Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Haziran 2021

Kitap

Ruken Ataman: "Bütün iyi kitaplar bunu yapar. Size dokunur, sizi dönüştürür."

Serkan Parlak

Paylaş

0

0


Ruken Ataman’la Nora Kitap tarafından yayımlanan Tanpınar Bana Ne Dedi? Türk Edebiyatı Karşılaşmaları ve Shakespeare Bana Ne Dedi? İngiliz Edebiyatı Karşılaşmaları adlı kitapları hakkında konuştuk.

Serkan Parlak: Ruken Hanım, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ruken Ataman: Hakkında ailemden çok şey duyduğum ancak görme fırsatı bulamadığım Muş’ta, çok kültürlü, çok dilli bir ailenin içine doğdum. Babaannem Arap, dedem Kürt, anneannem Gürcü... Bu beraberinde kullanılan dilden, nesnelere geniş bir dünya sundu bana. Yaşama bakışımın, karakterimin şifreleri de belki burada gizlidir. Bu çeşitlilik, her insana her canlıya açık bir bilinç geliştirdi bende. Bu yüzden çok şehir değiştirdim, çok insan tanıdım. Sözcüklerin çeşitliliğine o kadar çok şahit oldum ki yaşıtlarımın bilmediği pek çok sözcüğe ben erken yaşlarda aşinaydım. Belki edebiyat okumam da bu yüzdendi. Uzun yıllar edebiyat öğretmenliği yaptım. Son iki senedir sadece okumakla, yazmakla ve sevdiğim her şeyle vakit geçiriyorum.

SP: Tanpınar Bana Ne Dedi? ve Shakespeare Bana Ne Dedi? Türk ve İngiliz edebiyatı romanlarıyla ilgili karşılaşmalar, inceleme kitaplarınızın isimlerini nasıl belirlediniz?

RA: Bu isim konusu her sorulduğunda nasıl cevap vereceğim ya da gerçeği anlatıp anlatmamak konusunda kararsız kalıyorum. Kitaplarının konusunu gördükleri rüyalardan esinlenerek yazan yazarlar olduğunu biliyoruz. Stephen King’in Korku Ağı, Isabel Allende’nin Ruhlar Evi... Ama kitabının adını rüyasında gören var mıdır, bilmiyorum; en azından şimdilik ben varım. Rüyamda bir masanın üzerinde görüyorum kitabı. Ben, o sıra hâlâ yazmaktayım İngiliz Edebiyatı Karşılaşmaları’nı... Masanın üzerinde gördüğüm kitabın kapağında “Shakespeare Bana Ne Dedi?” yazıyor. “Ah, bu benim kitabım!” diyorum. “Ne zaman basıldı!”. Uyandığımda karar vermiştim. Adı bu olmalıydı. Elbette bunu paylaştığım arkadaşlarımdan bazıları sevdi bazıları itiraz etti ama benim içime çok sinmişti ve serinin gerisini de buna göre biçimlendirdik yayınevimle.

SP: Dünya ve Türk edebiyatına her anlamda saygı duruşu niteliği taşıyan kitaplarınızı hazırlama sürecinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

RA: Süreç çok güzel, verimli ve benim mesleği bırakma kararıma çok uygun geçti aslında. Mesleği bırakma kararımı burada biraz açmakta fayda var. Edebiyat öğretmenliği yaparken fark ettim ki bu işin öğretmenliği benim büyülendiğim edebiyatın doğasına aykırı. Edebiyat, tek başına bir müfredattır. Dünya var olduğundan beridir anlatılan her şeyi, bilimin ya da politikanın söylediği her şeyi, edebiyatın çoktan söylediğini düşünüyorum. Hiçbir amaca hizmet etmediğini düşündüğüm ezberlerle edebiyatın sevdirilemeyeceğini, bu aşka düşmenin başka bir şey olduğunu anladığım an mesleği bıraktım. Bu aşka düşürmek istediklerim vardı; okumaya yetişemediğim, tekrar okumak istediğim çok kitap vardı... Bu üç kitabımı vücuda getirmek için başkaca bir planlama yapmama gerek kalmadı diyebilirim. Sadece okudum. Bazı kitapları yeniden okudum, bazı kitapları ilk kez okudum. Ve kendi öykümle birleştirdim.

SP: Seçilen eserlerden özlü bir alıntı, romanın kısa, akıcı, yalın özeti ve sizin yapıtlar hakkında kaleme aldığınız denemeler kitapların bileşenlerini oluşturuyor. Bu yönteme nasıl karar verdiniz, okurlar açısından neyi amaçladınız?

RA: Bu kitaplarımı yazma sebebim aslında daha önce çocuğunu okuttuğum bir velimin benden kitap listesi istemesiydi. Bu kitap listeleri de genelde okuma hevesi olmayan çocuklara bu isteği uyandırmak için istenir. Telefonu kapadıktan sonra şöyle düşündüm: Bir de çok okuyan ve bu okuma yolculuğunda benim gibi el yordamıyla ilerlerken fazlaca zaman kaybetmiş iyi okuyucular var. Belki onlara bu yolda bir eşlikçi yazmalıyım. Açıkçası mesleğin getirdiği alışkanlıkla önce biraz didaktik bir üslubum vardı. Eşim Müjdat ve çok sevdiğim Nejdet Neydim Hocam bu konuda beni epey törpüledi.

Alıntı meselesi bana özgü olabilir. Bir kitabı okurken o kitabın bütününü en iyi yansıtan cümleye rastlama, onu bulma heyecanı ile okurum hep. Bulduğumda bir yere not ederim, ileride bir öyküye epigraf olur diye. Kitaplara dair kullandığım alıntılardır aslında o romanların esas özeti. Özetlerse aslında sadece okuyucuyu içeriye davet etmekti. Esas kısım, sanırım benim yaşam öykümle diğer romanların öyküsünün kesişmesi kısmı. Çünkü okumak, tam da bu noktada ve bu sebeple etkileyici bir şeye dönüşüyor. Temas ettiği yer kalıyor siz de ya da temas edebilmişse kalıyor eser. Bütün iyi kitaplar bunu yapar. Size dokunur, sizi dönüştürür. Franz Kafka’nın, Oscar Pollak’a yazdığı gibi yani: “[...] Kanımca, yalnızca insanı ısıran ve iğneleyen kitaplar okunmalı okunacaksa... Eğer okuduğumuz kitap, kafamıza vuracağı bir yumrukla bizi sarsmazsa neden oturup okuyalım o kitabı?” Amacım buydu, bana olduysa izin verin size de dokunsun bu kitaplar demekti. Bu yüzden de yaşsız kitaplar bunlar. Çünkü dünya üzerinde insana dair ne varsa on yaşınızda da başınıza gelebilir, otuzda da yetmişte de...

SP: Kitaplarınızda kadınlık durumu, eşitsizlikler, yabancılaşma gibi temalar ön plana çıkıyor, bu konular hakkında ne söylemek istersiniz?

RA: Bahsettiğiniz o temaların hepsi bir kadın, bir vatandaş ve etnik kimliği farklı olan benim için hayatım boyunca çabaladığım kavramlar. Bu konularla ilgili derdim var. Ve bitmiyor bu dertlerim, dertlerimiz. Aslına bakarsanız, bu coğrafyanın kadını erkeği çok çekmiştir aslında ama temelde baktığınızda dert “öteki olmak”. Yaşadığımız coğrafya bizi her an ötekileştirmeye hazır. Her an yeni bir konumlandırmanın yabancısı durumuna düşebilir ya da düşürülebiliriz. Keşiflerle, icatlarla, dinlerle, kimliklerle, sermaye ile pekiştiriliyor bu kavram. Aklımı yitirdiğim an öteki olurum, farklı olursam öteki olurum. Bunlar, bu dünyanın sorunu; bu dünyanın sorunu olduğu için edebiyatın da sorunudur. Edebiyat buna çözüm üretmez ama görünür kılar. Ben, o görünenin altını çizdim.

SP: Okuduğunuz kitaplarda farkında olmadan zihninizde kalan bazı karakterleri, olup biten karşısındaki tavırlarıyla ele alıyorsunuz. Kitabınızda ele aldığınız eserleri seçerken karakterleri mi yoksa hikâyeyi mi ön planda tuttunuz?

RA: Aslında ikisi de değil. Birçoğumuz benzer deneyimlerden geçiyoruz ve her birimizin bu durumlar karşısındaki tutumu başka. Hikâye veyahut karakter değil yani, o hikâyedeki karakterin ne yaptığı, nasıl tavır aldığı etkilemiştir beni. Hesse’nin Bozkırkurdu eserinde Harry Haller’in karakterinin ve yazgısının kendisini ne derin bir yalnızlığa sürüklediğini ve onun bu yalnızlığı nasıl bilinçli şekilde kendi yazgısı diye görüp benimsediğini gibi bir meseleden bahsediyorum. Yine temas etmiştir bana ve seçimim, dediğiniz gibi, farkında olmadan bununla ilgilidir.

SP: Shakespeare Bana Ne Dedi?, İngiliz Edebiyatı Karşılaşmaları, klasik bir soru olacak ama neden İngiliz edebiyatı?

RA: Bu kitapları zihnimde ilk düşündüğümde okuyucuya söylemek istediğim şeyi en iyi Hamlet’te yakalıyordum. Shakespeare Bana Ne Dedi’de anlattığım gibi: Mesleğe başladığım ilk yıllardı. Herkesin girdiği yarışa girmeyen, kendi dünyasında bir öğrencim vardı. İçinde bulunduğu çevrenin istekleri ile gerçekten yapmak istedikleri arasında sıkışmıştı. Onu anlamaya çalışıyor, yol gösteriyordum. Günün birinde, elinde Hamlet’le geldi. Hediye etti bana. İlk sayfasına bir de not düşmüştü:

“Kendimi ne zaman güçsüz hissetsem Hamlet bana güç verir.”

Hamlet’i yeniden bu cümle eşliğinde okudum. Bir edebi eser, benim çare olamadıklarım ve onun söyleyemediklerine dil olup bana bir insanı anlatmıştı. Shakespeare ve elbette pek çok başka yazarın içimizden birinin duygularını kelimelere dökmeyi başardığını biliyorum. Bu ilk kahraman ilk kitabı da belirledi.

SP: Ruken Hanım, salgın dönemi nasıl geçiyor, neler okudunuz? Masanızda neler var, önümüzdeki dönemde başka karşılaşmalarla okuru buluşturacak mısınız?

RA: Salgın döneminin bir süre çok farkına varmadım açıkçası. Evde olmak, evde yalnız kalabilmek, evde vakit geçirmeyi bilmek çok küçükken öğrendiğim durumlar. Elbette yaşadığımız günler, bir distopik romandan fırlamış günler. Yine de umut...

Çoklu okumalar yapıyorum. Kitap kulüpleri yürütücülüğü yaptığım için okumam gerekenler var, kendi kişisel okumalarım var. Rus edebiyatı Karşılaşmaları serinin üçüncü kitabı olacağı için bol bol 19 ve 20. yüzyıl Rus yazarları var şu an masamda. Bu arada zihnimde kurguya yer açmaya çalışıyorum. 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Öne Çıkanlar

Tarih ve Toplum Tezleriyle Romanlar Ya..A. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

25 Mart 2025

Roland Barthes, Albüm

Barthes’ın, annesinin ölümünden sonra gecesiyle gündüzü, düşleriyle gerçekliği, dünyasıyla yazısı yer değiştirmiş Proust’un peşinde, belki daha yoğun bir can sıkıntısıyla, yeni bir hayat bulma ihtiyacı.Sonradan büyük bir kültür kuramcısı olarak ünlenecek biri için, hayatının tec..

Devamı..

Latin Amerika Demokrasiyi Teknolojinin..

Sebastian Smart

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024