Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Temmuz 2021

Tarih

Seyahat Âleminin Kadın Kahramanları

Hasan Parlak

Paylaş

0

0


Tarih sahnesinde coğrafi keşiflerin başladığı çağ olarak 15 ve 16. yüzyıllar öne çıkar. Bu ihtiyacın milletlerce duyulmasında önce dini ve ilmi amaçlar kuvvetli etkenler iken, çok geçmeden ekonomik arayış ve gereksinimler de bu zahmetli eylemlerin gerçekleştirilmesine önemli nedenler oluşturmuşlardır. İlk keşif denemeleri büyüklüklerine göre sıralandığında Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika, Antarktika, Avrupa ve Avustralya kıtalarına yönelik olmuştur.

Avrupalılar yüzyıllar boyu çeşitli ihtiyaçlarını karşılamada İpek ve Baharat yollarını en önemli ticari ulaşım hattı olarak kullanmaktayken, bu güzergâhların Osmanlı Devletinin eline geçmesiyle yeni yollar arama zorunluluğuyla karşı karşıya kalmışlardı. İşte bu yeni yollar arama ihtiyacı sonucunda ortaya çıkan girişimler, daha önce bilinmeyen başka yerlerin keşfedilmesine vesile olmuştur.

Seyahat ve keşif gezilerinin öncülüğünü yapan ve ilk anda akla gelenler hep erkek kâşif ve gezginlerdir. Yazımızın genel akışı içersinde bahis konusu edilen tarihi gezi ve gezginler konusu göz önüne alındığında, erkeklerin yanı sıra aynı alanda önemli kadın şahsiyetlerin de azımsanamayacak yeri ve rolünün bulunduğu bilgisine ulaşılacaktır. O devirlerin egemen zihniyeti olan bakış açısına göre sınırlı serbesti ve kalıplaşmış bir hayat düzeni sürdürmeleri gerektiği hâlde zorlu başarılara imza atmış olan kadın gezginler çıkmıştır. Söz buraya gelmişken altı çizilmesi gereken önemli bir hususu da dile getirmek konu bütünlüğü açısından yararlı olacaktır. Bu da Osmanlı İmparatorluğunun o görkemli hükümranlık devirleri boyunca devlet düzeni ve toplum sosyal yapısı açısından kendi dışındaki diğer ülkelerin derin bir ilgi ve merakına mazhar olmak konumuyla ilgilidir. Buradan yola çıkarak denilebilir ki, oryantalist düşünce ve art niyetle hareket edenler olduğu kadar izlenimlerini tarafsız bir gözle kitaplarında işleyip bugünlere bırakan erkek ve kadın seyyahlar da olmuştur.

Lady Mary Montagu (1689-1762):

Kocasının İstanbul’a büyükelçi olarak atanması dolayısıyla 18. yüzyıl başlarında Osmanlı coğrafyasında bulunmuş, görüp yaşadıklarını, kaleme aldığı mektuplarında bir değerli kaynak olarak bugünlere bırakmıştır. O dönemin taşıdığı yüksek mahremiyet özelliği dolayısıyla sosyal hayat ve özellikle de kadınların sürdürdüğü yaşam biçimleri onun mektuplarında belirli bir açıklığa kavuşmuştur. Bu hususta gerçekçi bilgilere sahip olmayan bazı ön yargılı, oryantalist düşünceli kişilerin ortaya attıkları hayal ürünü ya da gerçekdışı yazı ve yakıştırmalara bir cevap niteliği taşıyan bu mektuplar, günümüzde de değerini korumakta olan tarihi belgeler olarak önemini sürdürmektedir (1). 12 Şubat 1717 ile 19 Mayıs 1718 tarihleri arasında, içlerinde Voltaire’in de bulunduğu muhtelif arkadaş ve dostlarına yazdığı mektuplar, ölümünden bir yıl sonra Sefaret Mektupları adıyla kitap olarak basılıp, birkaç dile çevrilmiş, öncelikle harem konusundaki bilgilerinden dolayı önemli bir eser sayılmıştır. Bu mektuplardan bir bölümünü oluşturan “Türkiye Mektupları”, ülkemizde de “Şark Mektupları” adı altında 1912 yılında Ahmet Refik tarafından yayımlanmıştır.

Montagu, sayısı yirmi olan bu mektuplarından her birinde Osmanlı toplumunun farklı yönleri hakkında bilgi vermiştir. Şair dostlarından Alexander Pope’a yazdığı üç mektubun birinde İbrahim Paşa’nın eşi için yazdığı şiir ve onun açıklaması vardır. Ayrıca, bir süre kalmış olduğu Edirne’nin özelliklerinden ve şehirdeki halk danslarından da bahseden Montagu, Pope’a önemli bir ayrıntı daha vermektedir. Bulunduğu yerde yaşlı kadınlar tarafından çiçek hastalığına karşı bağışıklığı artırıcı bir aşı yapıldığını tarihe not düşerken, Dr. Edward Jenner’in bulduğu çiçek aşısına esin kaynağı olduğu fikri de akıllardan uzak tutulamamıştır (2).

Rahip Conti’ye yazdığı dört mektupta ise din konusunun öne çıktığı, soru ve cevap tarzında oluşmuş bu satırlarda, Türklerin inancı ve İslam dini üzerinde araştırmalara dayanan ayrıntılı bir bilgi sunumu yapıldığı görülmektedir. Yolculukları esnasındaki gözlemlerine dayanan askeri ve siyasi alandaki bazı bilgileri tatminkâr olmaktan uzak olsa da, ikamet ettiği Osmanlı evinin yapısal özellikleri, eşyaları, kadınların uğraş ve eğlencelerle nasıl vakit geçirdikleri konuları daha çok ilgiye mazhar olmuştur. Bir hanım olmasının avantajıyla,  hamam ve harem gibi çok özel mekânlarla ilgili bütün detayları gözlemleyebilen Montegue; evlilikten, kadının aile yapısındaki yerinden, hatta giyimden yemek zevkine uzanan geniş bir yelpazede ince ayrıntılarıyla kayda geçirmiş olduğu önemli izlenimlerini, yine mektupları aracılığıyla okurlarla paylaşmıştır.

Hollanda, Almanya, Avusturya ve Macaristan ülkelerine de seyahatlerde bulunan Lady Montegue, bir süre kalmak üzere yine İstanbul’a dönmüştür. İngiltere’ye gidişinden uzun bir süre sonra eşinden ayrılıp Venedik’te yaşamını sürdürmüştür. 1761 yılında tekrar döndüğü ülkesinde 1762'de hayata veda etmiştir.

Lady Hester Stanhope (1776 – 1839):

18. yüzyıl dünyasının, alışılmadık ve cesur çıkışını yapan kadın gezginlerden biri olarak, seyahat literatürüne adını yazdırdı. Deniz yoluyla yaptığı Kahire seyahatinde, Rodos civarındayken tüm elbiselerini kaybettiği bir kaza geçirir. Yeniden aldığı tüm giysiler, Osmanlı kıyafetleridir. Bu yeni giyiniş tarzıyla elinde piposu bir portresini bile yaptırır. 1813 yılında yirmi iki develik bir kervan kafilesiyle Palmira’ya doğru yola koyulduğunda bu defa bedevi kıyafetleri içersindedir. “Çölün Kraliçesi” olarak da anılan Stanhope, böylesine sık ayak basılmamış yerlere gidip küçük bir çadır kurmaları ve kendilerine dinlendirici bir kahve molasını vermelerini saygıdeğer hemcinslerine tavsiye eder.

1815 yılında, Akdeniz’de Gazze’nin kuzey kıyılarında Ascalan harabeleri arasındaki bir hazineyi gösteren harita eline geçmiştir. Osmanlı yetkililerini kendileri için kazı yapabileceğine ve ganimeti paylaşabileceklerine ikna eder. Bu teklifi kabul edilerek Jaffa valisi Abu Nabbut’a (Mace’in Babası) adamlarıyla ona yardımda bulunulması emri verilir. Filistin’de gerçekleştirilen bu ilk arkeolojik kazıda, başsız bir antik mermer bir heykel bulunur. Ama sonra bu heykel, kırılarak parçalara bölünür.

Maria Graham (1785 – 1842):

1785 yılında İngiltere doğmuştur. Gezi ve çocuk kitapları yayımlamış bir yazar, başarılı çizimleriyle tanınan bir resim sanatçısıydı. Hindistan, Brezilya, Şili gibi ülkelere yolculuklarda bulunan Graham, gittiği bu ülkeleri sadece gezip görmekle yetinmemiş, oralarda yetişen çeşitli bitki türlerini de ayrıntılı olarak incelemiştir. Sulu boya çizimleriyle daha renkli ve zengin bir görselliğe kavuşturduğu bu değerli bilgileri, bir kitap içeriğinde özgün çalışmalar olarak bugünlere bırakmıştır.

Jane Griffin (Lady Franklin) (1791 – 1875):

1791 yılı, Londra doğumlu olan Griffin, iyi bir eğitim görmüştü. Kâşif John Franklin’in ilk eşi olan Eleanor Ella Porden ile arkadaştılar. Porden’in, 1825 yılı başlarındaki ölümünden sonra, Jane Griffin, 1828 yılında Franklin ile evlenerek onun ikinci eşi olmuştur. Lady Franklin, hemcinsleri arasında bazı ilkleri gerçekleştirmiş olmakla tanınır. Tasmanya’nın keşfindeki ilk kadın olması bunların başında gelir. 1839 yılında Port Phillip ile Sydney, yine 1841–1842 yıllarında Hobart ile Mackuarie limanları arasındaki yolculuklar, Avrupalı kadınlar arasında ilk olarak onun tarafından gerçekleştirilmiştir. Mayıs 1845'deki son yolculuğunda kaybolan kocası John Franklin’in akıbetini öğrenmek için uzun yıllar araştırmalar yapmıştır. Güney yarım kürenin önemli gezginlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 

Julia Pardoe (1806-1862):

14 yaşından bu yana yazmayı sürdüren Pardoe, ancak, Traits and Traditions of Portugal (Portekiz’in Özellikleri ve Gelenekleri) isimli kitabının 1835 de yayımlanmasıyla yazar olarak adını duyurmuştur. Söz konusu kitabında Portekiz’de gezdiği yerler hakkındaki izlenimleri anlatma amacını benimsemiş, bu ülkeyle ilgili bilimsel ve politik konu ve tartışmaların uzağında durmayı tercih ettiğini, yazdığı önsözde belirtmiştir. Ama onun bu tutum ve düşüncesinin, dört yıl sonra kaleme aldığı, Sultan’ın Şehri kitabında tümüyle değişmiş olduğu görülür. Dokuz ay kaldığı İstanbul’un, hayat tarzını oluşturan sosyal olguları, politika konusunu bile içine alan geniş bir çerçevede okura sunmuştur. Pardoe, 1836 yılının İstanbul’unu hem bitki zenginliği ve harikulade doğasıyla, hem de değişik millet halklarından oluşmuş kozmopolit yapısı, camileri, servi ağaçları, kayıklardaki yaşmaklı ve feraceli kadınlarıyla anlatmıştır. Kâğıthane ve Göksu gibi mesire yerlerini, kırmızı ipeklerle döşeli yaldızlı arabaları, ayı ve maymun oynatanları, satıcıları, oraya eğlenmeye gelenlerin giyim kuşamlarına varasıya kadar tüm canlılığıyla aktarmıştır. Yaşam sevincini bu denli içtenlikle duyumsatan saptamalarının yanı sıra, Karacaahmet ve diğer mezarlıkların güzelliklerini de dile getirmiş olması -okurlarının nezdinde- oralardaki uhrevi havadan derin bir etkileniş olarak anlamını bulmuştur. O zamanın 600,000 nüfuslu İstanbul’unda asayişin 150 polisle sağlandığından, sokaklarda sarhoş, kumarbaz, kavga çıkaran aykırı tiplerin görülmediğinden, acayip giysili bir kadının bile tacize uğramadığından bahis açmış, sokaktaki başıboş köpeklerden, camii avlularını şenlendiren kuş sürülerine varıncaya kadar hayvanları besleyen, merhamet timsali insanlar olduğunu kaydetmiştir.

Bir rehber grubu eşliğinde babasıyla beraber Bursa’ya da bir yolculuk yapan Pardoe, Uludağ’a da çıkmıştır. Bu şehrin camileri, kiliseleri ve başka kurumlarından oluşan mimari yapısını, ayrıntılarıyla yazmıştır. Bursa’nın İstanbul’a göre daha doğulu kaldığını söyleyen yazar, bu düşüncesini II. Mahmut’un kıyafet devriminin o dönem oralara varmadığı fikrine dayandırmıştır. At üzerinde yaptıkları Mudanya-Bursa arasındaki yolculukları esnasında gördüğü zengin bitki örtüsü ve kuş türlerinden isim isim zikretmiş, çeşme başında çamaşır yıkayan kadınlara bile anlatılarında yer vermeyi ihmal etmemiştir (3).

Yazarın Sultan’ın Şehri adlı yapıtının yanı sıra Türkiye’yi konu edinen Romance of the Harem (Harem Aşkları), ve Beauties of the Bosphorus (Boğaziçinin Güzellikleri) adlı iki kitabı daha yayımlanmıştır.

Jane Digby (1807-1881):

Bir İngiliz aristokrat aileden gelmekteydi. Hayatındaki aşk ilişkileri ve skandallar, onun bir gezgin olarak tanınmasında da önemli rol oynamıştır. Çünkü Paris, Münih gibi kentlere, Sicilya, Yunanistan ve Suriye gibi ülkelere gitmesi, bu gönül ilişkileri vesilesiyle yapılmış önemli yolculuklardı. Uçarı kişiliğinin aksine, yaptığı gezilerini yine de çok iyi değerlendirmiştir. Gezip gördüğü tarihi yerlerin eskiz ve suluboya resimleri, bu yolculuklarının değerli bir birikimi ve kültürel belgeleri olarak günümüze kalmıştır.

Isebella Bird (1831-1904):

1831 de Boroughbridge’de doğan Bird Tattenhall / Cheshire’de büyüdü. Çocukluğundan başlayarak bütün hayatı boyunca, hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ama istediği şeyleri yapabildiği zamanlarda hiç hasta olmayışı nedeniyle, bu rahatsızlıklarının çoğunluk itibariyle psikolojik olduğu ihtimali söz konusu olmuştur. Onun gerçek arzusu seyahat etmekti. 1854 de akrabalarını ziyaret etmek için Amerika’ya gitti. Bu seyahatini,1856 yılında yayımladığı The Englishwoman in America adlı ilk kitabında ayrıntılarıyla kaleme aldı. Bir sonraki yıl Kanada’ya gidip, ardından İskoçya’yı dolaştı. 1872’de görmekten pek memnun kalmadığı Avustralya’ya gitti. Ardından Hawai’ye bir yolculuk yapan Bird, burayı sevdi ve ikinci kitabını yazması gecikmedi. Kız kardeşine yazdığı mektuplar önce Leisure Hour dergisinde yayımlandı. Bu mektuplar, daha sonra onun, A Lady's Life in the Rocky Mountains adlı dördüncü kitabını oluşturdu.

Japonya, Çin, Vietnam, Singapur ve Malezya’ya yaptığı seyahatlerde çektiği fotoğrafların baskısını zor şartlar altında kendi gerçekleştirdi. Royal Geographical Society’ye kabul edilen ilk kadın olmuştur.

Constance Gordon Cumming (1837-1924):

Cumming, geniş bir ailenin on ikinci çocuğu olarak İskoçya’da dünyaya geldi. Önceleri resim yapmayı kendi çabalarıyla öğrenmeye çalıştı. Daha sonra bu konuda, aralarında ünlü ressam Sir Edwin Landseer’in de bulunduğu sanatçılardan yardım aldı.

1867'de, Hindistan’da geçirdiği bir yılın ardından, diğer ülkelere ilgi duymaya başladı. Üretken bir seyahat yazarı ve peyzaj ressamıydı. Çoğunlukla Asya ve Pasifik’e yolculuk yapan Cumming, binden fazla suluboya resim yaptı. Gezdiği ülkelerin içinde, Avustralya, Yeni Zelenda, Amerika, Çin, Japonya ve Fiji gibi ülkeler de vardı. Dolaştığı bu ülkelerde yaptığı suluboya resimler, sanat değeri taşıyan tarihi belge niteliğindedirler. Ayrıca, At Home in Fiji ve A Lady's Cruise on a French Man-of-War isimli, iyi bilinen iki kitabı vardır. Yazdığı mektuplarını da evine döndükten sonra Granite Crags adıyla 1884 de yayımlattı.

Mary Kingsley (1862-1900):

Londra, Islington’da doğdu. Gezgin ve yazar George Kingsley’in kızı ve en büyük çocuğu olan Mary, aynı zamanda, romancı Charles Kingsley ve Henry Kingsley’in de yeğeniydi. O dönemin ünlü yazarlarından Jane Austen ve Charlotte Bronte’nin romanlarına ilgi duymuyor, bilimsel nitelikli, ya da keşifler hakkında anı ve bilgiler içeren kitapları tercih ediyordu.

Önce annesinin sağlığının bozulması nedeniyle onun bakımını üstlenmesi sonra da babasının yatalak olmasından dolayı seyahat imkânlarını oldukça kısıtlamıştı. 1892 Şubatında babası, aynı yılın Nisan ayında da annesi öldü. Ailesinden kalan mirasla yolculuk hayallerine kavuşan Kingsley, ilk seyahatini Angola’ya yaptı. Batı Afrika’ya gittiğinde Ogowe nehrinden ilginç balık türleri toplayıp, belge amaçlı kullanmak üzere şişeler içersinde korumaya aldı. Başından geçen serüven, deneyim ve bulgularını: Travels in West Africa (1897) ve West African Studies (1899) adlı kitaplarda topladı.

Gertrude Bell (1868-1926):

İngiltere’nin Durham County şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini Londra’da tamamladıktan sonra Oxford üniversitesinde tarih eğitimi gören Bell, bölümünden birincilikle mezun oldu. Alp dağlarına tırmanan bir dağcı, Hafız’ın şiirlerini Farsçadan İngilizceye yetkin bir şekilde çevirebilen bir edebiyat uzmanıdır. İlki 1897-1898’de, diğeri 1902-1903’de olmak üzere iki defa dünya turuna çıktı. Avrupa’ya ve daha sonra da Ortadoğu’ya birçok yolculuklar yaptı. Arap çöllerine yaptığı yolculuklar ve çöl yaşamını anlatan yazılarından ötürü, kendisine, “Çölün Kızı” ya da “Irak’ın taçsız kraliçesi” gibi isimler verildi.

1907 Mart’ında bir arkeolog arkadaşı ile Anadolu’ya gelip, sonra tekrar İngiltere’ye dönen Bell, Ocak 1909’da Mezopotamya’ya bir gezi düzenleyip Kargamış’ta kayda değer keşif ve incelemelerde bulundu ve bölgede kısa süreli kazılar gerçekleştirdi. Niğde’ye yaptığı ziyarette fotoğraflar çekip günlük tuttu. 1911’de de antik bir kent olan Hasankeyf’e yaptığı gezi esnasında çektiği fotoğraflarla Osmanlı hayat tarzını konu edinen kesitler saptadı. Sonra Irak’ın antik kenti Babil’e gitti. Bu arada İngiltere’nin çıkarları için Ortadoğu’da çeşitli faaliyetlerde bulunurken bir yandan da bu bölgedeki politikanın hem kurucusu hem de planlayıcısı olarak görev yapmıştır. Çizdiği haritalar ve gönderdiği istihbarat bilgileriyle İngiliz’lerin Irak’ı işgalinde önemli bir rol oynadı.

1926 yılında, girdiği bir bunalım sonucu uyku hapı içerek yaşamına son verdi.

Rosita Forbes (1893 - 1967):

1893 de doğan İngiliz gezgin Rosita Forbes birlikte Hindistan, Çin Avustralya ve Güney Afrika’ya seyahat ettiği bir askerle evlendi. I. Dünya Savaşı sırasında ambulans şoförü olarak görev yapan Forbes bu hizmetlerinden dolayı Fransa hükümetinden iki madalya aldı. Libya’ya yaptığı seyahat sonucu Kufara’ya giren ilk gayr-ı müslim kadın oldu. Yasak Yol: Kabil’den Semerkand’a ve Sahra’nın Gizi Kufara adlı iki gezi kitabı yazdı.

Sık sık yerel pazarlardaki kalabalıklar arasına karışıp Araplar, Afganlar, Tacikler ve Kazaklarla arkadaşlıklar kurdu. İngiltere’yi ziyaretinden sonra Fas’a da bir yolculuk yapan Forbes, bu kez Kızıl Denizden Mavi Nil'e adlı gezi filmini çektiği Abyssinia’ya (Habeşistan - şimdiki adıyla Etiyopya) gitti. Daha sonra İran’ı ziyaret etti ve 1930 yılında Suriye, Filistin, Irak ve Maveraünnehir’i kapsayan bir dizi seyahat daha gerçekleştirdi. Hareketli yaşamına, temposunu düşürmeden devam eden Forbes’i, bir yolculuklar silsilesi daha beklemekteydi. Güney Amerika, Rusya ve Kenya’dan Gold Coast’a uzanan bir geziyi de tamamlayan Forbes, Fellowship of the Royal Geographical Society Ödülü'nün sahibi oldu.

Freya Stark (1893-1993):

Sanat eğitimi görmüş bir ebeveynin çocuğu olan Stak, Paris’te doğmuştur. Önemli bir kısmı kuzey İtalya’da geçen çocukluğunun dokuzuncu doğum gününde alıp okuduğu Binbir Gece Masalları, onun doğuya karşı olan merak ve ilgisini uyandıran ilk kitap olur. Gençlik döneminde sık sık hastalanışı onu eve bağlayınca kendini kitaplara vermiş, Fransızca’da bilhassa Dumas okumuş, kendi imkânlarıyla Latince öğrenmiştir. 16 yaşındayken çalıştığı fabrikada saçlarını iş makinesine kaptırması nedeniyle talihsiz bir kaza geçiren Stark, I. Dünya Savaşı sırasında İtalya’da hemşirelik yapmıştır.

İngiltere’de eğitim gören Stark, uzun bir zaman ve önemli miktarda paralar harcayarak Arapça ve Farsça dillerini öğrenir. Kasım 1927'de önce Asolo’ya, sonrasında da Beyrut’a giden Stark, Doğu’ya olan ilk seyahatini gerçekleştirir. 1931’e kadar İran’ın batısındaki ıssız bölgelerine yaptığı üç tehlikeli yolculuktan sonra yine 1930’larda başka maceracıların gitmeye cesaret edemeyeceği Güney Arabistan’ın olabildiğince uzak ve geniş alanlarını dolaşır.

Türkiye, Ortadoğu ülkeleri, Yunanistan ve İtalya ziyaretlerinin yanı sıra, 100 yıllık ömrünün önemli bir bölümünü tek başına gerçekleştirdiği seyahatlere hasreden Stark, bu deneyimlerini yazmış olduğu iki düzineyi aşkın gezi kitapları aracılığıyla bu alanın takipçilerine kıymetli bir kaynak olarak bırakmıştır.

 

(1) Kadin/Woman 2000 | December 01, 2003 | Demir, Ayse

 

(2)Ingiltere'de 1798'de ilmi tecrubelerle Dr. Edward Jenner tarafindan ortaya konan cicek asisinin bulunmasinda Montagu'nun anlattiklarinin onemi olmasi olasidir (Afet İnan, 1967, s. 4-5)

 

(3) Nilüfer Mızanoğlu Reddy, 1999 Summer, New York

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Oscar 2022: En Çok Dalda Aday Gösteril..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çetin Devran

10 Mart 2025

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Eğer hayatınızdaki bazı kalıpları kırmak, geçmişte yaptığınız hatalardan ders almak ve gerçekten daha bilinçli bir şekilde yaşamak istiyorsanız, bu kitap size çok şey katacak.Bazı kitaplar vardır, okuduğunuzda sizi rahatsız eder. Çünkü size, aslın..

Devamı..

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024