Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Mayıs 2021

Kitap

Recep Kayalı İle Öykü Kitabı Kamburuma Üç Sebep Üzerine Söyleşi

Mahmut Yıldırım

Paylaş

2

1


Mahmut Yıldırım: Haşmet Babaoğlu, “Sonra bir bakıyorsunuz hayat, dünya, başkaları ve ne derseniz işte, hepsi sizin üzerinize basmaya başlamış. Sizin beliniz büküldükçe bükülüyor. Bu ayaklar o ağırlığı çeker mi?" der.

Bu sözden ve Kamburuma Üç Sebep adlı eserinizden hareketle, hikâye anlatıcılığı sayesinde sırtımızdaki yükleri bir kenara bırakıp dünyayı yenebilir miyiz?

Recep Kayalı: Öncelikle merhabalar sevgili Mahmut. Oldukça hoş bir alıntı yapmışsın. Açıkçası sürekli insanın bu dünya karşısındaki yerini, süreç içindeki başkalaşımını, bitimli olmasını, toplumun ya da karar vericilerin bizlerden götürdüklerini ve ruhumuzda açtığı tahribatı düşünüyorum. Tüm sonuçlar büyük bir yenilgiye çıkıyor. Oysaki insan önce kendini yenebilmeli. Yenilgiyi bilen biri kaybetme korkusundan da sıyrılır. Bence edebiyat özelinde sanatın kendisi kişinin benliğini, gizlerini estetik bir biçimde ifşa etmesine dayanıyor. Bunu özgün bir dil, bilinen gerçekliği bozarak oluşturduğunuz yeni bir atmosfer ve herkesin özünde var olan o damarı yakalayarak yaptığınızda kalıcı, sarsılmaz, büyük bir esere ulaşıyorsunuz. Yani yeni bir dünyaya. Dünya yenebileceğimiz bir şey mi, bilmiyorum. Ama onunla ve yukarıda saydıklarımla mücadele edebileceğimize inanıyorum. Üslubunuzun, kurgunuzun, samimiyetinizin metinde oluşturduğu o yeni gerçeklik dünyayı yenmek için değil ama onunla mücadele edebilmek ya da mücadele ederken biraz soluklanmak, güç vermek için faydalı olabilir. Edebiyatın iyileştirici gücüne inanıyorum. Tüm bu ağırlığın ve acının karşısına edebiyatla dikilmeyi de onurlu ve çılgınca buluyorum.

MY: Öykülerinizin kalbini bence “çocuklar” ve “babalar” oluşturmakta. Eserinizi özellikle bu izlekler etrafında şekillendirmenize sebep olan üç sembolik kamburdan bahseder misiniz?

RK: Kamburuma Üç Sebep, pek çok farklı tema üzerinden tanımlanabilecek bir öykü kitabı. Bu temalardan birisi de “çocuklar” ve “babalar” olarak ele alınabilir. Bu biraz yaşadığımız toplumla, bana etki eden uyaranlarla ya da gözlemlerime dayanarak oluşturulmuş bir izlek. Çağın, toplumun ya da diğer şeylerin kadına, erkeğe, çocuğa kısacası aklına gelebilecek her kesime ve noktaya ağır yükler yüklediğini düşünüyorum. Bu bizleri yıpratıyor. Üç sebep isteğine baba-oğul ve bağ kelimeleri üzerinden cevap vereyim.

Bilindiği gibi baba-oğul ilişkisi edebiyatımızda fazlaca işlenmiş bir konu. Erkeklik olgusunun gereğinden fazla önemsendiği bizim gibi toplumlarda oğula ailenin devamını sağlamak, bir sonraki aile reisi olup maddi yükü omuzlamak, karar verici olmak, özellikle babanın yarıda bıraktıklarını tamamlamak gibi görevler yükleniyor. Yani bir sonraki “kurtarıcı” lider olması bekleniyor. Böyle bir sorumlulukla ya da bakışla yetiştirilen bireyin bunu gerçekleştirmesi için ailesiyle arasında sevginin öncellendiği kuvvetli bir bağ gerek. Peki, o bağ nasıl kurulabilir? Kişiye yaşama tutunmak için sebepler vererek. Oğul için kendisine yüklenilen bu görevleri yerine getirmek gizil bir yaşam amacı ve tamamlanmışlık anlamına geliyor. Kişi böylelikle öncelikli ödevini yerine getirmiş, hayatla olan ilişkisini sağlam zemine oturtmuş ve sonunda “önemli” hissediyor. Yani başta sevgiyle ve kan bağıyla kurulan bu organik ilişkinin burada sonunda varoluşun anlamlandırıldığı bir sorumluluğa, ödeve dönüştüğünü görüyoruz. Baba ise toplumda genel olarak otoriteyi, gücü, hatta devleti temsil eden bir kavram. Yani ceza ve ödül verici, bir sonraki hedefi belirleyen, tek karar merci. Ben bunu toptan reddediyorum. Olması gereken tek şeyin hiçbir ödeve, toplumsal koda, geleneğe bağlı olmayan saf bir sevgi olduğunu düşünüyorum. Kamburuma Üç Sebep’te de bu yüklere dayanamayıp, dolayısıyla hayatla olan bağı kopartıp, varoluşunu keşfetmeye çalışan korkutucu bir özgürlüğe sahip bireylerle o salt sevgi bağı ile hareket eden karakterlere yer vererek konuya tüm açılardan bakmaya çalıştım.

MY: İç içe geçmiş katmanlı öyküler yazıyorsunuz. Dilinizin gücüne ve teknik unsurlara yaslanalım. Dil hassasiyetinizden ve dilin sonsuz olanaklarından konuşalım isterim.

RK: Her hikâyenin farklı bir dil kullanıma ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Her hikâye bize farklı bir dünyayı, insanı, zamanı anlatır. Başta dil olmak üzere tüm enstrümanlar iyi bir hikâye atmosferi kurmak için vardır. Metnin hızını, akışını iyi ayarlayabilirseniz okur eserin içine daha rahat girebilir, kurguya ve atmosfere daha hızlı adapte olur. Onu artık metnin içine davet edebilmişsiniz demektir. Bu dilin teknik kısmıyla ilgili bir durum. Bunun haricinde dil kullanımı içine diyalog kurulumu, üslubun anlatıcıyla olan uyumu gibi çeşitli bölümleri de alabiliriz. Bunlar atmosfer ve kurguya göbekten bağlı konular. Buradaki hatalar öykü adına büyük bir probleme yol açabilir. Örneğin diyalog kurulumunda kullandığınız kelime seçimlerindeki bir yanlışlık o ana kadar kurguladığınız, ete kemiğe büründürdüğünüz karakterin inandırıcılığını kaybetmesine sebep olabilir. Sormuş olduğun soru bunun gibi pek çok ince detayı içinde barındırıyor. Üzerine çok fazla şey söylenebilir. Her metinde böyle sorunlar yaşanır. Ben yazdıktan sonra on gün sabah akşam öykümü okuyorum. Her okuduğumda hataları, problemleri tespit edip düzeltmeye çalışıyorum. Metinle arama bir zaman girince daha net ve objektif bir değerlendirme yapabildiğimi düşünüyorum. Bu çalışma bana gereksiz tekrarlar, ritmi bozan sözcükler vb. çapakları bu şekilde temizleme olanağı veriyor. 

MY: "Persona Non Grata" adlı öykünüzde, “İçimdeki hayvan dişliyor kalbimi. İnce bir ağrı. Sanki içimde bir el, tenimi yırtıp çıkmak istiyor dışarı,” diyorsunuz.

Kimi zaman anlatarak arıyorsunuz kimi zaman ararken anlatıyorsunuz. Aslında önemli olan insanın kendisidir, insanın ne istediğidir. Kalbinizi ezen iç sıkıntısına cevap bulmaya çalışırken bu arayıştaki beklentileriniz nelerdir?

RK: İnsanın arayışı bitmez. Her arayış kendi içerisinde yeni sorulara kapı açıyor. Her kapının sonunda bir başka beklenti, bir başka yenilgi sonra tekrar arayış. İnsan tüm arayışları ve çabaları sürecinde varlığını oluşturup kimlik kazanıyor. Oradaki yenilgeler, yeniden ayağa kalkmalarla bir sonuca varabiliyorsunuz. Bir sokak köpeği bir otomobil görünce koşar. Neden koştuğunu bilmez, otomobili yakaladığında ne yapacağını bilmez, sadece koşar. Sonunda da dili dışarıda, anlamsızca yorulmuş bir şekilde geri döner yuvasına. Farkındalığı olmayan, bir meselesi, derdi -dünyayla ya da toplumla ilgili olması şart değil, zaten öncelik de değil- olmayan insanın hayattaki durumunu bu örneğe benzetiyorum. Arayışta olmak içinde bulunulan duruma karşı duyulan bir rahatsızlığın sonucudur. Bir eylemdir. Farkındalığın geliştiğini gösterir. Bu bile başlı başına büyük bir adım. Farkındalık kalbi ezen iç sıkıntısına sebep oluyor. Sonra arayış başlıyor. Sıkıntıdan önceki insan, farkındalığı olan nur topu gibi bir sıkıntıya sahip insan, eyleme geçmiş arayıştaki insan, yanılgılar ve yeniden başlayan insan ve sonunda ortaya çıkan kişi. Göründüğü gibi sürecin hiçbir anında kişi aynı kalmıyor. Her an yeni bir forma dönüşüyor. Bir kitabın oluşumu da bu örneğe benziyor. Farkındalık, sıkıntı, arayış, denemeler, olgunlaşma, üretim ortaya eser çıkartıyor. Bu tamamlanmışlık hissi sizi mutlu ediyor ancak yeni bir üretim süreci için benzer sancıları ve süreçleri tekrardan yaşıyorsunuz. Bu sürecin her anından keyif aldığımı söyleyebilirim.

MY: Son olarak hafızanızın o geniş bahçesinde neler var? Okuma listenizdeki kitaplar, yazmak istediğiniz konular, teknikler vs.?

RK: Açıkçası ben hep repertuvarı geniş bir yazar olmaya çalıştım. Taşın Dediği’nde bir tarafı büyülü gerçekçi bir yanı kara mizah öyküleri vardı. Kamburuma Üç Sebep simgesel anlatımların bulunduğu öykülerle bilinen gerçekliğin içerisinden çıkan öykülerden oluşuyor. Teknik açıdan da çeşitliliğe özen gösteriyorum. Daha önce senin de belirttiğin gibi iç içe geçmiş katmanlı öykülerin yanında çok fazla örneğini görmediğim, teknik olarak üzerine fazlaca eğildiğim ve yazmaktan keyif aldığım üçlemeler de Kamburuma Üç Sebep’te yer alıyor. Üçlemeler öykünün zaman sorunsalını kendiliğinden çözdüğü için bana atmosfer, karakter kurulumu gibi alanlar üzerine daha fazla vakit ayırıp özen gösterme imkânı veriyor. Bir sonraki eserde de üçlemelere ve katmanlı öykülere yer vermeyi düşünüyorum. Ayrıca kara mizah yanının kuvvetli olduğu öykülerle standart gerçekliğin içinden çıkarılmış öyküler üzerinde durma arzum var.

Şu sıralar okuduğum, incelediğim kitaplar

Edebiyat ve Sosyoloji – Ömer Naci Soykan

Yabancı Kucak- Ian McEwan

Öneri olarak aklıma ilk gelenler

Süskind- Güvercin

Calvino- Atalarımız

Saramago- Filin Yolculuğu

Kazancakis- Yeniden Çarmıha Gerilen İsa

 

 

YORUMLAR

Mahmut Yıldırım

Keyifli okumalar dilerim.

18 Mayıs 2021

Öne Çıkanlar

Kürk Mantolu Madonna artık İngilizcedeOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cihan Çakan

12 Mart 2025

Aysuda, Bir Su Perisinin Masalı

Hava o akşam da sisliydi. Şimdi kış, her yer karla kaplı. O zaman aylardan hazirandı, kız kardeşim Aysuda’yla burada, gümüş grisi kumların üstünde yan yanayız. Gölün usul dalgaları bir el gibi ayaklarımıza değiyor. “Yüzelim mi,” diyor Aysuda. “Bu saatte mi,” diyorum. “..

Devamı..

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Çetin Devran

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024