Satırlar arasında gezerken o döneme gidip geliyorsunuz, yaşananlara tanıklık etmenin şaşkınlığını yaşıyorsunuz.
Meliha Yıldırım’ın Remil isimli romanı Ekim 2022’de Alakarga Yayınları tarafından basılarak okuyucuyla buluştu. Kitabın genel yayın yönetmenliğini Faruk Duman, editörlüğünü de Arzu Bahar gerçekleştirdi. Ayrıca kitabın ilk baskısındaki kapak tasarımı Özge Boz tarafından yapılmış. Boz’un kapakta kullandığı resim ise romanın geçtiği devre ait. Baki’nin yer aldığı tek minyatür olan bu resim özellikle seçilmiş. Fakat ikinci baskısı Ocak 2004’te yapılan kitabın kapağı bu baskı da değişmiş.
Günümüz insanına “remil” sözcüğü tanıdık gelmeyebilir. Oysa remil, kumlarla bakılan bir fal çeşidi. Meliha Yıldırım aynı adlı romanında, Divan şairi Zatî’nin Bayezid Camii avlusundaki remilci dükkânını merkeze alarak bir geçmiş zaman öyküsü anlatıyor.
Roman, Divan şairi Bakî’nin medrese öğrencisiyken hocası Karamanîzâde Mehmet Efendi için yazdığı “Sünbül Kasidesi”ni, dönemin usta şairi Zatî’ye götürmesi ve Zatî’nin, şiiri Bakî’nin yazdığına inanmamasıyla başlıyor. Yazar, Osmanlı Dönemi’nin ünlü Divan şairlerini, dönemin Beyazıt Meydanı’nı oldukça akıcı ve anlaşılır bir dille anlatmış. Satırlar arasında gezerken o döneme gidip geliyorsunuz, yaşananlara tanıklık etmenin şaşkınlığını yaşıyorsunuz. Dilde yakaladığı bu başarıyı kurguya taşımayı da bilmiş Yıldırım. Kurgunun kadın kahramanı Nesime güçlü bir karakter. 16. yüzyılın toplumsal yapısındaki kadercilik düşüncesinden uzaklaşıp birey olmayı seçen eşinin baskılarından bıkmış bir kadın.
“Nesime’ye belli etmese de ayrı tutardı pederi onu. Alımlı bir o kadar da akıllıydı. Küçük kerimeyken bile ölçülüydü. Hanelerinde her şey kâfi derecede olmasına rağmen o yine de dikkatliydi. Sofrada bile misal, iki zeytin yese üçüncüye eli varmazdı. Sanki hanenin en küçüğü değil, en büyüğüydü.”
Zevkleri olan, korkularının kontrolünü elinde tutan ve yaşadığı koşullarla değişen bir kadın olan Nesime, başına gelenlere kaderci değil, akılcı bir şekilde yaklaşıyor. Talihsiz bir evlilikle Edirne’den İstanbul’a gelin olmuş, el becerisi ve güzelliği ile dikkat çekmiş fakat mutlu değil. Bu noktada Yıldırım, Nesime’nin gönlündeki boşluğu Bakî’nin ilgisi ve iltifatlarıyla doldurarak onu kurguya dahil ediyor. Şiirle de yakından ilgilenen Nesime, gazelden çok mesneviyi sevdiğini gazel ustası Baki’ye söyleyecek kadar da dürüst bir kadın. Aynı zamanda Bakî’nin âşık olabileceği kadar da güçlü. Miras yiyen sarhoş kocasından gördüğü eziyetlerden bıkmış Nesime ile Beyazıt’taki fal dükkânının kapısında karşılaşan Bakî ikinci bir karşılaşma için elinden geleni yapıyor.
“Beyazıt’a gelince fark etti vaktin erken olduğunu. Zatî’nin dükkânı kapalıydı. Meydancı ortalarda yoktu. Bedesten, sahaflar zaten daha geç açardı. Gökyüzü de hafif beliren ışığıyla, yeni günün henüz başlamadığını onaylıyordu. Fakat aynı yönden gelen biri daha vakti şaşırmıştı. O aceleci yürüyüşü, peçeli de olsa nerede görse tanırdı. Siste kaybolup gittiği gün nasılsa yine öyle, yürümüyor da koşuyordu.”
Daha sonra Bakî ile genç kadın uzun bir yürüyüşe çıkıyor ve genç şair ona aşkını belli eden gazeli yazdığı kâğıt parçasını eline tutuşturmayı başarıyor. Sabırsızlıkla eve gidip odaya kapanan Nesime heyecan içinde kâğıtta yazılanları okur.
“Feracesi ile örtüsünü çıkardı hızlıca. Ocaklı odanın kapısının yanındaki dolaba astı. Ev buz gibiydi. Havasızdı da. Ne ocağı yakmaya ne de pencereyi açmaya eli gitti. Açık kahverengi, ince yün elbisesinin cebindeki kâğıttaydı aklı. Kalbini aydınlatan o hisle içi ısındı. Fakat tedirginliği ona baskın geldi. Yukarıdan gelecek tıkırtıları dinledi. Hiç ses gelmeyince. Sedirin ucuna ilişti. Kâğıdı çıkardı cebinden. Açık kapıyı fark edince okumadan kalktı onu da kapattı. Titrek eliyle tuttuğu kâğıda hızlıca göz gezdirdi. Sonra tane tane okumak için başa döndü.”
Romanda toplumsal yaşamın, kılık kıyafetlerin, mekânların ve nesnelerin dönemi yansıtmasına özellikle dikkat edilmiş ve ayrıntılar özenle işlenmiş. Eski İstanbul’un tasviri o kadar gerçekçi ki adeta o sakaklarda siz de dolaşmış oluyorsunuz. Bir diğer önemli nokta da karakterlerin gerçek yaşamları ile kurmaca olan unsurlar ustaca kaynaştırılmış olması. Yazar zaman ve mekân uyumundaki dengeyi gözeterek gerçeği kurguya başarılı bir şekilde yedirmiş. Zatî ve Bakî’nin dışında Hayalî, Taşlıcalı Yahya, Âşık Çelebi, Fuzulî, Emrî, Lamî gibi Osmanlı entelektüelleri ve eserleri üzerinden 16.yüzyıl Divan Edebiyatının panoraması çizilmiş.
Dönemin ruhunu yansıtan dili her satırda hissetmek mümkün. Yazar bunu genellikle eski kelime grupları, cümle yapıları ve Divan edebiyatının nadide beyitleri ile sağlayarak gözünüzde de kulağınızda da belirgin izler bırakıyor. Son olarak “Remil”i vakit kaybetmeden okumanızı öneriyor sizi romandaki birkaç harika cümleyle baş başa bırakıyorum:
“Aşkın yaktığı kalplerin, yıktığı hayatlardan pay aldığını erken tecrübe ettiği için daha İstanbul’a gelmeden terbiye olmuştu. Uzaktaki sesin hoşluğu cazip gelmişti Nesime’ye. İzdivaçtan önce âdeminin de cilalanıp öyle takdim edileceğini kimse ona söylememiş, o da bilememişti. Çünkü bazen akik taşını da çok parlatınca yakut gibi görünebilirdi.”






