Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Kasım 2022

Sinema

Sinemada İmgenin Dili

Ahmet Özbek

Paylaş

1

0


Sinemaya şiirsel gözle bakmak bence akılcı olur. Çünkü her şiirin bir görüntüselliği söz konusu olduğu için, genel anlamda 'şiirdeki görüntüyü yakalamada' sinema çok iyi yardımcı olacaktır.

Şiirsel imge, özellikle 'ince yapıdaki yaşamların kalbinde titreşen' bir şey. Bu tür etkiyle beslenen ruhlar, iyi bir şiirsever ya da sanat izleyicisi olabiliyorlar. İnsan yaşamında bu kadar büyük yer tutan şiirin, diğer sanat dallarını etkileyen bir yapıya sahip olması da söz konusu. Sinemadaki bu şiirsel yapı hemen her sinema yapıtının tema'sında saklıdır. Bizleri etkilemiş ve de topluma mal olmuş bazı sinemasal yapıtların içindeki şiirselliği araştırırsak, ilginç sonuçlara varırız. Kurosawa'dan Leos Carax'a uzanan geniş bir alandaki değişik anlatım biçimleri, bizde farklı duygusal izler bırakır. Burada ben 'şiirsel sinema' incelemesi yapmaktan çok, bazı sinema yapıtları içindeki değişik şiirsel özellikleri ortaya çıkarmak amacı taşıyorum. Bir bakıma şiirin sinemanın kalbinde nasıl yer aldığını, sinemayla yakın ilişkisini sorgulamak gibi bir şey bu. Yoksa şiirsel sinemanın ne olduğunu Tarkovski'den başlayarak pek çok sinemacı ve yazar yapıtlarında yansıttılar. Amacımız ise bunların tekrarı değil. 

Sözünü etmişken değinelim; Andrey Tarkovski “Ayna”da bir düşsel şiir sunar bize; iç konuşmalardan, gizli sayıklamalardan örülü, ‘realist- içsel’ bir kasvet içeren yapı söz konuşur burada. Leos Carax'ın “Holy motors/Kutsal Motorlar” filmi ise çağın kavramsal şiirini bize sunarken, kalbinde epey de hüzün, melankoli ve ‘sisteme isyan’ motifleri taşır. Kylie Minogue bu film için Juliette Binoche yerine son dakikada seçilmiş. Onun filmin finalindeki şarkısı ise alabildiğine yürekleri titreten imgelerle doludur. Sisteme, bireyin sancılarına dolaylı bir gönderme de söz konusudur burada: 

“kimdik biz önceleri

ve kim olabilirdik şimdi

bir şeyleri farklı yapsaydık eğer..”

Leos Carax bu anlatım dilini “Pola X” ve özellikle “Köprü Üstü Aşıkları/Les Amants du Pont-Neuf”ta daha önce yine yakalamıştı. Ama fena halde etkileyici biçimde. Ben Leos Carax sinemasının kavramasal bir yapı içerdiğine inanmışımdır. Aslında her sinema da daha önce söylediğim gibi, değişik yapıda bir imge taşır kalbinde. Coppola'nın “Baba/The Godfather” filmi realist bir yapı taşır örneğin. Yani sadece bulunduğu dönemin imgesel dilini yakalayan bir sinema: Bugünün teknolojik dünyasına yabancı bir tarz içeren... Roman uyarlaması olan “Sophie's Choice/Sophie'nin Seçimi” ise toplumsal gerçekçilikle iç içedir. İkinci dünya savaşında trajik bir şekilde iki çocuğundan birini ölüme göndermek zorunda kalan Sophie'nin gelecek yaşamdaki seçimleri de trajik ve şaşırtıcı olacaktır; yaşadığı travmaya bağlı olarak.

Akira Kurosawa'nın yaptığı sinema her zaman felsefi ve realist biçimlemeler taşır kalbinde. “Yedi Samuray”, “Rashomon”, “Ran” bu yapıda sinemalardır. Ama çağın büyük ustası, “Düşler/Dreams”ta kavramsal yapının sınırlarını zorlar. Kurosawa'nın belli biçimde etkilediği Takeshi Kitano ise "Dolls"ta, yine düşünsel ve resimsel kareler yakalar. Yine aynı felsefi (ve şiirsel) dil söz konusudur burada. Birbirine bağlı beş hikâyenin anlatıldığı filmin hikayeleri birbirine ‘bağlayıcı’ karakterleri ise, birisi meczup iki aşıktır. Üstelik fiziki bir ‘bağ’ ile de birbirine bağlı olan... 

Bunuel'in “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği”nde denediği  gerçeküstücü motifler, Darren Aronofsky'nin “Black Swan/Siyah Kuğu”sunda gerçek ve düşün birbirine karıştırıldığı bir hikayeye dönüşür. Sürrealizmin imgesi de ağır ağır izleyicinin kanına dağılır. Bu tür yapıyı felsefi ve gerçeküstücü motifler ekleyerek Ömer Kavur, Orhan Pamuk senaryosundan uyarladığı “Gizli Yüz” filmiyle bizde de başarılı bir şekilde uygulamıştır. 

Yeni sayılabilecek iki yapıt olan “Nine” ve “Carol” adlı filmlerdeki imgesel yolculuk farklıdır. “Carol” bu yüzyılda bile hala tabu olan kadın eşcinselliğine elli yıl öncesinin ortamında değinir. Burada yine realizm ve klasik anlatım geçerli. Müzikalleriyle doğrusu herkesi büyüleyen Rob Marshall ise, “Nine”da bir tür dışavurumcu düşsellik yaratma peşindedir. “Nine” aslında çağın felsefesini de yansıtan düşsellikle de doludur. Kariyerinin sonlarındaki bir sinema yönetmeninin açmazları, aşkları, bencilliği, bunalımları görkemli ekspresyonist görüntülerle ve derinlikli bir müzikle birlikte sunulur izleyiciye.

Son olarak, kanımca tüm zamanların en iyi filmlerinden “Fransız Teğmenin Kadını” adlı John Fowles uyarlaması olan örnekte ise geniş, derin bir biçimcilik söz konusu. Burada da kavramsal bazı motifler inkar edilemez derecede realizmle barışık bir biçimde sürüyor. Saymakla bitmez: Resnais'nin “Last Year at Marienbad/ Geçen Yıl Marienbad'da”, Stephen Poliakoff‘un “Capturing Mary” adlı filmleri de imgenin görsellikte yer bulan şeklini betimleyen sinemalar. 

Sinemaya şiirsel gözle bakmak bence akılcı olur. Çünkü her şiirin bir görüntüselliği söz konusu olduğu için, genel anlamda 'şiirdeki görüntüyü yakalamada' sinema çok iyi yardımcı olacaktır. Ancak yazımın başında belirttiğim gibi, sinema-şiir ilişkisini ortaya koymak değil, sevdiğim ve kalbinde imge taşıyan bazı sinema örneklerini sunmaktı amacım. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bu Eleştirel ve Gerçeküstü Karikatürle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024