Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Eylül 2024

Söyleşi

Sencer Başat

Nilgün Çelik

Paylaş

0

0


Sencer Başat’ın yeni öykü kitabı SRC Yayınlarından çıktı. An Tanıştı Suyla. On bir öyküden oluşan eser şiirsel dili ve insana dair temalarla kurgulanmış. Gerçekçi öykülerden oluşan eserde her okur kendinden bir kahraman bulacaktır sanırım.

Nilgün Çelik: Öncelikle kitabınızın yolu açık olmasını diliyorum. Birçok projede ve sivil toplum kuruluşlarında görev yaptığınızı biliyorum. Sizi yeni tanıyacak okurlarınız için biraz buradaki oluşumlardan ve edebiyatla yolunuzun nasıl kesiştiğinden bahsedebilir misiniz?

Sencer Başat: Merhaba. Elektronik mühendisliği eğitimi almama rağmen kadın çalışmaları konusunda yüksek lisansı yapmayı tercih ettim. Kadın Araştırmaları Yüksek Lisans Programı’nı tamamlayan ilk erkeğin bir deniz subayı olması, sınıf arkadaşım kadınlarda merak uyandırırken çalıştığım kurumu rahatsız etti. Tez çalışmam, sığınmacı ve mülteci kadınlardı, konuyla ilgili projelerde bazı kurumlarda “düzensiz göç danışmanlığı” yaptım. İnsani yardım konusundaki farklı deneyimler ve süreçler, edebiyat türlerindeki okumalar ve alınan notlarla beslendi. Notlar metinlere, metinler eserlere dönüştü ve kitaplar ortaya çıktı. 

NÇ: Kitaba adını veren öykünüz, An Tanıştı Suyla doğayı ve mekânı ve kahramanları şiirsel dille capcanlı tasvir ettiğiniz bir öykü. Ancak siz de katılır mısınız bilmem, oldukça kapalı bir öykü. Biraz kendimize dönüş, doğaya ve hayvana dönüş anlarımızı, biraz korona günlerimizi anımsattı bana. Haksız mıyım? Biraz bu öykünün çıkış noktasından bahsedebilir misiniz?

SB: Kitaba adını veren An Tanıştı Suyla öyküsü, her okuyanın farklı noktalara ulaşması amacıyla yazıldığından kapalı bir öykü sayılabilir. Kurgu ve konu bütünleşmesinde ucu açık birkaç katmandan oluşuyor. Çocuk, dedesinin ve nenesinin yardımıyla yaşam algısını doğa üzerinden geliştiriyor. Doğanın -karmaşıklığı içinde- basit olmayan sadeliği, mekânlardan bağımsız olarak geleceği anlayabilmek için geçmişe gitme gerekliliği, insanın kolaycılıktan kaçınarak -bir adada- kendi kendine yeterliğinin zamanla artması çabası, yabancılaşmaya düşmeden canlı ve cansız her şeyle paylaşımda bir zaman yolculuğunun denenmesi gibi birçok çıkış noktası barındırıyor öykü. Kaos ortamını hatırlatan korona günleri de var, bin bir bilinmeyenli denklemler sunan doğaya saygı da var, suya yansıyan benlik sorgulamalarımız da var.

NÇ: Öykülerinizde yalnızlık teması üzerinde durduğunuzu görüyorum. Bugünkü Yarını Dünden Kurtaran, Yakın Çantaların Uzak Yolcuları, Satırların Yalnızlığının Sesi gibi. Mesela ilk örnek verdiğim öykünüzde “İçki yorgunluğundan öte yalnızlığın yorgunluğu gibi bir şeydi bu.” Diyor kahramanınız. Yalnızlık günümüz insanının sorunuyken aynı zamanda bir savunma mekanizması gibi. Siz yalnızlığı öykülerinizden bağımsız nasıl değerlendiriyorsunuz? Yalnızlık kahramanınızın da dediği gibi yorgun ve bulaşıcı mıdır?

SB: Öykülerde; sınıfa, statüye, yaşa, zamana ve mekâna bağlı yalnızlıkları hatırlatıyorum. Genel tema ise adalet. Kişisel adaletten toplumsal adalete uzanan yolda yürürken bazen yorgunluktan bazen de yenilgiden dolayı yalnızlaşan insanlar var. Toplumsal adaletin olmadığı yerde kişisel adalete ulaşmanın zorluğunu yaşayan insanların hikâyeleri bunlar. Yalnızlığı, bu tarihsel ve toplumsal sınav sonucundaki örselenmeler çerçevesinde, kişisel özgürlük alanı olarak da görmeye çalışıyorum. Özel olan politiktir veya özel alan politiktir anlamında; bazı özgürlükler yalnızlık, bazı yalnızlıklar da özgürlük getiriyor ardından. Adaletin ıssızlığında yalnızlık yorgun düşebiliyor, bulaşıcı olabiliyor…   

NÇ: Aslında ilk öykünüz Acısına Katlanamayan Aşkın Gölgesi’nde de hem “ikinci” olup hem çok sevilen bir kadının yalnızlığını anlatıyorsunuz. Ölüm temasının üzerine kurulu bu yalnızlık. Yani aşk, ölüm ve yalnızlık. Sizce İnsanın varlığında hangisi daha kuvvetlidir?

SB: Öykü, iç konuşmalarla ve iç sorgulamalarla dolu bir anlatım sunuyor. Kadın kahraman hem kaybettiği sevgilisine hem de kendisine birçok soru soruyor. En zor soruları kendisine sorarken bazı soruların cevabını bilmediğini de kabul ediyor. Âşıkken ölümü nasıl da düşünmediğine veya düşünemediğine hayıflanıyor. Ölüm geldiğinde ise aslında hep ne kadar yalnız olduğunu anlıyor. Yaptığı geri dönüşlerde en yalnız olan kişinin kaybettiği sevgilisi olduğunu kabulleniyor. Sanırım aşk, ölüm ve yalnızlık; yaşam içindeki süreçlerde, bizim farkındalığımızın ötesinde, öncelikleri bazen yer değiştirerek yer almaya devam ediyor.

NÇ: Öykülerinizin tamamında şiirsel bir dil var. Betimlemeler ve üslup çoğu kere şiirsel. Şiirden vazgeçemediğinizi düşündürüyor bir okur olarak bana. Çoğumuz şiir yazarak edebiyata giriş yaptık. Sosyal medyaya da bakarsak hepimiz şairiz aslında. Peki şiir kitabı olan bir şair olarak size sormak isterim, şiir bu kadar hayatımızdayken neden az satılan kategoridedir hep?

SB: İmgelerle sevişmeyi seviyorum. Şiir, her gün aramızın biraz daha açıldığı vazgeçilmez sevgilim. Toplumsal çerçevede yakın zamanda en güzel anlamını Gezi Direnişinde kazandı diyebilirim. O günlerde hapisteydim ve süreci 37 ekran bir cihazdan sınırlı saatlerde izleyebildim. İlk şiir ödülümü ise Gezi Direnişini anlattığım bir şiirle aldım.

Şiirde, okuyana bağlı olarak; dile, imgeye ve anlama ulaşmak çalışmayı gerektirebiliyor. Birikimi zorunlu kılan ve tüketimi zor bir edebi tür. Şiir kitapları daha az satılmasına rağmen belki de daha çok okunan kitaplar. Bazıları bir ömür boyu tekrar tekrar okunuyor ve elden ele dolaşıyor. Örneğin roman okunuyor ve hemen yenilenemiyor. Bir kaç kere okunan roman azdır ama şiir kitabında –sonradan tekrar bakmak üzere- birkaç şiir okuyup bırakabiliyoruz.

Şiir, kendi kendini bitirmeye başladı, gün geçtikçe çölleşiyor. Yazar ve şair olarak, okuru suçlamak yerine okura ulaşamamanın kaygısında olmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada bahsettiğim okur, çalışkan ve yazarı/şairi zorlayan bir okur…

NÇ: Ne Editör Ne de Şahin Şair adlı öykünüzde çok güncel bir konuyu işliyorsunuz. Yeni yazarların, özellikle adı duyulmamış olanların bir ücret karşılığında kitaplarını bastırma süreci sizin kurgunuzda dolandırıcılığa kadar gidiyor. Öncelikle bir ödeme karşılığında kitap basımı hakkında ne düşünüyorsunuz devamında da bu gerçekçi kurgunuz üzerinden yeni kitap bastıracak yazarlara ne önerirsiniz?

SB: Yazarın/şairin yazdığı ve basıma sunduğu metin, onun için biriciktir. Eserinin hak ettiği yeri bulmasını arzular. “Güzel” veya “iyi” gibi sıfatların ötesinde bir şeyler duymak, reddedildiğinde sebebini öğrenmek ister. Eskiye oranla çok kitap basılıyor ama eskiye oranla çok kitap okunuyor mu emin değilim. Adalet olgusunun yaşamın her alanındaki çöküşü doğal olarak “telif hakkı” konusunu da yıpratıyor. Yayımlanan bu yedinci kitabıma kadar kitaplarımı yayımlama sürecimde yaşadıklarımla ilgili olarak bir deneme dosyası hazırlıyorum.

SRC Yayınevi An Tanıştı Suyla dosyam ile yakından ilgilendi, süreçte beni destekledi ve her konuda yolumu açan kolaylıklar sağladı. Güvenilir ve samimi yayınevlerine ulaşmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Metinleri ve dosyaları hazırlama çalışmasının yanı sıra yayınevi seçimi için de uzun araştırmalar yapmak gerekebiliyor.       

NÇ: Yakında bir şiir kitabı var mı okurları bekleyen, yoksa öyküden mi devam edeceksiniz?

SB: Yayımladığım dört şiir kitabından oluşan bir seçki dosyası hazırlığım var. Önümüzdeki yıla hazırladığım bir kara mizah hapishane romanı bitmek üzere. Kısa öyküden devam etmeyi düşünüyorum. Toplamda dört cilt olarak düşündüğüm ve ilk cildini bitirdiğim Ankara Edebiyatçıları çalışmam tamamlandı. Ankaralı olan, Ankara’da doğan ve yaşayan; okuma ve çalışma gibi nedenlerle yolu başkentten geçen edebiyatçıları tanıtıyorum. Bir yönüyle Ankara’nın edebiyat tarihinden zaman ve mekân kesitleri/örnekleri sunuyorum. Diğer yönüyle Ankara’nın kentsel, çevresel, siyasi, sosyal, ekonomik, bürokratik ve akademik değişimlerinin, bir asırlık süre içerisinde kültürel anlamını değerlendiriyorum. Söyleşi ve yazıların yer aldığı ilk ciltte 34 edebiyatçı yer alıyor. Solfasol Gazete, Sincan İstasyonu, Berfin Bahar, Yeni Gelen ve karnavaldergi’de 2020-2024 yılları arasında yayımladığım yazıları bir araya getirerek yazarların ve şairlerin eserlerindeki ve yaşamlarındaki Ankara’yı birleştirerek sunuyorum.

NÇ: Keyifli bir sohbet oldu, sağ olun.

SB: Tüm cevaplarınız için teşekkür ederim.  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Sait Faik Şiirlerini Nereye Yazardı?”..Haydar Ergülen
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gizem Arman

9 Aralık 2025

Özgürleştirici Bir Deneyim Olarak Kita..

Bazen hem okuru hem yazarı tarafından bırakılan en anlamlı miras, bazen bir kırılma anında tutunacak dal, bazen daha başlığıyla bile teselli eden bir dosttur kitap.“Kitap okudukça sıkıntım dağılıyor, ciğerlerim oksijenle doluyordu ..

Devamı..

Carver Bowlby ile Tanışmış mıydı?

Nurhan Şahinkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024