Don Quijote Niçin Şövalye Olmayı Arzular?
22 Temmuz 2018 Edebiyat

Don Quijote Niçin Şövalye Olmayı Arzular?


Twitter'da Paylaş
0

René Girard okurun “büyük edebiyat”ta bulduğu doyumun kendi arzularının mimetik doğasına şahit olmaktan geldiğini savunur.

Edebiyatın, arzuların, duyguların biricik olduğunu düşünmek büyülü. Biricik olma fikrinin modern bireyin gözünde bu kadar çekici olmasında Romantiklerin parmağı yok denemez. Yazarın kendine özgü yaratıcı gücünü kutlayan Romantiklerin yirminci yüzyılda yaşayan veliahtları karşılarında René Girard’ı bulunca tedirginliğe kapılmış olmalı. Girard edebiyatın büyüsünü elinden tutup ayaklarını yere bastırmak isteyenlerden. Edebiyatın foyasını ortaya çıkarmaya çalışırken, “büyük” kabul edilen yazarların başarısını ve okura yaşattıkları büyülü deneyimi sorgulayan Girard’ın inşa ettiği mimetik arzu kavramına değinmemek mümkün değil.

Girard arzuları sorgularken arzuların bireyselliğin bir çeşit ifadesi olduğu tezini kenara bırakır. Arzularımızı başka bir öznenin ektiğini anlamak için Girard gibi biz de Don Quijote’nin hikâyesini gözden geçirebiliriz. Don Quijote şövalye olmayı arzular. Neden? Çünkü Amadís de Gaula romanslarını okur. Başkaraktere hayran olur ve idolünün hayaline o da gıpta etmeye başlar. (Emma Bovary ve Paris hayalleri de pek farklı sayılmaz.) Amadís’in hikâyeleri Don Quijote ile Amadís arasında bir çeşit köprü kurar, bu köprü Don Quijote’nin Amadís’in arzularını benimseyerek onu taklit etmesine sebep olur.

René Girard edebiyatGirard "büyük edebiyat”ın büyüsünü arzunun taklitçi doğasını inceleyerek açıklıyor.

Taklit etmek kötü bir şey mi? İnsanların taklit ederek öğrendiğini, hatta taklit ederek empati kurabildiğini savunmak mümkün. Ama Don Quijote’nin hikâyesinden farklı olarak, gıpta eden ve hayran olunan özneler birbirine yakınsa taklit isteği ve yeteneği çatışmaya sebep olabilir. Girard bu durumda arzuları eken ve arzulayan özneler arasında yıkıcı bir rekabetin doğabileceğine dikkat çeker. Girard’ın bahsettiği mimetik arzudan doğan rekabeti daha keskin görebilmek için Yeraltından Notlar’a bakabiliriz: Anlatıcıyı görmezden gelen subay kendine güvenen tavrıyla anlatıcıyı etkiler. Anlatıcının subaya duyduğu hayranlık onda görünür olma arzusunu uyandırır. Kimin ötekine yol vereceğine dair girdikleri gerginlik güç savaşına dönüşür. Daha görünür olmak için subayla yarışan anlatıcı asla gıpta ettiği subay olamayacaktır. Subay ona yol vermeyerek anlatıcının arzusunu gerçekleştirmesine her seferinde engel olur. Bunun verdiği hırçınlığın etkisiyle anlatıcı hayranlık ve nefret arasında gidip gelen duygularla boğuşur. Girard okurun “büyük edebiyat”ta bulduğu doyumun kendi arzularının mimetik doğasına şahit olmaktan geldiğini savunur.

“Büyük edebiyat”ın büyüsünü arzunun taklitçi doğasını inceleyerek açıklıyor Girard. Arzunun hayatımızın neredeyse her ânında parmağı var. Bu yüzden Girard’ın teorisi edebiyat dışında birçok alanda karşımıza çıkıyor: sosyal medya, reklamlar, moda... Biricikliği bir kenara bırakmak, kapılıp gittiğimiz büyüleri Girard’ın sağladığı mercek altında incelemek okur ve tüketici olarak katıldığımız oyunları daha keyifli kılıyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR