Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Ocak 2023

Kültür Sanat

Rüya Kayıtları

Özlem Dikeçligil

Paylaş

0

0


Adorno, Nazizm’in yükseliş döneminde de adeta “haberci rüyalar” denilebilecek, kehaneti andıran rüyalar görür.

“Hem Kültepe’de hem Duttepe’de yaşayanlar rüyalarında düzenli aralıklarla ve şaşırtıcı benzerliklerle aynı kişileri görüyorlardı.

Erkek çocukları: İlkokuldaki kadın öğretmen; kız çocukları: Atatürk; yetişkin erkekler: Hazreti Muhammed; yetişkin kadınlar: adı belirsiz, uzun boylu, Batılı bir film yıldızı; yaşlı erkekler: süt içen bir melek; yaşlı kadınlar: iyi haber getiren genç postacı.

Bu rüyaları gördükten sonra bir tebliği aldıkları için gurur duyuyor ve özel bir insan olduklarını anlıyorlar ama rüyalarını nadiren bir başkasıyla paylaşıyorlardı.”1

Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık adlı kitabından alınma bu pasaj rüyaların önemli bir kısmının aynı tezgâhta dokunduğunu anlatır. Jung’un kolektif bilinçdışı dediği bu alan her birimizin zihninden sızan korkular, hayaller, sevinçler ve arzularla biçim kazanarak rüyalara taşınır.

Araba kullanmak/kullanamamak, uçmak, yüksekten düşmek, unutulmuş bir sınav yüzünden okul sıralarına geri dönmek gibi hepimizin belirli aralıkla gördüğü rüyalar olduğu gibi, aynı kolektif bilinçdışının bir tür psikoz seansı yapar gibi içinden geçtiğimiz döneme uygun olarak rüyalarımıza taşıdığı motifler de vardır.

Toplumsal gerilimlerin, savaşların yaşandığı dönemlerde rüya modelleri de kupuyla, kumaşıyla aynı terzinin elinden çıkar. Tehlikede olduğunu hissetmek ve ölüm korkusu hepsinde ortak motiftir. Senaryo yazarı ve kurgucu olarak rüyayı görene has ufak tefek değişiklikler olmakla birlikte temaları; kıyamet benzeri bir ortamdan yalınayak kaçmaya çalışmak, ölüm tehlikesiyle dolu bir yerde kapalı kalmak, yangından kaçacakken kilitli kapının anahtarını nereye koyduğunu bulamamak gibi aynı korkunun etrafına kümelenmiş hikayeler öbeğidir. 

Thomas and Martha Neate With Tudor, 1748

Kimileri bu sıkıntılı dönemlerde bölük pörçük, gündüze anlatılacak hikayesi kalmamış kırıntı rüyalar görür. İnşa edilecekleri bir zemin bile bulamamış bu görüntülerin birbiriyle tek ortak yanları grimsi renk tonları ve rüzgârda uçuşan kumlara benzer dokularıdır. Bir rüya sayılmak için gerekli hiçbir vasfa sahip değillermiş gibi gözükseler de gün boyu içte bıraktıkları yoğun karamsarlık tortusu ve kekremsi tatlarıyla endişeli bir rüyadan beklenen tüm vazifeyi fazlasıyla yerine getirirler. Belki de gören tarafından tamamıyla hatırlanır olmamaları başından tercih edilmiştir.

Aynı küme etrafında şekillenmiş karabasan benzeri rüyaların bir kısmı da savaş, buhran, kıtlık, salgın hastalık gibi tehlikelerin hemen öncesinde başlayıp, yaşanan felaketin bıraktığı travmaya bağlı olarak bazen ömür boyu çeşitli zamanlarda varlığını hissettiren “haberci” dediğimiz türden rüyalardır.

Adorno’nun 1934-1964 yılları arasında tuttuğu rüya günlükleri ise bu tür rüyaların en orijinal örneğidir. Faşizmin yükselişe geçtiği zaman başlayıp savaşın bitiminden yıllar sonra bile devam eden bu rüyalardaki ortak tema ölüm korkusunda simgeleşmiş faşizmdir.

Adorno, İtalyan bir anne ve sonradan Protestanlığı seçmiş Yahudi bir babanın çocuğu olarak doğar ve çok iyi bir eğitim alarak büyür. Frankfurt Okulu olarak bilinen düşünce ekolünün en önemli temsilcilerinden biri olan Theodor W. Adorno, filozof olmasının yanı sıra önemli bir müzikbilimcidir.

Çok yönlü entelektüel kimliği, müthiş hafızası, yabancı dillere karşı olan olağanüstü yeteneği ile okul yıllarında diğer çocukları kendilerine yetersiz hissettirdiği için sıklıkla zorbalığa maruz kalır. Ancak bu zorbalığın dili ve araçları Nazizm’in yükselişe geçmesiyle beraber faşizmin renklerine bürünür. Yahudi köklerine yönelik, okul arkadaşlarından duyduğu “baban Abraham’a benden selam söyle” gibi sataşmalar bir süre sonra ölüm tehditlerine dönüşmeye başlayınca okula annesi ya da teyzesinin eşliği olmadan gidemez hale gelir.

Lady Simith and Chidren, Joshua Reynolds, 1787

Adorno bu dönemi daha sonra Minima Moralia’da şöyle anlatacaktır:  

“Faşizmi çok somut bir anlamıyla çocukluk anılarımdan çıkarsayabilmem gerekir. Bir fatihin en uzak bölgelere elçiler yollaması gibi, faşizm de istilanın çok öncesinde öncü birliklerini göndermişti oraya: Sınıf arkadaşlarım. Burjuva sınıfı herkesin herkesi ezdiği gaddar bir ulusal cemaat düşünü en başından beri beslemişse eğer, daha şimdiden Horst Bergenroth, Jürgen Bojunga veya Horst Eckhardt gibi adlar taşıyan çocuklar da yetişkinlerin onu gerçekleştirecek tarihsel erginliğe ulaşmasından önce bu düşü sahnelemeye koyulmuşlardı. Üçüncü Reich’ın gelişi siyasal yargı gücüm için bir sürpriz oldu evet; ama bilinçdışı korkularım için değil. Sonu gelmeyen yıkımla ilgili her türlü motif yaşamımın o kadar derinlerine sızmış, Alman uyanışının bütün tehlike sinyalleri beni o kadar kavurup üzerimde o kadar silinmez izler bırakmıştı ki, Hitler’in diktatörlüğünde görür görmez tanımıştım onları….Faşizm, çocukluğun karabasanını gerçekleştirmiştir / 1935”2

Adorno’nun rüyalarının büyük bir kısmında idam edilmek, çarmıha gerilmek, kazana atılarak domuz gibi haşlanmak, hava saldırısı altında kalmak, korsanların ele geçirdiği bir gemide yolculuk etmek gibi direkt ölüm korkusuna işaret eden imgeler bulunur. İşin tuhafı bu imgelerin çoğu Almanya’nın yenilip, faşizm tehlikesinin devlet politikası olarak tedavülden kalktığı yıllarda bile rüyalarında su yüzüne çıkacak ve Adorno’yu rahat bırakmayacaklardır. Çünkü onlar rüyalarına sızmadan çok önce ruh hamuruna karışmışlardır.

Örneğin 1959 yılının Aralık sonunda Frankfurt’ta gördüğü rüya şöyledir;

“İdam odası. Kafam kesilecek. Kafam bir baltayla mı kesilecek yoksa giyotine mi sokulacağım, henüz karar verilmemiş ama hareketsiz durması için kafamı bir oyuğa yerleştirmişim. Bıçak, rahatsız edici bir biçimde, kıl payı ensemi sıyırıyor. Cellada bana bunu yapmaması ve her şeye hemen son vermesi için yalvarıyorum. Bıçak düşüyor ama ben uyanmıyorum. Kafam bir hendekte duruyor, bedenim de….Algılama yetim hâlâ yerinde. Ancak, dehşete düşerek kendimi göstermeme veya iletişim kurmama yarayacak hiçbir yol kalmadığını fark ediyorum…”3

Rüyadaki temel çaresizlik motifleri (öldürüleceğini bilmek ama engelleyememek, yapılan eziyetin bütün veçheleriyle farkına varmak ama bunu ifade edecek araçlardan yoksun olmak.)  Adorno’nun bir Yahudi olarak Hitler Almanyası’ndaki ruh durumunun neredeyse aynısıdır.

Adorno, Nazizm’in yükseliş döneminde de adeta “haberci rüyalar” denilebilecek, kehaneti andıran rüyalar görür. Ancak bu rüyaların haberci niteliği Adorno’nun bir mistik olmasından değil tehlikeyi önceden görebilme yeteneğindendir. Örneğin, Frankfurt’ta gördüğü 1934 tarihli  rüyadaki bütün motifler bir ayna vasıtasıyla gerçek hayatın rüyaya yansıtılması gibidir. Bu Adorno’nun bütün benliği ile tehlikenin farkında olduğunu gösterir. Rüya şöyledir;

“Rüyamda G.’yle birlikte büyük, çok konforlu bir otobüsle Pontresina’dan, Aşağı Engadine’ye gidiyoruz. …. Otobüs, keskin bir virajı alırken yolun sağ tarafına gereğinden fazla açılıyor ve ön tekerleklerinden biri, bir hendeğin üzerinde asılı kalıyor… Tam o anda otobüs yolun kenarından aşağı yuvarlanıyor. Sonra birden kendimi ayakta, G.’nin karşısında buluyorum; ikimize de bir şey olmamış. “ Seninle birlikte yaşamaya devam etmeyi ne kadar çok isterdim” derken ağladığımın farkına varıyorum. İşte o anda bedenimin tamamen parçalanmış olduğunu fark ediyorum. Ölüm anında uyandım.” 4

1924 yılında felsefe doktoru unvanı alan Adorno, 1933 yılında Yahudi öğretim üyelerinin çalışma izinleri iptal edildiğinde 1934’de İngiltere’ye ardından da 1937’de ABD’ye göç eder. Dolayısıyla savaş başladığında Hitler Almanya’sında ve Nazizm tehdidi altında değildir. Ancak bu mekânsal uzaklık dahi bilinçaltına kazınmış yıkım, ölüm ve utançla ilgili motiflerin rüyalarında ortaya çıkmasına engel olamaz.

Özellikle Amerika’ya göç ettikten sonra gördüğü bir rüyada Almanya’yı terk etmiş ve hala yaşıyor olmanın utancı açıkça görülür. Bu yıkıcı duygu büyük felaketlerden sağ kurtulanlarda görülen utanç duygusunun bir benzeridir.

The Blue BoyThomas Gainsborough, 1770

Adorno bu rüyayı 1942 yılının Temmuz başlarında Los Angeles’de görür. Bu tarih aynı zamanda İngiltere’nin Köln’ü bombalayarak savaşı ilk kez Almanya’nın içine getirdiği tarih aralığına denk gelir.

“Rüya, uzun, oldukça çetrefil ve benim de karıştığım bir polisiye hikâye… Hikâyenin ayrıntılarını unuttum. Ama sonunu iyi hatırlıyorum. Vakanın en önemli üç ipucunu elinde tutan Agathe’yle birlikteyim. Bu üç ipucu; bir toka, bir elmas yüzük ve açık mavi giysili, beyaz peruklu küçük bir çocuğun resmedildiği ünlü bir tablonun (Gainsborough’nun ya da Reynolds’un bir tablosu) ucuz küçük bir röprodüksiyonu… Üç ipucunu görünce çok rahatlıyorum: suçsuzluğumu kanıtlıyorlar. Sonra, tabloyu daha yakından inceliyorum ve ifade edilemeyecek bir dehşete kapılarak resimdekinin benim çocukluğum olduğunu fark ediyorum. Böylece suçluluğum kanıtlanıyor; kanıtı benim o çocuk oluşum. Yalan söylemeye hiç yeltenmeden, Agathe’ye hemen iki olasılık olduğunu söylüyorum: hemen kaçıp saklanmak ya da intihar etmek. Gayet kesin bir biçimde, sadece sonuncunun söz konusu olabileceğini söylüyor. Korku ve dehşetle uyandım.”5

Adorno’nun yakın dostu Walter Benjamin’nin 1940 yılında Gestapo’ya yakalanma korkusuyla Fransa’da yüksek dozda morfinle intihar etmesi, Almanya’nın bombalanıyor oluşu rüyanın ana motifi olan utanç ve intihar temalarında öne çıkar. Arkadaşları ölmüş, Yahudiler toplama kamplarına gönderilmiş, yakılmış, doğup büyüğü Almanya bombalar altında kalmış ama o canını kurtaran şanslılardan olmuştur.

Ölüm karşısında yaşayanın duyduğu suçluluk Adorno’nun rüyasında elmas yüzüğü, beyaz peruğu ve güzel, temiz mavi giysiler içerisinde küçük bir oğlan çocuğu olarak görmesine neden olur. İyi giyimli, halinden ve yerinden memnun bu küçük çocuk adeta onun suçluluk duygularının cisimleşmiş hali gibidir.

Rüyaları edebi bir yazı formunun hammaddesi olarak gören gören Adorno, rüyalarını uyanır uyanmaz not ederek onları unutulmaktan korumuş ve sadece kabaca düzelterek ilk hallerine sadık kalarak basılmalarına izin vermiştir. Dolayısıyla Adorno’nun rüyaları faşizm zamanlarında korkunun kolektif bilinçte nasıl yuvalandığını ve rüyanın ipleriyle nasıl dokunduğunu gösteren en ham kayıtlardır.

Ancak biz yine de Adorno’nun rüyalarını uyanır uyanmaz kayda alırken sevgili dostu Walter Benjamin’nin rüyaların aç karnına anlatılmaması gerektiği öğüdüne kulak vermiş olduğunu kabul edebiliriz. Çünkü Benjamin için bu çok eski halk geleneğine uymamak felaketle sonuçlanabilecek bir davranıştır. Sabah aç karnına birisine rüyasını anlatan kişi hâlâ rüya dünyasından kopmadığı için rüyasına kendi sözleriyle ihanet edecek ve rüyanın görenden intikam almasına sebep olacaktır.6 Bu tavsiyeye uyduğunu düşündüğümüz Adorno, rüyetlerini kayda alma konusunda aceleci davransa da onları başkasına anlatmak için muhtemeldir ki kahvaltısını etmeyi beklemiştir.

Toplumsal gerilimin arttığı dönemlerde görülen bütün rüyaları daha sonra hatırlamak ve geleceğin neler getireceğini öngörmek için Adorno gibi bir rüya defteri tutmak tehlike anı için bir alarm butonu hazırlamak gibi düşünülebilir. Çünkü ne de olsa Shakespeare’nin de dediği gibi; “insan rüyalarıyla aynı kumaştan yapılmıştır.”7 Ve rüyalar toplumsal hafızanın hem en ham kayıtları hem de en tiz sis çanlarıdır.

1 Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk, YKY Yayınları.

2 “Minima Moralia”, Theodor W. Adorno, Çevirenler: Orhan Koçak, Ahmet Doğukan, Metis Yayınları.

3 “Rüya Kayıtları”, Theodor W. Adorno, Çeviren: Şeyda Öztürk, YKY Yayınl

4 Rüya Kayıtları, Theodor W.Adorno, Çeviren: Şeyda Öztürk, YKY Yayınları.

5 T.W. Adorno, a.g.e.

6 Rüyaların aça karnına anlatılmaması hakkında bkz; “Tek Yön”, Walter Benjamin, Çeviren: Tevfik Turan, YKY Yayınları.

7 William Shakespeare, Fırtına

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Dostoyevski İki Yüzlü Sözde Aktivizmi ..J. M. Charlton
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayzer Bilgiç

20 Şubat 2026

Bir Ölümsüzlük Meselesi

Yazarların özel hayatlarıyla pek ilgilenmem. Onları yazdıklarıyla tanımak, bilmek, yazım tekniklerini anlamaya çalışmak daha fazla ilgimi çekiyor.Georgi Gospodinov’u başucu yazarım ilan ettim. Şu aralar onun yazdıkları bana çok iyi geliyor. İlk olarak yaklaşık üç yıl önce Zama..

Devamı..

Minimal Takı Sevenlere Özel Hediye Fik..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024