Camille Claudel ve Frida Kahlo
Sanat tarihi çağlar boyunca pek çok akıma, sanatçıya, olaya ev sahipliği yapmıştır. Sanat kuşkuşuz yaratıcısının beslendiği olaylarla harmanlandı. Kalp kırıklıkları ve aşklar bu döngünün vazgeçilmez parçalarından. Kalbi kırıklar, öfkelerini, hüzünlerini, yarım kalan aşklarını betimlerken bizim payımıza çağlar ötesinden okuma yapmak düştü.
Fransız Heykel sanatçısı Camille Claudel, ismi hâlâ hazin bir aşk hikâyesiyle anılan 19. yüzyıl sanatçılarından. Yaşadığı dönemde kadın olarak var olmak bile müthiş zorluklar barındırırken, kadın sanatçı olma durumu inanılmaz mücadele gerektiren bir durumdu. Claudel, babasının desteğini arkasına almıştı. O kadar baskı içerisinde en azından bu açıdan şanslıydı. 1884’de Rodin’in yanında asistan olarak çalışma başladı. Rodin ile yolları böyle keşişti. Aralarındaki tutku birbirlerinin işlerine ilham olmaya başladı. Birbirlerinin büstlerini çalıştılar. 1893 yılına kadar beraber vakit geçiren ve çalışan ikilinin ilişkileri bu dönemden sonra sallanmaya başladı. Rodin’in hayatında en başından beri başka bir kadın daha vardı. Claudel, Rose Beuret ile olan ilişkisini sonlandırmasını istiyordu ancak Rodin bunu kabul etmiyordu. Bu durum karşısında öfkesini ve fevri hareketlerini kontrol edemeyen Claudel’in karakter gelişiminde tutarsızlıklar gözlemlenmeye başlamıştı. Rodin’de duygusal ilişkilerine mesafe koymak için Paris’ten uzaklaşmıştı. Ancak sanat kısmında Claudel’i desteklemeye devam ediyordu. Hükümet sanat komisyonundan destek almasında aracı olduğu dönemler olmuş ayrıca bazı sanat hamilerini de Claudel’e yönlendirmiştir. Ama Claudel başarısızlıkla suçlanan her girişiminde Rodin’i suçlayarak ona karşı olan paranoyasını arttırmıştır. Olgunluk Çağı isimli eseri, Rodin ile olan bütün inişli çıkış ilişkisini ve hissettiği duyguları kusursuzca dile getirdiği eseridir. Güçlü hareketlerle dolu, dramatik etkisi yoğun olarak hissedilen heykelde. Erkek figür, genç temsil edilmiş yalvaran kadın figüre sırtını dönüyor ve elini bırakıyor. Erkek figürün hemen yanında arkasından sarılarak onu kavramış başka bir kadın figür var betimlenişinden yaşça daha büyük birine gönderme yaptığını anlıyoruz. Figür grubunu çevreleyen ve hareket etkisini güçlendiren diğer elementler dramatik etkiyi de güçlendiriyor. Bu heykel grubu, Claudel, Rodin ve Beuret arasındaki aşk üçgenin bir kurgusu olarak nitelendirilebilir. Rodin o sırada kabul jürisi ve heykel bölümünün başkanıydı. İçerisinde yer aldığı jüri tarafından heykelin kabul edilmemesinde Rodin’in parmağı olduğunu düşünenler olduğu gibi aksini iddia edenler de vardır. Ancak Claudel, heykelin ret edilmesinin nedenini tamamen Rodin’e bağlamaktadır.
Camille Claudel, Olgunluk Çağı
1913'te Quai de Bourbon'daki stüdyosunda mütevazi bir yaşam süren Camille Claudel, ailesinin isteği üzerine Ville-Evrard akıl hastanesine yatırıldı. Ertesi yıl Montdevergues'deki bir psikiyatri hastanesine nakledildi ve burada 1943'teki ölümüne kadar kaldı. Camille Claudel'i asla unutmayan Rodin, parasını Mathias Morhardt aracılığıyla gönderirdi, Rodin’in önerisi üzerine Camille Claudel'in eserleri için özel olarak ayrılmış bir sergi alanını, Fransız devletine miras bıraktığı koleksiyonları barındıracak olan gelecekteki müzeye dahil etmeye karar verildi.
Talep, Paul Claudel'in kız kardeşinin dört büyük eserini müzeye bağışladığı 1952 yılına kadar yerine getirilemedi: Vertumnus ve Pomona, The Age of Maturity ve Clotho'nun iki versiyonu ile kısa bir süre önce Young Girl with a Sheaf'i satın alan müze, bugün Camille Claudel'in eserlerinin var olan en büyük koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.
Claudel, yalnızca Rodin ile yaşadığı çalkantılı aşk ile mücadele etmiyordu. Onun hayatında iki aşk vardı. Biri Rodin biri Heykel. Sanata duyduğu aşkta Rodin’e duyduğu kadar güçlüydü. Yaşadığı dönemdeki erkek egemen toplumun onu sıkıştırdığı cinsiyet rolleri aşkla bağlı olduğu mesleğini dilediği gibi yapmasına da engel oluyordu. Ancak anlaşılmadığını ve tercih edilmediğini zannettiği Rodin, yıllar sonra onu kendisini ve sanatını aynı müze altında toplamayı başarmıştır. Kim bilir Rodin belki de Claudel’in heykel sanatına duyduğu aşka âşık olmuştur.
20. yüzyılın iki önemli sanatçısı Frida Kahlo ile Diego Rivera arasındaki aşk ise sanat tarihini besleyen en ikonik olaylardandır. Frida akıllara kazınan, üzerine tartışmalar açılan yapıtlarını bu aşkın en acı dönemlerinde üretmiştir. Bu aşkın Frida’ya hissettirdiklerini sanat aracılığıyla dışavurmuştur. Çiftin 25 yıl boyunca ürettikleri eserler evlilikleri hakkında da ipuçları içerir. Çift 1931 yılında evlenmiştir. Frida ciddi sağlık sorunları yaşamış, kaza ve hastalıklar atlatmış bir süre felç geçirmiştir. Bu durum ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Felç geçirdiği dönemde resim yapmaya başlamıştır. Çiftin çalkantılarla dolu aşk ve evlilik hayatı Frida’yı daha da melankolik bir duruma sürüklemiştir. Çift bir dönem boşanma kararı almış bir sene sonra tekrar evlenmiştir. İlk boşanmaları olan 1940 yılında boşanmanın hemen ardından Frida, kendisini boş bir mekân içinde, bir sandalyede kendisine oldukça büyük erkek kıyafetleri içinde otururken resmetmiştir. Elinde bir makas vardır, saçlarını kesmiştir. Saçları odanın her yerine yayılmıştır. Frida ise izleyicinin gözünün içine bakmaktadır. Buradaki erkek kıyafetlerinin Diego’ya ait olduğu düşünülmektedir. Resmin üst şeridinde ise şu satırlar yer alır: “Biliyor musun, seni sevdiysem, saçların yüzünden sevmiştim. Şimdi saçsız olduğuna göre sevmiyorum artık seni” Frida burada kendini yok ederek geçmişinden kurtarıyor, Diego’dan özgür bırakıyordu. Diego, Frida’nın saçlarını çok severdi, saçlarını keserek onunla ve geçmişiyle olan bağların tümünden kurtulmuştur.
Frida Kahlo, Otoportre, 1940
Boşandıkları dönemde resmettiği ünlü bir başka eseri çift otoportreden oluşur. Eserde iki Frida vardır. Biri Meksika kostümlü, öbürü Avrupa kostümlü olmak üzere iki versiyon içerir. Resim, Frida'nın Diego Rivera'dan boşandığı sıralardaki yaşadığı kalp kırıklığını ve yalnızlık duygusunu tasvir eder. Aynı zamanda bir kimlik meselesini de barındırır. Çünkü Meksikalı Frida, Diego'nun sevdiği Frida'yken Avrupa'dan etkilenen Frida, evlenmeden önceki kişiydi. İki Frida'nın el ele tutuşması, boşandıktan sonra iki kimliğinin bir araya gelmesi olarak yorumlanabilir. Bulutlarla dolu fırtınalı gökyüzü, Frida'nın iç kargaşasına işaret etmektedir. Meksika görünümlü Frida elinde küçük bir madalyon içerisinde Diego’nun resmini taşır oradan bir damar kalbi sarar ve diğer Frida’nın kalbine doğru gider. Avrupa görünümlü Frida’nın elinde bir makas vardır ve kalbiyle bağlantısını kesercesine damarını kesmiştir. Resimde dikkat çeken bir başka ayrıntı ise Meksikalı Frida’nın kalbinin kanla dolması ve şişmiş şekilde aktarılmasıdır.
Tekrar evlenen ve çalkantılı evlilik hayatları devam ederken, bacağının kangren olması ve kaza yüzünden artan ağrılarıyla boğuşan Frida bu sefer, 1949 yılında Diego ve Ben isimli otoportresini yapmıştır. Bu eseri, Diego'nun bir Hollywood yıldızı için kendisini terk edeceği söylentileri dolaşırken tamamlaması Kahlo'nun yanaklarından süzülen gözyaşlarını açıklar. Yüz içindeki yüzü açık bir yaraya dönüştürür. Alına sanki hep zihninde olduğu mesajını vermek istercesine Diego’yu yerleştirmiştir.
Frida Kahlo, Diego ve Ben, 1949,
Frida tüm hayat ve sanat hikâyesini, tüm tutkularını kısacık bir sözcük öbeği ile özetler: “Resmim acının mesajını taşır içinde.” Dediği gibidir, her resmi onlarca anlamı barındırır.
Başlıktaki resim: Frida Kahlo, Otoportre, 1939






