Sarkastik Bir Komedyen Olarak Slavoj Žižek
21 Mart 2020 Hayat İnsan

Sarkastik Bir Komedyen Olarak Slavoj Žižek


Twitter'da Paylaş
0

“Hiçten Az”ın “embesiller için Hegel rehberi” olduğunu söylemeden önce kendisini bir embesil olarak tanıtır. Bu günümüzde başarılı çoğu komedyenin de sıkça kurduğu bir tuzak.

Bir mekânın kapısında şöyle yazar: “Eğer ırkçı, seksist, homofobik ya da aşağılık herifin tekiyseniz içeri giremezsiniz!”  Slavoj Žižek ırkçı, seksist ya da homofobik olmamasına rağmen yine de mekândan içeri giremez. Bu fıkra onun “kötü şöhretini” açıklamanın en kestirme yollarından biri sanırım. Peki bu sükseli “kötü şöhretin” asıl kaynağı nedir? Žižek, her ne kadar (Hegelci ve Marksist gruplar da dahil olmak üzere) oldukça kalabalık bir kitlenin tepkisi çekmeyi başarsa da, çoğunlukla arkamıza mendili bize fark ettirmeden bırakır ve çevremizde dönmeye devam eder. “Hiçten Az”da okurla sapkınca bir oyun oynar. Gerçekten de yeterince dikkatli bakılmadığında, ağzından çıkan çoğu şey, aklımıza gelecek hemen her kesimden insanı gücendirecek güçtedir. Fakat bunu onun yaptığı şekilde yapmak üstün bir incelik gerektirir: “Hiçten Az”ın “embesiller için Hegel rehberi” olduğunu söylemeden önce kendisini bir embesil olarak tanıtır. Bu günümüzde başarılı çoğu komedyenin de sıkça kurduğu bir tuzak.

Slavoj Žižek

İlk önce kendi salaklığı ve değersizliğinden dem vurduktan sonra, nedense insanın elinde artık herkese değdirebileceği sihirli bir değnek belirir. Bu garip arabulucu jest olmadan da hayatın fiili işleyişi içerisinde saldırgan-mizahi unsurlar “sinik biçimde” vardır ve bu unsurlar “normallik” düzeyi için kurucu bir rol üstlenebilirler. Fakat bu birbirine dolanmış iki unsur ters yüz olup zararlı kısımlar hasır altı edildiğinde, saldırgan kısımlar ikincil pozisyona düşerler ve sonradan gelen onlarmış gibi hissedilir. Žižek de bunu aynı yöntemle tersine çevirir. Elbette fazladan bir beceriyle beraber: Hegelci diyalektik… Hegel’in diyalektiği onu eleştirmeye tutuşacaklar için tuzaklarla doludur. Kendimizi bir anda tam da onun dediği şeyi söylerken bulabiliriz.

Bu potansiyele içkin hatanın patlaması için, ona gerekli alanı açan Hegelci “kurnaz akıl”dır. Sorunun kaybolacağı böylesi açı kaymaları, başka sorunların görünür hale geleceği bir açının yakalanmasını da sağlar. Saldırgan mizahın temelinde de aynı şey yatar; Nazi-Yahudi, erkek-kadın, Kapitalizm-doğa çiftlerini sırası sürekli, müthiş bir incelikle değişir ve diyalektik bir düşüncenin içeriği olurlar. Žižek’in (ya da komedyenin) söylemlerindeki mezhep sapkınlığı, aslında özgürlüğün mezhep sapkınlığıdır ve bu sapkınlık, bizim özgürlük olduğunu uydurup iddia ettiğimiz ve tam da özgürlüğün arkasına saklamaya çalıştığımız anlamsız bir şeydir. Aslında birbiriyle içsel ve zorunlu bir ilişki içerisinde oldukları taktirde gerçekle ilişkilenen şeyleri, birbirinin arkasına saklamaya çalışmak kendimizi diyalektik bir çıkmazda bulmamıza sebep olur.

Slavoj Žižek

Žižek belli bir entelektüel çevre tarafından devamlı yanlış anlaşıldığını düşünür. Bu yüzden kitaplarının isimleri belli bir ontolojik sorunu bas bas bağırır; “Hiçte Az, Kendini Tutamayan Boşluk, Gıdıklanan Özne, Paralaks, Yamuk Bakmak… vb.” burada düpedüz bir “fark” karşıtıyla istemsizce ilişki içerisindedir. Aralarında görünmez, yarılmış bir birlik vardır. Kitap isimlerindeki göndermeler de bu farkın kendi kendini ortadan kaldırması ve birliğe içkin antagonizmayla dolaylanmasının (yani Hegelci bir biçimle “kaldırılmasının”) adıdır: Žižek’e göre antagonizma ölçülemez iki karşıt değildir, “bir”e içseldir. Bunu Žižekci bir kıvraklıkla Lacan’ın diline tercüme edersek: Ötekiyle ilişki ve bu dışsal ilişkiyle biçimlenen fark, aynı zamanda hem dışsaldır, hem de kendisiyle özdeşliği imkansız kılan bir engeldir: Buradaki son derece “Hegelci” uzlaşı, çatışkıların indirgenemez biçimiyle kurulur; yani cesaretten yoksun kahramanlıklarımla göz boyar, zor olana sağdık kalmaya korkarım. Dışarıda algıladığım huzur kaçırıcı unsur, aslında içeride feragat edemediklerimin bir ürünüdür. Mahiyetimdeki sorumlulukların kırılganlığı beni dehşete düşürür. Onlar kırılgansa adalette öyledir ve onun kapsamadığı bir şeyi yapmak oldukça cesaret gerektirir. Amacı sonucuyla örtüşmeyen ve verilen riskli kararların garip getirilerine yer açan bir gelecek böylece önümüze serilir. Bizi irite eden saldırgan mizahi unsurlar ise, söz konusu olayın gerçek ağırlığını devreye sokmayı başaran istisnai söylemlerdir.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR