Okumaya dair en eski anım, Dr. Seuss’un yazdığı The 500 Hats of Bartholomew Cubbins’ti. Beş yaşındaydım. O zamanlar Connecticut’ta, Stratford’daki bir apartmanın üçüncü katında yaşıyorduk.
Çocukluğumda en sevdiğim kitap, Agatha Christie’nin On Küçük Zenci’siydi. Gerçekten mükemmel bir polisiye.
Ergenlik çağımda en çok etkilendiğim kitap William Golding’den Sineklerin Tanrısı. Kendimi öylesine kaptırmıştım ki, adeta kitabın içindeydim. Harry Potter çılgınlığı doruk noktasına tırmandığında çocukların halini hatırlıyor musunuz, işte Ralph ve Jack’in yanında ben de öyleydim.
Düşünme biçimimi değiştiren yazar, muhtemelen James T. Farrell’dı. Studs Lonigan’ı okuduğumda on iki yaşındaydım. Çocuk romanlarının yaptığı şeyleri yapıyordu ama yetişkin kaygılarıyla. Kitapta Buhran döneminde Chicago’da yaşayan iyimser bir genç zaman içerisinde bitkinlikten takati kalmayan ve sürekli acı çeken bir alkoliğe dönüşüyordu. Bu üç ciltlik eser ergenlik sinizmimi körüklemekle kalmayıp aynı zamanda Amerikalıları ezip geçen toplumsal güçlerin bir tasvirini sundu. Birkaç yıl sonra da Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ni okudum ve elbette Buhran dönemini en iyi anlatan kitap olarak aklımda yer etti.

Bende yazar olma isteği uyandıran kitap Sineklerin Tanrısı. Kitap çocuklar hakkındaydı ve ben de çocuktum. Üstelik konu alabildiğine basit, vahşete giden yolsa bir o kadar inandırıcıydı. Okuduğumda on iki yaşındaydım ve kesik domuz kafasının neyi temsil ettiğini de, kitaptaki cinsel alt metni de çok sonradan kavrayabildim. O sıralar sadece böyle bir kitap yazabilirsem çok mutlu olacağımı düşünmüştüm. Tahmin edin ne oldu? Haklı çıktım.
Dönüp tekrar okuduğum kitap, Earl Thompson’ın A Garden of Sand’i. Hatırladığım kadar radikal mi görmek istedim. Öyleymiş. Bir de Hubert Selby Jr’ın Brooklyn’e Son Çıkış’ı var. Hatırladığımdan çok daha iyi ama bir o kadar da radikal çıktı.
Asla yeniden okuyamayacağım kitap, muhtemelen Lloyd C Douglas’ın The Robe isimli romanı.
Çok geç keşfettiğim kitap Carson McCullers’ın Yalnız Bir Avcıdır Yürek’i. McCullers bu kitabı hani neredeyse çocuk denebilecek bir yaşta yazmış. Hem sağır hem de dilsiz olan John Singer’ın üç farklı karakter açısından nasıl bir önem taşıdığına odaklanıyor. Aslına bakarsanız Singer etrafında olan biteni pek umursamıyor, o yalnızca balıklarıyla meşgul. Ötekilerse onun her şeye hâkim bir bilge olduğu kanaatindeler. Tıpkı insanların Tanrı’yla ilgili varsayımları gibi.
Şu an okuduğum kitap Daphne du Maurier’nin gelecek yıl yayımlanacak olan öykü derlemesi After Midnight.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






