve ifadelerden. Çok dile getirilmeleri, çok da ihtiyaç duyuldukları anlamını taşıyor bu ifadelerin ve tanımladıkları tutumların, davranışların. Öfke, hiddet, şiddet, çatışma, kavga, savaş tüm deneyim alanlarına nüfuz etmiş durumda; salt ülkeler arası enerji ve arazi bölüşüm mücadelesinde değil; eğlencelik, kafa dağıtmalık, kendimize ayırdığımız keyif zamanlarında bile kitle iletişim endüstrisine hâkim yapıların, yapımların fetişleştirdikleri kahramanların, anti kahramanların, geleneksel ya da yenilikçi medyada üretilen popülist dilin, jargonun, özendirilen yaşamların rengine bir bakın: Şiddetin kırmızısının her duvarı boyadığını göreceksiniz. Zihin duvarlarımız da çok açık boyanmaya.

Kadın cinayetleri, hayvanlara yapılan türlü eziyet, doğa tahribatı. Ussal hiçbir gerekçeye dayandırılamayacak, hafifletilemeyecek bir tür cinnet hâlidir haber programlarından sıkça yayılan iletilerin, görüntülerin, söylemin derinleştirdikleri, algılattıkları. Vandal, vahşi, saldırgan, şiddet eğilimli, ruh sağlığı yerinde olmayan tekil kişilerin, bazen kalabalıkların lekelediği “güven” duygusuyla örülü çevremiz, atmosferimiz. Çıkış nerede? Şayet yöntemsel derinlikle ele alabilirsek çıkış, zarafette! Hayatım da masalım da zarif iletişime adanmıştır.

MM: Bu bir masal kitabı. Bugün masallar hakkında ne düşünüyorsunuz? Masalınızı kaleme alırken toplumsal cinsiyete dayalı eşitlik meselesini göz önüne aldınız mı?

PS: Zarif elbiseler masalın temelini oluşturan simge… Bununla beraber mucizeler diyarının mucizevi terzisi Gönülden, sadece elbise değil; erkeklere ceketler, pantolonlar, bebeklere zıbınlar, işçilere tulumlar, aşçılara önlükler de dikiyor. Her yaş grubuna, toplumsal cinsiyet, sınıf, konum ayırt etmeksizin halkın her bir ferdine uygun kıyafetler dikiyor, dikilmesine öncülük ediyor ki böylelikle koca halk o elbiseleri, giysileri giyerek tekrar zarafeti anımsasın; bünyesinin derinlerinden zarif iletişimin izlerini hayata tekrar katacak güçle donansın.

Kitabın adını gören, çizimlerine göz gezdirenlerden kimileri , daha çok kız çocuklarına hitap edecek bir metin kurguladığımı düşünmüş olabilirler; öyle düşünülmesin. Okullarda söyleşilerde buluştuğum masal dostu öğrencilerin neredeyse tümünün, cinsiyet ayrımı olmaksızın, elbiselerin simgeleştirdiği zarafetin “sihirli” gücünü yakalayıvermelerine ve heyecanla dile getirişlerine memnuniyetle tanık oluyorum.

“Çocuk Edebiyatı diye mutlak bir ayrışımı savunamıyorum.”

MM: Çocuk kitabı yazmak, yetişkinler için yazmaktan daha farklı bir maharet gerektiriyor mu?

PS: Çehov’a atıf yaparak şunu söyleyeyim; edebiyat dünyası içerisinde “çocuk edebiyatı” diye mutlak bir ayrışımı savunamıyor; kuşkusuz çocuklara özel bir dil kullanmak kaydıyla, çocuk dünyasının kendine özgülüğüne yakınlaşabilmek gayesinin dışında edebiyatın bir bütün olarak yaşamımıza yayıldığını kabul ediyorum.

Yazarken zarif bir yaklaşım sergilemeye dikkat ediyorum. Sözcüklerime, ifadelerime özen gösteriyorum. “Zarafet” çatısı altında uygulamaya yöneldiğim yöntemin sacayakları ise insancıl duygular, sağduyu ve nazik, özenli bir üslup. İnsancıl boyut içselleştirilmeden; yani özünde sevgi, saygı, hoşgörü, şefkat, duyarlılık olmadan zarafetin esamesi okunamaz. Bu insancıl yön sağduyuyla, yani akılla, zekâyla, kadim bilgi ve birikimle, ilimle bilimle hemhal olunmadan bir yere varılamaz… Ahlâk felsefesi, evrensel değerler, destanların, mitlerin, masalların anlatageldikleri, feraset… Ben tüm kültürel bereketi “zarafet” kavramıyla kucaklıyorum. Bu mutlaklık, hâliyle biraz da masalsı tabii!

MM: Hangi yaş aralığı için yazıyorsunuz? 

PS: Annemin Zarif Elbiseleri, 8 - 12 yaş grubu okura öncelik vermek kaydıyla, her yaştan masal severe seslenen bir metin. Masa başında çalıştığım, yazdığım yeni metinlerde daha ileri yaşlarda okurlara hitap etmeyi hedeflemekle birlikte yine örgün eğitim öğrencilerine de dokunabilecek bir yapı sunabilmek için tüm emeğim. Özetle, “zarif iletişim”e hayatında yer açmış, açmaya hevesli her yaştan okura seslenmek, ulaşmak; onlarla birlikte okumak yazmak, tartmak tartışmak gayesiyle yazıyorum.

MM: Çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

PS: Okullardan aldığımız davetler üzerine, İthaki Çocuk’un değerli ekibiyle birlikte düzenlediğimiz söyleşiler; bize ayrılan sürenin sınırlarını dinleyici ilgisi dolayısıyla zorladığımız; sahne ve oturma grupları arasındaki fiziki ve temsilî mesafeyi aştığımız, masalla gerçeğin ayrışımını eğip büktüğümüz, elbiselerle cisim bulan sihrin etkisiyle zarafeti kavrayıp yansıttığımız özel anlar oluyor. Çocukların gülümseyişlerini, kitapta gördükleri elbise çizimiyle üzerime giydiğimin bire bir aynı olmasından duydukları heyecanı (ki ben de anneciğimin zamansız, zarif elbiselerini her giyişimde gururla karışık bir heyecana kapılıyorum), dile getiriş biçimlerini, o anların büyülü etkisini kelimelere sığdırmakta zorlanırım. İmza günlerinde, kitabımı kendileri için imzalarken bana sordukları soruların entelektüel değerini anlatmak için bambaşka bir röportaj gerekebilir, inanın. Salt bu anlardan hareketle, belki yepyeni bir masal ya da bir hikâye yazabilirim.

MM: Anne ve babaların tepkileri de öyle mi?

PS: Anne babalardan özellikle duyduğum; masalda sözel olarak da görsel açıdan da kendi geçmişlerinden olumlu izleri yakaladıkları… Sevgili Öykü Akarca’nın özel çizimlerinin de anlamlı etkisiyle; kendi çocukluklarında annelerinin ya da büyükannelerinin dikiş makinesinin sesini yan odalardan duyarak geçirdikleri sakin, güvenli, huzurlu anları sevgiyle anımsadıklarını dile getirmekteler. Zarif iletişimin; sadece kız çocuklarına önerilebilecek bir iletişim modeli gibi sunulmanın ötesinde, tüm fertlere yakışabilecek bir düstur olarak yansıtılmasının, sahiplenilmesinin önünü açan, yolunu sunan bir metin yazdığım için teşekkür etmekteler. Masalımın, bugünün kanayan yarasına, yani şiddet eğilimlerinin artışına, akran zorbalığına, siber tehditlere, video oyunlarıyla enjekte edilen vahşiliğe, empati yoksunluğuna, vasatlığın yükselişine karşı anlamlı tedbir için bir tür reçete kabul edilebileceğini konuşuyoruz aramızda…

MM: Türkiye’deki çocuk kitabı yayıncılığını nasıl buluyorsunuz?

PS: Ülkemizde çocuk kitabı yayıncılığının, özellikle geçtiğimiz on yıllık dilimde, ciddi bir ivme kazandığını sanırım görmeyenimiz yoktur. Çocuk kitaplarında edebî duyarlılıklarla hareket edenler kadar günün gereklerine bir tür “didaktizm” ile, işlevsellikle yanıt üretmeye gayret edenlerin de olduğunu görüyoruz. Her çabada olduğu gibi bu sahada da iyiler ve daha iyi olması gerekenler zaman içinde ayrıştırılacaktır. Çok değerli yayınevleri, (ki ben şanslı çocuk kitabı yazarlarındanım, öyle bir yayıneviyle birlikte çıktım yola) Türk yazarlara, “yeni” yazarlara fırsat sunmakta cömert davranırken yine bazı çok değerli ve köklü yayınevleri sadece çeviri eser yayınlamakta olduklarını ifade ederek bu alanda adım atmak isteyen henüz isimsiz yazarlara karşı mesafeli bir duruş sergileyebilmekteler. Ancak samimi metin, dile, imgeye hakkını veren yazar, yayınevi ve okuruyla buluşmayı her durumda başarıyor.

MM: Sizi etkileyen çocuk kitaplarından ve yazarlarından bahseder misiniz?

PS: Çocukluk yıllarımda çok benzetildiğim için tanışmak istediğim, büyük ilgiyle, dikkatle okuduğum efsanevi kahraman Pollyanna’nın yazarı Eleanor H. Porter’ı, Küçük Prens’le Antoine de Saint-Exupéry’i, Mutlu Prens’le Oscar Wilde’ı anmak isterim. Vasconcelos’un Şeker Portakalı’nı dokuz yaşımın yazında iki defa üst üste okumuş, aynı yılın sonbaharında yazarın “Güneşi Uyandıralım” davetini de kabul etmiştim! İmkânsızı başarmak hayalini kurdurarak çocuk dimağımda özel yer tutan Jules Verne, tüm kitaplarını yüksek sesle okuduğum, sayesinde sesimin imkânlarını kavradığım Gülten Dayıoğlu, her martıda bir Jonathan Livingston aratan Richard Bach yine ilk anda ve saygıyla anacağım isimlerden… Binbir Gece Masalları ile Şehrazad’ı, Bremen Mızıkacıları ile Grimm Kardeşler’i ise, daha da bilinçaltı etkileri yüzeye çıkaran tarifsiz anlatıların sahipleri olarak anmalıyım.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Fata MorganaS. E. Breitegger
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

23 Aralık 2025

Şaka

Kundera’nın gittikçe dokunaklı bir hal alan bağlantılarla birbirine geçirdiği ilişkiler, sonrasında daha da durulacaktır…Kendisiyle özdeşleşmiş hale gelen tekniği bu ilk romanında uygularken, Milan Kundera bazen kararsız görünür: Denemeye yaslanan pasajlar hikâyeye soluk aldırırken, ilerleyen ya..

Devamı..

Sophie Hannah ile Hayatındaki Kitaplar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024