Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Mart 2023

Öykü

Servi

Zehra Demirtaş

Paylaş

2

0


Nihayet tanıştık. Uzun zamandır istiyordum. Bugüne kısmetmiş. Bu arada tabii senle birlikte Sibel’i de tanımış oldum. Amca ve Anneanneyle de tanıştım. Ne hoş oldu aynı güne denk gelmesi. İkinizden sonra Amca’ya gitmeyi konuştuk. İkinci merdivenin oradaydı, dedi abin. Ama bulamadı! Merdivenden sonra birkaç sokak gittik, geldik. Sonuna kadar baktık, bulamadık... Çok değişmiş tabii ara sokakları, numaralar…

Anlatırken fark ettim, kulağına cihaz takıyordu. Az duyduğunu nasıl da atlamışım, hayret! Çocuk felcinden kaynaklı, sağ ayağında da sorun vardı. Ama yok gibi futbol ve basketbol oynar, bizleri yenerdi. Çok güçlüydü. Bunu da unutmuşum. Allah Allah, neden bunları atlamışım? Öyle gözü kara değildi. Kavga etmez aklını kullanırdı daha ziyade. Bana hiç benzemezdi bu yönüyle. Genellikle kendini korumaya alır ve temkinli davranırdı. İsmi "Yiğit" anlamına geliyordu.

Senin kaldığın yerden daha kaliteli, sınıf olarak daha yüksek yerde Amca. İlginç... Bilmiyordum burada da bu farklılıkların olduğunu. Daha lüks, daha orijinal.  Hemen fark ediliyordu. Zaten sokak ve alan olarak da ayrılmış. Metrekaresi kesin daha pahalıdır.

Neden bu ihtişamı seçiyorlar burada da? Sormak lazım onlara. Amca’ya soramadım tabii! Onla da ilk kez tanışıyordum sonuçta.

Onları ziyarete gelişlerimde Sibel’le hiç konuşmazdım. Küskündüm. Kırgınlık belki de. Onu bizden aldı götürdü diye düşündüm bunca sene. Doğrusunu söylemek gerekirse yan yana yatmalarına bile tahammül edemedim. Yıllardır Merhas’la konuşup geri dönüyordum hep. Sibel orda yokmuş gibi.

Sana yaşın daha genç olduğu halde seyit demişler, ona dememişler! Abine sordum. Oğlu sekülerdi, o yaptırdı burayı, ondan belki, dedi. Burada da sekülerlik var demek! İlginç…

Bu arada bence, Sibel’le kaldığınız yer size çok uygun, sıkılmazsınız. Yola cepheli. Gelen giden, hareketli olması, siz gençler için çok iyi olmuş. Yaşınızın keyfini çıkarın, ne güzel hep aynı yaşta kalmanız. Amca’nın yerinden bahsettim sana zaten, kendine göre lüks yerde. Nedense ona soracak çok soru geliyor aklıma ama sormayacağım. Belki bir başka gidişimde. En çok tikini merak ediyorum. Sonradan edindiği tiki... Ne oldu da bu tik oldu? İlginç...

Amca’dan sonra Anneanne’ye gittik. Senden saklamıycam ona gidince gözlerim buğulandı. Şimdi sana anlatırken de ağlamak geliyor içimden. Ama yok, senin de beni deli sanmanı istemiyorum. Bana deli diye bakıyorlar bazen. Neden mi? Ağaçlara sarılıp öptüğüm, kedilerle, kuşlarla konuştuğum için. Salyangoz ve solucan kurtardığım için. Onları mı neyden kurtarıyorum? Ezilmesinler, diye! Başka şeyler de var tabii, Ay’la da konuşuyorum. Anneanne de Ay’a bakıp dua eder, konuşurmuş benim gibi. İlk tanışmamızdı, çok heyecanlıydım. Abinden de çekindim, rahat olamadım. Abinin görmediği anlarda bir kaç kez yavaşça öptüm Anneanne’yi. Fotoğraflarından tanıyordum zaten. Çok da dinledim. Ama kısmet bugüneymiş. Ananenin yeri sizinkine göre çok sakin, daha yeşillik, daha ağaçlı. Tam ona göre yani. Gürültüyü kafası kaldırmaz. Oh sakin sakin ne güzel! Abine sordum buradaki bu huzur nasıl oluyor, diye araba sesi yok ondan, dedi. Yoldan daha uzak çünkü. Arabalar da huzursuzluk veriyor demek! İlginç...

Bizimkiler de ondan bahsetmiyor. Sanki hiç yok gibi. Oysa evin sevilen serçesiydi. Her an uçmaya, kaçmaya hazır serçe. O duruşu hiçbirimizde yoktu. Serçeydi işte. Hepimizin delikanlılık zamanları. Hep öyle kalacağız zannettik. Yaş aldıkça ömürden, fotoğraflara daha çok bakar oldum tabii.

Çok daha yakışıklıydı hepimizden. Zaten daha önce söylemiştim, basketbol ve futbolda bizi yenerdi her zaman. Görseniz bu çocuğa nazar değmiş derdiniz kesinlikle. En sevdiği şey mi? Arabalar tabii. Serçe ve arabalar. Uçmak isterdi arabayla, güzel kardeşim Merhas. Bir defasında yeni aldığım arabamı ona kullanması için verdiğimde, "Bas gaza, bas gaza Merhas. Git gidebildiğin kadar, uç uçabildiğin kadar," demiştim. Ama biliyor musunuz o, arabaya kıyamamış ve gaza da basmamıştı. Hem yakışıklı hem akıllıydı.

Sibel’i dinlememeliydi. Kadınlar nasıl da beceriyor bunu, ayrılsalar bile ikna ediyorlar bir şekilde. "Âşığım, seviyorum abi," dediğinde bile bu sevgiye inanmadım. Hep, Bu kız işini çok biliyor, diye düşündüm. Kadın işte. Elde edecekse ediyor bir şekilde. O zaman çok bilmezdim kadınların böyle yapabildiğini. Bu adam benim olmalı dediğinde, oluyormuş işte. Onu suçluyorum evet!  Bana ne söylerseniz söyleyin, o yanına aldı götürdü. Gidişine sebep odur bence.

Biliyor musun, o kadar çok kuş vardı ki! Keklik bile! Ama kedi köpek yoktu!  İlginç… Bir ara abini anneannenle baş başa bıraktım sohbet etmeleri için, ben de çiçekleri, etrafta uçuşan kelebekleri, bal yapmak için gayretli gayretli çalışan arıları seyrettim. Kuşlarla, sıcacık güneşe yüzümü verip muhabbet ettim. Tabii etraftakilerle de konuştum, ama rahatsız olmasınlar, diye geriden durmaya özen gösterdim. Keklikler birbirine kur yapıyordu. Dişi, erkeğe sesleniyor, erkek de buradayım diyordu. Bizim dişiye iki erkek talip oldu. Biri soldan, biri sağdan atağa geçtiler. Bizim kıza doğru kur yapa yapa gidiyorlardı. Kafaları önde, hedefe kitli, konsantre olmuş bir şekilde, yerden uçar adımlarla süzülerek cilve naz kızımıza gittiler. Bizim kız kimi seçti göremedik tabii, ama eminim en uygun baba adayını seçti. Dişi seçiyor bütün hayvanlarda erkeğini... Erkekse seçtiğini sanıyor... Ve her şey o çok kısa bir an için... İlginç…

Sibel’le olduğunuz yerde babanın sizin için diktiği servi ağaçları… Onların nasıl büyüdüğünü görüyorsunuzdur zaten. Tek kökleri var ama ikisinin de bedenleri üç ayrı daldan üç ayrı servi olmuş bunca yılda. Altı tane servi ağacı yani. İlginç… Aslında servi ağacı elif harfi gibi dimdik olur. Fark ettiniz mi hiç? Düz olan alt dalları yukarı doğru uzanırken avucunu açmış da dua eden eller gibi...

Anneannende çok güzel ağaçlar vardı, amcan da ise iğde ağacı bile. Hatta abin tadına bakmak istedi ama olmamışlardı. Ben de, bizde yenmez denir, dedim. İnsanlar talan etmesinler diye, söylenmiş bir söylentidir o, dedi, Allah’ın meyvesi her yerde yenir tabii, doğru. Her çeşit ağaç...  Zengin bölgesi ya!

Bir fotoğrafı var, size onu anlatayım. Serçe küçücük daha. O siyah beyaz fotoğraftan gayet iyi göründüğü gibi arabaların arasından objektife bakıyor ve diyor ki, babamın arabasına binsem de uçsam bir an önce. Sonra büyüdüğü başka bir fotoğrafta bütün yakışıklılığı ile gülüyor. Şık takım elbisesiyle, arabasının direksiyonuna geçmiş ve öne eğilmiş vaziyette bize bakıyor. Bekleyin, birkaç dakikaya uçar gelirim hemen diyor, el işareti yaparak. Ben ne kadar ciddi duruşlu isem, o bir o kadar şirin gülüşlüydü. Zaten gülüşüyle bakıyor fotoğraflardan. Kulağının az duyduğunu neden unuttum ben? Oysa ne çok kızdırırdık kulağındaki cihazdan dolayı. Takılırdık ona. Yine de işine geleni duyarak, işine gelmeyeni de duymayarak bizi alt ederdi. Ya sağ ayağının narin oluşunu? Onu da konuşmayı, anlatmayı unutmuşum. Kuşlar ayaklarıyla uçarmış. Öyle duymuştum. Ayağı olmayan kuş uçamıyormuş. Serçe ise narin bacağına rağmen uçmayı hep denedi. Kaç tane futbol topu eskittiğini bir bilseniz. Doktorun tavsiyesiydi tabii. Ama tavsiye doktorunsa azim de onundu. Bıkıp usanmadan defalarca vururdu meşin topa.

Ha bu arada ananenle beni abin çok güzel tanıştırdı, çok mutlu oldum söylediklerine. Nedense sana söylemedi. Tanıştırma ritüeli yapsın istemiştim. Ama tanışıyoruz gibiydi tavrı, belki ondandır! Olsun sorun değil! Ben sana içimden dedim, duydun zaten dediklerimi. Abinle baş başa kalın diye çok kalamadım yanınızda. Seninle konuşmaya çok ihtiyacı vardı. Ne iyi oldu.

O yola birkaç gün önce biz de gitmiştik babamla... aynı arabayla üstelik... döndük biz... Fotoğraflara bakıyorum sürekli. Sibel’le olan fotoğraflara da tabii. Beraberce hayata gülümsüyorlar. Masadaki abi kardeş pozumuz... bana güvenle yaslanışı ve yüzünde yine o şirin gülümsemesi... bir başka ama! Saçlarımız koyu, uzun ve havalı... henüz dökülmemişler.

Bakışları… o fotoğraftan çıkıp gelen bakışları. Arabanın ön camından bize bakan ve birazdan geliyorum el işaretli o gülen bakışı. Havuzun kenarındaki üç delikanlı pozumuzda da aynı bakış... çok uzaklardan çok yakına gelen bakışlar. Ben neden Merhas’ın kulağının az duyduğunu atladım acaba?  

Son gelişimde Sibel’le de konuştum, affettim onu. O da beni etmiştir dilerim. Yanında götürdü, diye suçlamamaya karar verdim artık. Barıştık yani. Diğer arabayla kafa kafaya çarpıştıklarında... nasıl da seyretti herkes... ellerinde çalışmayan yangın söndürme tüpleri… çaresizce... Tek bir arabanın bile mi çalışmaz yangın söndürme tüpü… çalışmadı işte… çalışmadı! Allah'ım sana sığınıyorum...

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilasıFaik Çelik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adrien Rivierre

26 Ocak 2025

Makine Çevirisinin Bilişsel Kapasitemi..

Yeni bir dil öğrenmenin beynimizi doğrudan etkilediği uzun süredir bilinen bir gerçek ama bu etkinin boyutu hâlâ tartışma konusu. Makine çevirisi, yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kısa süre içinde hayatlarımıza ..

Devamı..

Antalya’nın En Büyüleyici Antik Kentleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024