Sedê
19 Kasım 2018 Öykü

Sedê


Twitter'da Paylaş
0

Halayın başını yine Sedê çekiyordu. Davulun ve klarnetin sesini duyunca coşar, halayın başına geçer, var gücüyle topuklarını yere vurarak oynardı. Yaşadığı zulümleri ezmek istercesine oynardı. Topuk sesi davulun tokmağıyla sanki yarışıyordu. Nefesi kesilene kadar yarışırdı davulun tokmağıyla.

Sedê henüz sekiz yaşındayken annesi kansere yakalanmış, kısa bir süre sonra da ölmüştü. Sedê, babası tekrar evlenince üvey anneye esir düşmüştü.

Üvey ana her gün evin keçilerini ona verir, yabana gönderirdi. O da bir dilim ekmek ve peynir koyduğu dürüğüne el işini de koyar ormanlık alanlara giderdi, ta akşam olana kadar ormanda kalırdı. 

Keçiler ağaçların en uç kısmındaki filizleri yerken Sedê de torbasından el işlerini çıkarır, işlerdi.

Bir sergi açacak kadar eseri birikiyordu yaban-yazıda işlediği el işleriyle. Hayal dünyası çok geniş, el becerileri çok gelişmişti. Babasından ilçeye gittiğinde el işi malzemeleri isterdi. Babası da kızına ne isterse getirirdi.

Keçi çobanlığı Sedê'nin gerçekliği oldu, geldiği on beş yaşına kadar... Derken bir gün akşam olup Sedê'nin uyuduğu bir saatte üvey ana, "Kızı evlendirelim," dedi kocasına. Yüzünde hem tarihinden hem de eşinin ölümünden sonra derin izler taşıyan beçere adam boynunu eğerek, "Kızım çok küçük, ona kıyamam," dese de...

"Bu çok büyüdü, bir yıl daha kalırsa bu arsızla kim başa çıkar, her gün biri kapımıza gelir," dedi üvey ana.

Adam, "Sen öyle diyorsan vardır bildiğin bir şey," dedi ve karısıyla Sede'yi evlendirmeye karar verdi.

Ertesi gün bağdan dönen üvey ana yolda Hasan'la karşılaştı. Üvey anne, "Hasan gel bu Sedê'yi kaçır, evlen, yuvanı kur," dedi. "Böyle ortalıkta ne divane gibi geziyorsun."

Hasan, "Anam benim, sen çok iyi bir anasın," deyip havalara uçtu. 

Akşam karanlığı çökmüştü, Sedê kovayı alıp çeşme başına gitti. Hasan, evlerinin çardağında kürsüye oturmuş, onların kapısına dikmiş iki gözünü, izliyor. Sedê'nin evden çıkışını görünce fırladı oturduğu yerden arkasında çeşmeye doğru gitti. "Sedê, hele bu tarafa gel sana bir şey diyeceğim," dedi. Her şeyden bihaber Sedê kovayı bıraktı çeşmenin yanındaki betonun üstüne, Hasan'nın arkasından gitti. Çeşme köyün karşısındaki tepenin önündeydi. Hasan tepenin üstüne kadar yürüdü, bir taraftan da kıza, "Gel Sedê, gel aha şurda sana diyeceklerim var," diyor ama esmer kıvırcık saçlarının örgüsünü banyodan banyoya açıp yıkayan ve başından tülbenti hiç indirmeyen yetim kızı tepeden aşağıya indiriyordu. 

Sedê, tepeden aşağıya inmek istemedi. "Söyle ne söyleyeceksin Hasan, evde anam beni bekliyor geçikirsem babama dövdürtür," dedi durdu olduğu yerde. 

Hasan koştu Sedê'nin kolundan tuttuğu gibi,"Seni kaçırıp karım yapıcam hiç boşuna çırpınma." dedi. Sedê'nin ağzını eliyle sıkıca kapadı ve köyden çıkana kadar da açmadı. Sedê,kurtulmak için çırpınsa da gücü Hasan'a yetmedi. Hasan güçlü kuvvetli, doğadan beslenen ve dağda taşta zaman geçiren genç bir adam. Mümkün mü Sedê'nin onun kollarından kurtulması.

Neyse, Sedê'yi, bir mağaraya götürdü Hasan. Dağların bütün sırrını çözmüş Hasan, gece ateş yaktı. Sedê'yi kolları arasına aldı sahip oldu. Sede böylece Hasan'ın karısı oldu, dağların, taşların ve ziyaretlerin tanıklığında. Sedê'yi ertesi gün eve getirdi. Hasan'ın annesi, ilk günden Sedê'yi köle gibi çalıştırıyor, aynı zamanda dövüyordu. Bir-iki yıl bu durum hiç değişmedi. 

Kocası odundan döndüğünde Sedê, anasının yaptıklarını anlatsa da ona inanmıyordu adam. Annesi Sedê'yi daha çok şikâyet ediyordu oğluna ve bu şikâyetler üzerine Hasan da kalkıp Sedê'yi dövüyordu. Bu zulme dayanamayan Sedê babasının evine kaçtı. 

Üvey anne Sedê'yi yeniden evlendirdi. Bu yeni kocası da Sedê'yi dövüyordu. 

Sedê bir dövülme sonrası karanlık çöktükten sonra babasının evine giden yola girdi. Evin kapısına vardığında içeri giremedi, pencerenin köşesinden başını eğerek odaya baktı. 

Ocak başı sohbeti saatlleriydi. Eski kocası Hasan da aralarında ceviz, pestil ve dut konmuş masada derin ve neşeli bir hava estirirken, mavi çinko çaydanlıktaki çay mangaldaki közün üstünde fokurduyor, öylece sıcak çaylar doldurulup içiliyor art arda.

İçeriyi gizli gizli izleyen Sedê, yanaklarındaki kurumuş kanları aşarak akan gözyaşlarını başındaki kanlı tülbentiyle sildi ve geri döndü gitti, dayaklarına artık aldırış etmeden yanında yaşayacağı kocasının yanına.

Yıllarca babasının evine gitmedi. Beş çocuk doğurdu ama babası hiç diyarına gelip de, kızım yaşıyor mu demedi. Karısının gölgesinde ve emrinde yaşadı. 

Sedê, köyündeki gençlerin düğününde en kıymetli konuk oluyordu çekti halayları nedeniyle. Sedê, çektiği halaylarla hayran kitlesi oluşturmuştu köy yerinde. O oynarken köyün büyükleri de para yapıştırırladı alnına, yakasına. Davulcularda böylece iyi para kazanıyordu.

Halayları kendi yaşanmışlıklarına olan öfkesiyle çekiyor, yere vurduğu her topuk sesiylede içini boşaltıyordu


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR