Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mayıs 2017

Öykü

Rojda Alak • Dayan Hera

Rojda Alak Koç

Paylaş

41

0


Üst kattaki komşumun kapısını çalıyorum. Kız açıyor. Ayağında ponponlu pandufları, saçlarını başının tepesinde toplamış. “Hera hasta. Çok ruhsuz. Sanki canı yok gibi. Bir bakar mısın,” diyorum.” Şaşırıyor. “Sen veterinerlik okuyorsun, aklıma sen geldin,” diyorum. Duvara dayadığım kolumu indiriyorum. Unuttuğu bir şeyi o anda hatırlamış gibi bakıyor. Belki sonra ders notları geçiyor aklından. “Ben üçüncü sınıfım daha ama bakayım bir,” diyor. Göz kapaklarını kaldırıyor. Patisini yukarı çekip bırakıveriyor. Tık yok. Farklı bir şey yedi mi bugün? “Yo her zamanki mamasını yedi.” Tepesindeki topuzunu sıkıştırıyor. Göz kapaklarını bir kez daha kaldırıp telefonun ışığıyla bakıyor. . “Veterinere götürseniz iyi olur. Gözbebekleri ışığa tepki vermeliydi,” diyor. Bu semte taşınma fikrini başından beri sevmedim. O istiyor diye. Ona kolay olsun diye. Zaten her şey onun için ve ona göre. Onu kaybetmeyi göze alamadığım için her şeyi kabul ettim. Deniz bir gün karşıma geçip “Olmuyor yapamıyorum. Oysa seninle değişeceğime gerçekten inanmıştım,” demesin diye sabırla her şeye “peki” diyorum. “Peki Deniz. Peki aşkım. Peki sen nasıl istersen.” Kahretsin en yakın kliniğin nerede olduğunu bile bilmiyorum. “Levent tarafında hayvan hastanesi var. Oraya götürün,” diyor. Tanrım bu kız düşüncelerimi mi okuyor?“ Yok mu bir adı falan hastanenin?” “MM Avm,” deyiveriyor. “Alışveriş merkezinin içinde mi hastane?” Hera’yı kucaklıyorum. Hazırlanıyorum, bir yandan. “ Şey pardon, MM klinik,” diye düzeltiyor. Dudakları son hecenin vurgusuyla, gerilip kalıyor. Hera, kucağımda havlu gibi yer tutuyor. Kıza bakıyorum. Hera’ya bakıyor. Yüzü üzgün. “ Sence bir şey olur mu?” derken, gözlerimin dolduğunu hissedebiliyorum. “Bilemiyorum ki ne kadar çabuk götürürseniz o kadar iyi.” Bunu söylerken yüzüne şefkatli bir acıma yerleşiyor. Kaşları yukarı doğru seğiriyor. “Ben gideyim artık,” diyor. Panduflarının ponponları sağa sola sallanıyor yürürken. “Adı neydi şu yerin?” “MM klinik” Asma kattaki karanlık odaya çıkıyorum. Deniz “mahzen” diyor buraya. Hera’nın kemikleri erimiş sanki. Bir kucak dolusu hamur taşıyor gibiyim. Deniz’e sesleniyorum. Duymuyor. Her pazar öğleden sonra mahzene kapanır. Bazen yalnız bazen bir iki arkadaşıyla. Arkadaşları varken benim olmamı istemez. Bir kaçının adını bilirim sadece, bir çoğunu da tanımam. Kapıyı açıyorum. Ortalık dumanaltı. Siyah deri masada oturmuşlar. Soja, true love çalıyor. Arabada da hep bunu dinler. Kapıdan yansıyan ışıkta Deniz’in yüzünü görebiliyorum sadece. Karşısında müziğe kafalarıyla ritm tutan iki erkek silueti. “Hadi kalk hastaneye gitmemiz lazım Hera çok hasta.” Bunu söylediğimde, emin olsun diye Hera’yı Deniz’e  yaklaştırıyorum. Dumanı yüzüme üflüyor. “Ot içiyoruz görmüyor musun,” diyor. “Lütfen gel benimle,” diyorum. İki erkek siluetine öfkeyle bakıyorum. Deniz bunu fark ediyor. Koluma dokunuyor usulca. “Bu kafayla nasıl gelirim sen git,” Üstelemiyorum. Biliyorum, ne desem gelmeyecek. Allah belanızı versin pis ibneler, diyorum içimden. Hep sizin yüzünüzden yoksa gelirdi. Apartmandan çıkarken Emir’le karşılaşıyoruz. “MM center nerde biliyor musun.” Her zamanki gibi baştan aşağı beni süzüyor. “Buralarda öyle bir yer yok. Ama aşağıdaki petrolün karşısında karizma center var,” der demez anlıyorum yanlış söylediğimi.“ Pardon ya, klinik bu, hayvan hastanesi,” Durumu anlamaya çalışır gibi Hera’ ya bakıyor. Anahtarı uzatıyorum. “Emir ya arabayı çıkarsana garajdan, benim acilen hastaneye yetişmem lazım.” Hera’ya, dokunacak gibi yaklaşıyor. “Emir acele etmemiz lazım hadi,” diyorum. “Tamam Müge Hanım hemen arabayı alıp geliyorum,” diyor. Hera’ya sesleniyorum. Tek gözünü aralayabiliyor. Düşer gibi kapanıveriyor gözkapağı sonra. Uzun siyah tüylerine gömülerek öpüyorum onu. “İyi olacaksın bebeğim, dayan.” Karanlık odadaki iki erkek silueti, patlayan ampul gibi belirip sönüveriyor zihnimde. Hayır. Deniz söz verdi bana, yapmaz diye teskin ediyorum kendimi. Böyle düşündüğüm için kendime kızıyorum. ”Bana güvenmelisin” demişti ilişkimizin başında. Açık açık konuşmuştu. “Daha önce de bir kadından hoşlandım ama sana hissettiklerim çok daha güçlü. O bana hiç güvenmedi hep şüphe duydu. Hep sorguladı. Bütün alışkanlıklarımdan bir anda vazgeçmemi bekliyordu. Sabırsızdı. Yürümedi bu yüzden. Biliyorum, senin için de zor olacak ama bir anda değişmemi beklememelisin.” Deniz farklıydı. Yumuşacık bakışı, usulca hareketleri hoşuma gidiyordu. Konuşurken memelerime ya da bacaklarıma kaymıyordu gözleri. Uzun uzun sohbet edebildiğim tek erkekti. Sadece dinlemiyordu. Beni anlıyordu. Her buluşmamızda çantasından bir şey çıkarır, masanın üstüne koyuverirdi. “Sana aldım” derdi. Gözlerini kısarak gülümserdi. Pahalı hediyeler değildi hiç biri ama ilginçti. Hepsi eski şeylerdi. Biblo, vazo, küpe, tarak….En çok kırmızı radyoyu sevmiştim. Hafta sonu bazen Balat’a gider müzayedeye katılırdı, bundan keyif aldığını söylerdi. Zamanla onsuz plan yapmamaya başladım. O da neredeyse her gün arardı beni. Ona ihtiyacım olduğunda gece yarısı bile olsa düşünmeksizin gelirdi. Ben açıldım ona önce. “Seninle yaşamak istiyorum. Hep seninle olmak istiyorum. Sanırım aşık oldum” dedim. “Tuhaf ama ben de aynı şeyleri hissediyorum hem de hayatımda ilk kez” dedi. Benim bu cümleden çıkardığım tek anlam ilk kez biriyle birlikte yaşamayı arzulayacak kadar yoğun şeyler hissettiğiydi. O gece seviştik. Sandığım gibi şefkatli değildi sevişirken. Sertti. Dişlerinin izi çıkmıştı sırtımda. Hoşuma gitmişti. Emir kornaya basıyor. Duraksıyorum. “Acele etmemiz lazım,” diyor hızlı el hareketleriyle binmemi işaret ediyor. Ötmesin diye emniyet kemerini arkamdan dolandırıp takıyorum. Telefonu uzatıyor. “Neydi adı? Yazsana buraya.” Ona bakıyorum. “ Yazar mısınız demesi gerekirdi. Üstelik kapıyı da içerden açtı.” Kendi telefonumdan adresi buluyorum. Telefonu navigasyon tutucuya yerleştiriyor. Üç yüz metre ilerden sola diyor ses. Bu sesi sevmiyorum. Kadın sesini Deniz değiştirmişti, erkek olanı seçmişti. Kırılmıştım. Belli etmemiştim. Ona inandığımı söylemiştim en başında. Hem uzundur seviştiğimizde “arkanı dön” demedi. Emir sigara yakıyor, paketi bana uzatıyor. Yirmi beşinci yıla özel beş liraya düştüğünden beri bürodaki stajyerler de Camel içiyor . “Arabada sigara içmiyoruz biz,” diyecek oluyorum. Çakmağı da uzatıyor. Camı hafif aralıyorum, dumanı üflüyorum. Hera’nın midesi gurul gurul. Boynu kayıyor kolumdan, kucağıma düşüyor. “Bebeğim az kaldı. İyi olacaksın.”  Yüz elli metre ilerden sola diyor ses. “Neyse ki trafik yok, yirmi dakikaya ordayız,” diyor Emir. Deniz arıyor. Telefonun ekranında “BENİMO” yazıyor. Deniz bundan hoşlanmıyor. Müge Bulut diye kaydetmiş beni. “Bu çok mesafeli sevmiyorum,” diyorum. “Diğerleri gibi davranıyorsun,” diyor. Bunu bir savaşa dönüştürdüğümü düşünüyor. Oysa ben sadece, normal sevgililer gibi olalım istiyorum. Daha çok sevişelim, dışarda el ele dolaşalım. Arkadaşlarımla buluştuğumda o da gelsin. Deniz beni kıskansın da istiyorum. Geç saate kadar dışarda olduğumda beni sadece merak ettiği için değil kıskandığı için arasın. Her şeye “sen bilirsin canım” demesin, saçlarını sarıya boyamanı istemiyorum desin mesela. Rujun fazla iddialı desin. Bu adam seni bu saatte niye arıyor desin. Bu iş gezisi de nerden çıktı desin? Deniz yapmaz öyle şeyler. Ona göre bütün bunlar müdahale etmekmiş. İnsanlar bu yüzden ilişki yürütemiyormuş. Sevmekle sahip olmayı karıştırıyormuşum ben de. İlişkimizi benden daha çok önemsediğini düşünür Deniz. “ Bak ben seni tüketmek istemiyorum, sen de beni tüketme” demişti bir keresinde çok hoşuma gitmişti. Hep hayatımda olacaktı, beni bırakmak istemiyordu. Tükenmeyelim istiyordu. Onca kırık dökük ilişkiden sonra duymak istediğim tam da buydu. Tükenmeyelim. “Geldik işte burası,” diyor Emir. Sağ tarafı işaret ediyor başıyla. Müstakil, tek katlı, bir yer. Tabelanın ortasındaki yuvarlak resimde, birbirine sarılmış köpek ve kedi var. MM Hayvan Hastanesi yazısını okuyorum. İniyorum. Emir arabayı park edecek. Hera kusuyor. Siyahımsı kusmuk kollarımdan trençkotuma akıyor. “Geldik annecim bitti. Bak geldik bebeğim,” diyorum. “Yardım edin,” diye bağırıyorum. Gözüm hastanenin kapısında. İçimden en fazla elli adım diye hesaplıyorum. Hera yine kusuyor. Jölemsi bir parça kusmuk elime yapışıyor. Sarsılmasın diye göğsüme bastırıyorum. Koşaradım yürüyorum. Ayakkabımın topuğu ayağımı olduğum yere mıhlıyor sanki. Diğer ayağımın hızıyla yere düşüyorum. Topuğum mazgalın arasına çakılmış. Emir’i görüyorum. Koşuyor. Hera’nın hırıltılı nefesi kesiliveriyor göğsümde. Hastanenin kapısından birinin, bana doğru koştuğunu görür gibi oluyorum. Emir kucağımdan alıyor Hera’yı. Omzumda hissettiğim ele sesleniyorum. “Ne olur bir şey yapın.” Emir’in sesini duyuyorum. “Sakın bakmayın bu tarafa Müge Hanım,” dediğini duyuyorum. El koluma destek oluyor. Ayağa kalkıyorum. Kolumdaki kusmuğu fark ediyorum. Kolumu silkeliyorum, kusmuk yere yapışıyor. Emir ceketini Hera’ya örtmüş. Deniz de ağladı. Kendini suçlu hissediyordu. Saçımı okşadı. Ellerimi öptü. O benimle hastaneye gelse de durumun değişmeyeceğini anlatmaya çalıştım. Görünce üzülmeyeyim diye, Hera’nın mama kabını ve sepetini arka odaya kaldırdı. İstersem eski semtime taşınabileceğimizi söyledi. Hafta sonu arkadaşlarımla birlikte bir yerlere gidebileceğimizi bile söyledi. Ben istersem eğer o da arkadaşlarını çağırabilirmiş. Deniz uzun süredir ilk kez “sen istersen, sen mutlu olacaksan,” diye başlayan cümleler kurmuştu. Bütün bunların olması için ortak bir acıya ihtiyacımız varmış demek ki diye düşündüm. Sabah işe geç gitmeye karar verdik. Sanırım çok az uyudu. Sabaha karşı gün doğmak üzereyken saçlarımı okşuyordu. Ondan önce uyanıp güzel bir kahvaltı hazırlamayı düşündüm. Krep yaparım hatta, Deniz bayılır. Uyandım. Boylu boyunca uzanmış gövdesini seyrettim. Gözkapakları kıpırdıyordu, rüya görüyor olmalıydı. Benimdi, Deniz artık benimdi. Dün geceden beri hissettiğim tam da bu. Sırtına öpücükler kondurdum. Tişörtünü hafifçe sıyırdım. Aynı anda avucumla ağzımı bastırdım. Banyoya gittim. Musluğu açtım. Yere çömelip ağladım. Ellerimi o kadar sıkmışım ki tırnaklarım avuçlarıma battı. Dün karanlık odadaki iki erkek siluetinin dişlerini kırmak, yüzlerini paramparça etmek istedim. Deniz kapıyı çaldı. “Canım iyi misin?” Ellerim çözülüverdi. “Ağlıyorsun,” dedi. Yüzü endişeliydi. “Hera’yı çok özledim, sabah uyandığımda ayağıma dolanırdı hep.”
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Goca gorpu ya da Gökte Ararken Yerde B..Nurettin Demir
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gizem Arman

9 Aralık 2025

Özgürleştirici Bir Deneyim Olarak Kita..

Bazen hem okuru hem yazarı tarafından bırakılan en anlamlı miras, bazen bir kırılma anında tutunacak dal, bazen daha başlığıyla bile teselli eden bir dosttur kitap.“Kitap okudukça sıkıntım dağılıyor, ciğerlerim oksijenle doluyordu ..

Devamı..

Carver Bowlby ile Tanışmış mıydı?

Nurhan Şahinkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024