Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Şubat 2022

Plastik Sanatlar

Şeker Ahmet Paşa'nın Ormandaki Oduncu Tablosu ile Kuvantum Fiziği Üzerine Kişisel bir Bakış Açısı

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

0


Katırcının nerede görüleceği tıpkı elektronlar gibi değişkenlik yanılgısı yaratmaktadır. Resme nereden ve nasıl baktığınızla ilgili olarak, Çift Yarık deneyinde olduğu gibi zaman-mekân değişkenliği söz konusudur.

Türk resim tarihinde önemli bir yeri olan Şeker Ahmet Paşa’nın Ormandaki Oduncu adlı tablosu bugün bile ilgiyle izlenmekte ve akademisyenler tarafından analiz edilmeye çalışılmaktadır. Tablonun 138x177 santimetre boyutunda olması resmi daha da görkemli ve dikkat çekici kılmaktadır.

Şeker Ahmet Paşa’nın (1841-1907) Fransa’da resim eğitimi aldığını biliyoruz. İzlenimcilik akımından hemen öncesine denk gelen bu resmin kendine özgü bir atmosferi vardır.  

Sanat konusunda yeterli eğitimi ve deneyimi olmayan biri için bu resim, sıradan, çok fazla bir özelliği olmayan, yeşil rengin hâkim olduğu ormandaki bir katırcıyı simgelemektedir.

Öncelikle söz konusu resim ile kuvantum fiziği arasındaki bağdaşık yapıyı anlamaya çalışalım. Bilindiği üzere, atomun çekirdeğini çevreleyen elektronların ne zaman çıkacağı ve nereden görüleceği halen bilinmemektedir. Bir elektron, ansızın bir yerde var olduğu gibi, aynı anda başka bir yerde de bulunabilir. Fizikçilerin bu sorun karşısında ünlü “Çift Yarık” deneyi bile yeterli açıklamayı yapamamıştır. Çift Yarık deneyinde, önce tek, sonra iki yarıktan geçmesi için atılan çok küçük bilyeler/maddeler tek yarıktan geçince arkadaki levhada tek bir iz bırakmakta iken, çift yarıktan geçenler aynı levhada iki çizgi yaratmaktadır. Ancak bundan sonra tam anlamıyla bir karmaşa başlamaktadır. Aynı deneyde, bu kez bilyeler yerine elektronlar atılınca, tek yarıktan geçen elektronlar levhada yine tek bir sıra halinde dizilmiştir. İki yarık yapıldığında ise levhada iki sıra iz görülmesi beklenirken, bu kez çoklu bir izler sırası meydana gelmiştir. Yani iki yarıktan geçen elektronlar, arkadaki levhada ikiden fazla sıra dizimi yaratmıştır. Bunun nasıl olduğu konusuna fazla girmeyeceğiz. Bizim asıl yorumlamaya çalıştığımız konu, Ormandaki Oduncu resmi ile kuvantum fiziği arasındaki görünmez bağdaşıklığı yakalamaya çalışmaktır. Şimdi başlayabiliriz.


Ormandaki Oduncu, Şeker Ahmet Paşa

Resme odaklandığımızda karşımızda sıradışı bir görüntü belirir ve bizi derin düşünmeye yönlendirir. Resim sanki üç boyutlu bir hologram yaratmaktadır. Bu sanallık içinde, resmin sol tarafındaki iki ağacın kendileri açısından sola doğru eğildikleri görülmektedir. Resmin perspektifinde ise sağ üst tarafta ormanın sınır çizgisi vardır. Üç ağacın dizilmesi dikkat çekicidir. Biz de öncelikle bu ağaçların konumlarından söz edeceğiz.

Şimdi kuvantum fiziğindeki Çift Yarık deneyini anımsayalım: Elektronların ne zaman çıkacaklarını ve nereden görüneceklerini bilmiyorduk. Sözün kısası, birini bilsek ötekini bilemiyorduk. Bu açıdan, resmin bize yakın olan ağacına odaklanalım ve resmi ters çevirelim. Bu durumda ağacın nerede görüleceği belirsizdir. Kuşkusuz bizden uzaklaşır ama konumunu bilemeyiz. Öndeki iki ağaç bize yaklaşırken hem konumları değişir hem de arkadaki üçüncü ağacın yeri tam anlamıyla bir belirsizlik içerir. Resmi dört tarafa döndürdüğümüzde ağaçların ve katırcının konumları tamamen değişmektedir. Tıpkı kuvantum fiziğinde olduğu gibi, bu konum değişiklikleri, bir belirsizlik yaratmaktadır. “Şeker Ahmet Paşa’nın resmi de “uzaklığın yakınına gelmek”le ilgili. Bu gerçeği bu ölçüde bir açıklıkla dile getiren başka bir resim düşünemiyorum.” (John Berger)

Resimde üç ağaç, bir katırcı ve onun bir katırı vardır. Sözünü ettiğimiz bu üç ağacın, resmin orantısal anlamda değişimlere uğramasıyla, resmin atmosferi (görünümü) de başkalaşmaktadır. Öne doğru gelen ağaçların, ufuk çizgisi ile olan bağlantısı belirsizleşmeye; sağa sola döndüklerinde de yine ufuk çizgisinin resmin odağından uzaklaştığına tanık oluruz. Bu bir tür Gestalt Kuramı’nı anımsatır gibi olsa da aslında belirsizliğin temel yapısını oluşturmaktadır. Üstelik ağaçların yer değiştirmeleriyle, öncekine göre sol değil, sağa/arkaya ve öne doğru yaslanmaları söz konusudur. Orman içindeki üç ağacın bu denli değişime uğratılması sonucunda, odak noktası olarak belirlenen ufuk çizgisinin aynı başkalaşım içinde değişime uğraması da kaçınılmazdır. Berger’in de söylediği gibi, uzaklık ve yakınlık, birbirine karışmıştır. Yakın ve uzak olanlar, katırcının ve izleyicinin bakışlarına göre hem uzaklaşmakta hem de yakınlaşmaktadır.


Şeker Ahmet Paşa

Resimdeki sınır çizgisi de her konum değiştiğinde benzer bir bağdaşmayı yansıtmaktadır. Tıpkı elektronlar gibi dört yöne birden yaklaşmaktadır. Ufuk çizgisinin bu konum değişikliği ile, katırcının da pozisyonu değişmektedir; böylelikle resmin anlamı da görece olarak farklı bir atmosfer göstermektedir. Her ne kadar resimdeki tüm unsurlar bağdaşık olsa bile, bu yer değişimler nedeniyle, resmin anlamları farklılaşmaktadır.

“Hepsinden önemlisi -çünkü her inandırıcı resim kendine göre bir mekân düzeni yaratır- köprünün beri yanından başlayıp ormanın ucuna doğru uzanan fundalığın sınırını belirleyen o garip diyagonal çizgi var. Bu çizgi, bu kenar hem resme üçüncü boyutu veren mekânla örtüşüyor hem de resmin yüzeyinde kalıyor. Böylece bir mekân belirsizliği yaratıyor. Bir an için kapatın o çizgiyi, kayın ağacının sanki geriye doğru uzaklaştığını göreceksiniz.” (John Berger)

Ormanın genel rengi yeşil olmakla birlikte, ağaçların yaprakları da birbirine benzemektedir. Katırcı ise, resmin en altında yarı görünür olması ve ressamın yarattığı doğanın (ormanın) baskısı ile aciz konumdadır. Katırcı, ufuk çizgisini kendisine bir yol haritası/pusulası gibi kabullenmiştir. Ancak resim parçalara bölündükçe bunun hiç de böyle olmadığı görülmektedir. Ağaçların ve ufuk çizgisinin dört yöne dönüştürülmesiyle, katırcının da güzergâhı bir belirsizlik içermektedir. Resimde yer alan katırcının, tipik bir figür olmakla birlikte, doğanın içinde kendine yol arayan, bulacağı bu yolla, kendi içsel serüvenini tamamlayacağını düşünebiliriz. Ayrıca resimde katmanlı bir mistik atmosfer hâkimdir. Doğanın yüceltildiği ve katırcıya doğrudan bir baskı unsuru olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. Orman ve katırcının iki aksi yöne doğru yöneldikleri gerçeği önemlidir ve bunun üzerinde düşünülmelidir. Katırcı, hareket eylemini henüz başlatmamış gibi görülse de bu ikilinin ters açılı yön bulması neye göredir? Öte yandan, üçüncü ağacın üzerine bir ışık huzmesi düşmüştür ve resme bakana, görece olarak, yakınlaşmakta izlenimi vermektedir. Tüm sorun, bu üçüncü ağacın (olasılıkla kayın ağacı) hem bizden uzaklaşması hem de yakınlaşması üzerine görece bir fiziksel durumun ortaya çıkmasıdır. Sanki üç boyutlu bir resme bakar gibi, ağacın ileri geri gelip gitmesini neden amaçlamıştır sanatçı? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ormana yeniden odaklandığımızda ise ormanın bir hareket halinde olduğunu söyleyebiliriz. Orman ufuk çizgisinin konumunu değiştirmek ve yeni bir görüntü yaratmak için ileri geri hatta sağa sola bile bir hareket halindedir. Resim kural dışı bir teknik içermektedir, ayrıca ağaçların boyutları ile katırcının boyutu arasında abartılı bir orantı farkı vardır. Aslında Şeker Ahmet Paşa, özellikle 18. yüzyıl ressamlarının yansıttığı, doğanın yüceliği üzerine bir yaklaşım sergilemiştir. Ormanın bu denli abartılı çizilmesi ile insanın orantısal olarak küçüklüğü bir yana, ilahî bir kudretin yansıması söz konusudur. Böylelikle mekânın belirsizliği dikkat çekicidir. 

Mekân belirsizliğinin ikinci sebebi, köprünün devamında, fundalığın sınırındaki çizginin derinlik hissi yaratıyor gibi olması ama aynı zamanda minyatür gibi yüzeyde kalmasıdır. Burada ortaya konulan uzaklık-yakınlık çelişkisine rağmen oduncunun, gördüğümüz üzere, resmin sol altından sağ üst tarafına yani uzağa yöneldiğinin gerçekliği ile de karşı karşıya kalınmaktadır.                                                                                                                                                                                                                          

Şeker Ahmet Paşa, gerçekçi bir resim akımından yararlanmak yerine daha doğal olanı tercih etmiştir. Katırcının gözünden ormanı tanımlamak yerine, ormanı doğal yapısı içinde kendine özgü bir yapıya dönüştürmüştür. Bilindiği kadarıyla, roman sanatı ilk olarak insanın ufuk ötesini düşlemeye başlamasıyla kendini göstermiştir. İnsanın ilerisini düşlemesi ve bunu yazıya dönüştürmeye başlamasıyla roman sanatı ortaya çıkmıştır. Bunu kişinin yurtsuzluk özlemi ile özdeşleştirebiliriz. Hemen aklımıza Miguel de Cervantes’in yazdığı Don Kişot romanı gelir. Bu romanda, yel değirmenlerine savaş açan, mizah yüklü ama temelinde insanın hayal gücünü simgeleyen unsurlar vardır. “Ormandaki Oduncu”da, orman, katırcının gözünden değil, doğrudan kendine özgü yapısı üzerinden bir tanımlanmıştır. Dikkat edilirse resimde bir mekân boşluğu (Eksiklik diyemeyiz) vardır. Bu sözünü ettiğimiz mekân boşluğu fiziksel olmaktan çok tinsellik içermektedir. Yani orman fonda bir görüntü yerine, bu resimde temanın kendisidir. Bu son derece iddialı bir yorum olsa bile, sonuçta ormana bir mekânsızlık içermeden, ufuk çizgisinin ve ışığın katkısıyla, farklı bir rol verilmiştir. Ormanda avlanan avcılar, gezinen geyikler ve başka hayvanlar, öteden beriden görülen suluk alanlar yerine, tüm sahneyi orman kaplamıştır.

Resim tam anlamıyla, bir belirsizlik ve doğanın mistik gücünü/atmosferini sergilemektedir. Ayrıca resimde belirgin bir sessizlik duygusu da hâkimdir.

“Mekân belirsizliğinin ikinci sebebi, köprünün devamındaki, fundalığın sınırındaki çizginin derinlik hissi yaratıyor gibi olması ama aynı zamanda minyatür gibi yüzeyde kalmasıdır. Burada ortaya konulan uzaklıkyakınlık çelişkisine rağmen oduncunun gördüğümüz üzere resmin sol altından sağ üst tarafına yani uzağa yöneldiğinin gerçekliği ile de karşı karşıya kalınmaktadır.” (Oğuz Alp Dedeoğlu)

Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerindeki sessizlik ve dış dünyanın yalıtılması ile uzamın yokluğu üzerine mistik bir atmosfer yoğunlaşır. Katırcı, resmin en altına bilinçli olarak çizilmiştir ve böylelikle onun görüşü ile, resim kendini izleyene açıklamaktadır. Katırcı nereye doğru bakmaktadır? Elektronların zaman ve mekândan bağımsız olarak kendilerini belirsiz göstermeleri karşısında, resim de bu açıdan bakıldığında doğa ile kendi “ben”i üzerinden bir hesaplaşma içindedir. Resimdeki ışık ve monokrom renk teması arasındaki bağdaşma önemlidir. Aynı biçimde ışık ve renk tanımsallığı nesnelere zaman aşımı bir izlenim vermektedir. Böyle olunca da orman farklı bir anlam kazanmaktadır. Söz gelimi orman, izlenecek bir görüntü olmaktan çıkıp bir yaşantı anlamı içermektedir. Berger, bu konuya dikkat çekiyor ve “… Eğer uzakta, ormanın bitimiyle açıklığın öbür ucundaki kayın ağacı, resimdeki her şeyden daha yakınsa, o zaman ormanın öteki ucundan bakıyorsunuzdur, bu açıdan bakılınca da en uzakta olan figürler oduncu ile katırıdır. Oysa biz oduncuyu aynı zamanda ormanın içinde, ağaçların yanında cüce kalmış, yüklediği odunu açıklıktan geçerek götürmeye hazır bir durumda da görüyoruz.” diyor.

Bu sözler yazımıza konu ettiğimiz kuvantum fiziğini dolaylı olarak çağrıştırmaktadır. Katırcının tam konumu net olarak belli değildir ve resme farklı açılardan baktığımızda onu ve ormanı sürekli bir başkalaşım içinde görürüz. Ormana nereden ve nasıl baktığımızın ya da nasıl bir algılama içinde olduğumuzun görece bir örneğidir. Ormanın öteki ucundan baktığımızda ise, katırcıyı minik bir figür olarak görüyoruz. Öte yandan, aynı katırcı hologram bir sanallık yapısı içindedir ve sürekli bir değişim halinde kalmaktadır. Onun bu devinimsel dönüşümü ile, resim de her defasında değişmektedir. Yazımıza doğrudan konu etmek istemediğimiz postmodern edebiyatın temeli de buna bağlı değil midir? Bir yazılı metnin anlamı bir tane olsa da onu okuyanların kültür, eğitim, kişilik, inanç, coğrafya, gelenek, fantezi, mistik, dönemsel olarak farklılık içermesi nedeniyle, aynı metin sonsuz bir yorumlar bütünselliği oluşturur. Şeker Ahmet Paşa’nın “Ormandaki Oduncu” resmi de böyle sonsuz yorumlara görece anlamsal katmanlar içermektedir. Söz gelimi Şeker Ahmet Paşa bu resmi yaparken oduncunun gözünden bakmaktadır. Katırcının gözlemi ve gözsel teması ile oluşan ormanı mistik bir tanımsallığa dönüştürmüştür. Resimde bu nedenle, perspektif sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Teknik açıdan böyle bir sorunsallığı dile getirirken, sanatçının farklı bir özsel tema yarattığını da söylemeliyiz. Aslında görme ve gözlem olayı, dolaylı da olsa tinsellik içermektedir. Gördüğümüzü algılamak, analiz etmek, tanımlamak üzerine yorumlar üretmek için tinselliğimizin de katkısı gereklidir.         

Orman öyle bir resmedilmiştir ki sanki her taraftan kuşatılmış gibidir. Ormanın içinde yol alıyormuş duygusuna kapılsanız bile, öte yandan, sanki resmin dışından bakıyor izlenimi edinirsiniz. Orman ve katırcı ikilisi, bir yandan bir ikilem yaratmakla birlikte, bir yandan da ormanın kuşatması altındaki insanı simgelemektedir. Bu da bizi şöyle bir sonuca ya da yoruma götürebilir. Ormanı bir imge üzerinden tanımsallaştırsak bile, böyle bir alan salt bu durumda kendini göstermez, yetersiz kalır. İmge bir yandan da algının ve kültürel bakışın gerçeğe dönüştürdüğü bir alandır. Ormanı düşlemek, onu tanımak, içinde gezinmek ya da ona dışarıdan bakmak demek, resmi algılarken tinselliğin katkısını da unutmamak gerekir.

Katırcının nerede görüleceği tıpkı elektronlar gibi değişkenlik yanılgısı yaratmaktadır. Resme nereden ve nasıl baktığınızla ilgili olarak, Çift Yarık deneyinde olduğu gibi zaman-mekân değişkenliği söz konusudur.

Şeker Ahmet Paşa, bir orman imgesinin içine gizlediği çoklu ifadeleri anlam katmalarının ayrılmasıyla belirginleşir. Daha önce sözünü ettiğimiz gibi, resmin içindeki ufuk çizgisi ters açılardan bakıldığında sürekli bir değişiklik göstermektedir. Ufuk çizgisinin belirleyici etkisi ile katırcının resmideki pozisyonu da önemlidir. Katırcının geçtiği ufuk çizgisi onu farklı bir konuma taşımaktadır. Var olanın belirsizliği ile zamansal açıdan tanımsallığı arasındaki itiş-kakış nedeniyle katırcının merkezde olması bunları yansıtmaktadır. Resimde bir nokta kadar küçük olan katırcının yönü ve bu yönün sürekli değişimi bize belirsizliği anımsatmaktadır.

Zamanın küçük parçalara bölünmesiyle oluşan kararsızlık sayesinde bir yerden sonra, her bir an’ın çoklu ifadelere dönüşmesi söz konusudur. Werner Heisenberg’in ortaya attığı teoriye göre, bir parçacığın (elektronun)  momentumu ve konumu aynı anda doğru olarak ölçülemez. Böylesine ters açılı bir fizik problemini bu resme uygulamaya çalıştık. Bir problemi çözmek için tüm soruların yanıtı net ve doğru olmalıdır. Ancak, kuvantum fiziğindeki belirsizlikler bilinen fizik kavramlarının dışındadır. Katırcının yönü, ufuk çizgisi, ormanın değişimi de bu doğrultudadır. Resimdeki belirsizlik zaman ve mekân çatışkısı ile kendini göstermektedir.

Şeker Ahmet Paşa’nın bu tablosu Ormandaki Katırcı üzerine daha çok yorumlar yapılacaktır.    

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Dijital Sanat Merkezine Dönüştürülen D..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Katie Tobin

2 Temmuz 2025

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Sylvia Beach, Paris’te açtığı Shakespeare and Company ile yazarları bir araya getirdi ve onlara yaratıcı deneyler ortaya koyabilecekleri bir alan sundu. Aynı zamanda James Joyce’un hamisi olan Beach, modernist hareketin de merkezi figürlerinden biriydi. Pa..

Devamı..

Demokratik Başarılardaki Paradoks

R. H. –. S. Lewandowsky

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024