“Ben bir insanım ve insana özgü hiçbir şey bana yabancı değildir.” Romalı komedya yazarı Terentius
Sadakatsizlik, aldatma ya da ihanet, adına ne dersek diyelim, evli olanlar ve olmayanlar üzerinde yıkıcı ve travmatik etkiler yaratan bir eylemdir. Evliliklerin sonlanmasıyla alakalı yüz altmış ülkede yapılan araştırmalar, evliliklerin sona ermesinde aldatma davranışının en yaygın sebep olduğunu ortaya koyuyor. Sadakatsizlik küresel bir sorun. Ülkemizde ve dünyada her geçen yıl evlilik oranları azalıyor, boşanma oranları artıyor. Aldatan kadın ve erkeklerle yapılan araştırmalar, evliliklerinde mutlu olan erkeklerin üçte birinin, kadınların ise dörtte birinin mutlu oldukları halde eşlerini aldattığını gösteriyor.
“Namibya kırsallarında kocaları dışındaki adamlardan çocuk yapan göçebelerle Los Angeles’ta kadınlara mahsus bir seks kulübündeki müşterilerin ortak özelliği nedir? Cinsel çeşitlilik, yenilik ve heyecan arayışı… Eski Yunan trajedilerinde, TV dizilerinde, magazin dergilerinde ve pop şarkılarında aldatan kadınlar hep tehlikeli ve arızalı resmedilir. Ama hakikaten, kim bu kadınlar? Ve neden kadınların güçlendiği bu çağda bile bu kadar sert yargılanıyorlar? Aldatmaca’da feminist yazar ve kültür eleştirmeni Wednesday Martin bizi kadın sadakatsizliğine yol açan evrim mirasımızı ve toplumsal gerçekleri ortaya koyan cesur ve sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkarırken, kadınları sınırlar dahilinde tutma çabasının ardındaki sebepleri de gözler önüne seriyor. Araştırmacılar, antropologlar ve yaşamın her alanından kadınların anlattıklarıyla şekillenen Aldatmaca, cinsellikle ilgili en derin varsayımlarımıza meydan okuyor.”
İnsanı anlamak insanın gelişimini anlamakla mümkün, çünkü koşullar değişse de evrimsel bir aktarım söz konusu. Mundi Kitap tarafından yayımlanan Aldatmaca bu meseleyi anlamak için nitelikli bir kaynak kitap. Kitabı okuduktan sonra tarih boyunca tek eşliliğin, iki kişi arasında bağ kurulmasının ve bunun kadınların doğal amacı olduğu inancının bir mit olduğu çok iyi bir biçimde kavrıyoruz. Hayat şartları her platformda akışkanlık gösterirken ilişkilerdeki akışkanlığa direndiğimiz için kafalar çok karışık, ilişkiler de karmaşıklaşmış görünüyor. Çünkü insan değiştikçe psikolojide değişiyor. Henüz aldatma geni var mı yok mu bilinmiyor. İnsanoğlunun genetik bir hafızası var. Psikiyatrist Prof.Dr. Vamık Volkan bunu “Psikolojik DNA” olarak adlandırıyor. Psikolojik DNA ile sadakatsizliği ve aldatmayı nesilden nesile aktarıyoruz.
Yaradılış hikâyesindeki meşhur cennet bahçesi metaforunu hatırlayalım. Hikâyenin çekirdeği yasak meyvede gizli. Aldatma eylemi yasak meyve ile başlıyor. Adem ile Havva bütün meyveleri yemelerine izin verilmişken yasağın gizemine ve çekimine kapılır. Onların sadakatsizliği, yasağı yok saymalarıdır. Tanrı tarafından cezalandırılır, dünyaya sürgün edilirler. Yasak meyve, özellikle dünyevi bilgiyi simgeler. Sadakatsizlik ve aldatma da bir tür bilgiye karşılık gelir. Sembolik olarak yasak meyveyi yiyen insan Tanrıyı aldattığını düşünerek kendisini aldatmıyor mu? Cennetten kovulan insan yeniden cennete geri dönmek için çabalıyor. Cennetten kovulma sebebini anlamlandırmadan tekrar cennete girilebilir mi? Neden kovulduğunun bilincine varırsa bu dünyayı daha anlamlı hale getirebilir. Evlenirken verilen “ölüm bizi ayırana dek” sözüne karşılık sadakatsizlik yapabiliyoruz. Cennetten kovulma sonrası çekilen acılar, aldatma sonrası çekilen acılara karşılık geliyor. Yasağın çekiciliği, cennetten daha cazip geliyor. Çünkü gizemli bir eylem; arzulanıyor, tutku ve heyecan yaratıyor. Yasak olan her şey cezbediyor. Ulaşılamazlık ve engellenme, bilinmezlik ve gizem, günah ve yasak, yenilik ve farklılık aldatmaya neden olan temel unsurlar. Oysa evlilik sevgi ve ulaşılabilirlik, bilinirlik ve öngörülük, meşruiyet ve onaylanmışlık üzerine kurulu. Çaba gösterilmez, oluruna bırakılırsa yasak meyveyle mücadele edilmesi imkânsız. Durup dururken sadakatsizlik ve aldatma olmaz. Biraz istek, biraz ihtiyaç, biraz merak, biraz gizem, ama çoklukla şehvet ve aşk insanı yönlendiriyor. Her aldatmanın nedenleri ve keşfedilmesi gereken anlamları var.
Peki tek eşlilik bu kadar zorsa, sürdürmekte neden bu kadar ısrarcıyız? Evlilik dinden sonra gönüllü ikinci büyük organizasyon. Boşanma oranları bu kadar yüksekken büyük çoğunluk evlilik için çaba göstermeyi sürdürüyor. Çünkü insanın bağ kurma ve güvenlik ihtiyacı var. Güven ve değer görme ihtiyacı da evlilik için motivasyon kaynağı. Evlilik aynı zamanda ekonomik ve sosyal statü sağlıyor. İnsan için bu ihtiyaçları karşılayabilecek farklı kurum sayısı çok az ya da evlilik kadar güçlü değil. Dijital çağda eski kodlar üzerinden ilişki ve evlilik yürütmeye çalıştığımız için sıkıntılar yaşıyoruz. Dünya tarihi boyunca belki de aldatmanın en yoğun olduğu dönemdeyiz. Temel değer özgürlük. Modern dünya, sanal âlem, sosyal medya aldatmayı daha kolay ve normal hale getiriyor. Bütün değerler hızla tüketiliyor. İlişkileri kolay başlatıp kolay bitiriyoruz. Zorlandığımız ilk anda çareyi sadakatsizlik ve aldatmada arıyoruz. Aldatıyor ve aldatılıyoruz.
Hayat bize Matrix filmindeki gibi bir mavi bir de kırmızı hap sunuyor. Hangisini seçeceğimize irademizle karar vereceğiz, vicdan ve değer sistemimizle. Gerçeklerle değerleri uzlaştırmak zor. Yıllar öncesinde çiftler saban kültürünün kodları gereği birbirinin malıydı. Kadın sosyal hayatta ve ekonomik hayatta dolayısıyla evlilik kurumu içinde erkeğe bağımlıydı. Kapitalist sistemin en vahşi dönemini yaşadığımız son yıllarda kadınlar her alanda aktifler. Aslında avcı toplayıcı topluma geri dönüş bu bir nevi. Bu yüzden evlilik kurumunu tekrar güncellememiz gerekiyor. Erkek de kadın da artık derin düşünemiyor. En büyük sakinleştirici hedonizm. İnsanoğlu sürekli mutlu olma arzusu yüzünden haz odaklı yaşıyor. Dinamik hayat şartlarında, pasif sadakatle bu kadar dış uyaranın etkisi altında, sağlıklı evlilikler yürütmeye çalışmak çok zor.
Peki çözüm var mı? Beklentileri azaltıp ilişkiye yatırımı maksimuma çıkarmak gerekiyor. Öncelikle erkek ve kadın varoluşunun ve evrilişinin farklı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Yeni iletişim becerileri geliştirmemiz gerekiyor. Evlilik rutin içinde mutlu olma sanatıdır ve bunu ancak aktif sadakatle gerçekleştirebiliriz. Dinamik ortak hedefler, amaçlar ve ortak değerler geliştirebilmek sağlıklı evlilikler için çok önemli. Bu da tarafların esnek olmasını gerektiriyor. Evlilik kurumu içinde ben’lerden biz oluşturabilmek için çaba gösterebiliriz. Aktif olarak üretime katılan kadınların istekleri, ihtiyaçları yok sayılmamalı. Sağlıklı nesiller sağlıklı ruh ve bedene sahip kadınlarla mümkün. Günün sonunda kadının mutlu olmadığı aile ve toplumun ne kadar mutsuz olduğuna hep birlikte şahitlik ediyoruz.






