Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Eylül 2023

Öykü

Takanaklı

Hülya Tamzok

Paylaş

2

0


Nejla, uzun süredir gezindiği içindeki dünyadan çıkıp bağırdı:

– Öksürmeeeee.

– Ne yapayım, boğazıma bir şey takılıyor, ancak böyle rahatlıyorum.

– Gıcık oldum, öksürüp durma.

– Bağırma, bak tüm apartman inliyor. Komşuların yüzüne bakamaz oldum. Keyfimden mi yapıyorum sanıyorsun, elimde değil. Ağız tadıyla bir akşam yemeği yiyelim şurada gözünü seveyim.

– Duyarlarsa duysunlar.

Kapı zili konuşmalarını kesti, paket servisi gelmişti. Masadaki tabaklara pizzaları koydular, yanlarına da iki ayran. Bir dilim alan Güray, “Yutkunmakta zorlandığımı biliyorsun, bir tas sıcak çorba yapar insan, akşama kadar evdesin, sürekli dışarıdan söylemekten bağırsaklarımız kurudu” deyince “Başım tuttu bugün, git nerede yiyorsan ye” cevabını aldı.

Çabuk bitti yemek işi, bulaşık derdi de olmadı. Sofrayı kaldırıp televizyonun karşısına geçtiklerinde, Nejla yüzünü astı durdu. Alnına patates dilimleri yapıştırıp yazmayla sıktırmıştı. Uzun süre susuşuldu. Güray boş bulunup sağ eliyle önündeki sehpaya üç kez vurdu hafifçe. Kalktı, tuvalete giderken bu kez sol elinin baş parmağı hariç tüm parmaklarıyla gitar çalıyormuşçasına göğüs kafesinde ritmik şekilde getirip götürürken bağırtıyı duydu:

– Ne yapıyorsun öyle saçma sapan?

– Gömleğime bir şey dökülmüş de onu silkiyordum.

– Cinlerimi tepeme çıkarıyorsun, kaç kere söyledim sana öyle yapma diye. Valla şu vazoyu kafana fırlatırım ha bir daha yaparsan.

Ses etmedi Güray, yoksa ne olacağını biliyordu. “Sen bana sabır ver Allah’ım” cümlesi çıktı ağzından. Uzunca bir süredir hastaneye gitmek istiyordu da gitse ne diyecekti ki? Hem doktorlar, bu öksürükten, bu tiklerden hemen kurtarabilecek miydi onu? Arkadaşı Hüseyin de ısrar ediyordu ama… Çalışma odasına geçerken antredeki kapıya sağ elinin tarağıyla tık tık yaptı. Birden iki kez vurduğunu fark edince panikledi, gerisingeri dönerek bir tık daha yapıp “Hah şimdi oldu, oh” dedi. Öksürük geldi dayandı. Mendilini yetiştiremeyince içine tepti.

Nejla içindeki dünyaya çoktan dönmüştü. Midesi bulanıyordu. Bir fincan nane limon iyi gelecekti, birkaç karanfille kuruttuğu ayva kabuğundan koydu cezveye. Bir taşım kaynatıp demlemeye bıraktı. Duvardaki gonglu saatin ‘tik tak’ına taktı kafayı; bir hışımla indirip yan odadaki kanepenin bazasına attı.

Üzerine kotuyla montunu geçirdi Güray, cep telefonunu alıp seslendi: “Biraz hava alacağım, geç kalmam, sen yat” derken bastırdı öksürük; ağzını kapatıp tuttu önce, sonra kapının örtülüş sesine, elindeki anahtarların şıkırtısına karıştırdı, çıktı gitti. Mendil birazcık lekelenmişti; kırmızıca.

Evinin çevresinde bir aşağı bir yukarı yürüdü. Aniden bir dizini kaldırıp o hizadaki eliyle kaval kemiğine hızlı bir şekilde tık tık tık yapıp bırakıverdi. Kuşkuyla bakındı etrafına; olur ya tanıdık biri görür de sorarsa içindeki avukat hazırdı: “Pantolonumun paçası ayakkabımın içine girdi de onu düzeltiyordum.” Tikleri de öksürüğü gibi iyice azmıştı.

Yetmiş beş ayak merdivenden inip köşedeki kafesine girdi. Sahibi yaşlı kadını da garsonları da o kadar severdi ki… İkinci adresiydi burası. Karısının yazmayla sarılı başı gözünün önüne düştü, görüntüyü hızla itip buzdolabından yeni çıkmış bira şişesini fondipleyerek sıkıntısını boğdu. Ortalığın tenhalığı açmadı onu, sigarasını küllüğe basıp kalktı. Merdivenleri çıkmayı gözü yemedi, farklı bir yola saptı ve oradan metronun ayağına… Dönüşte birkaç aç köpek de evinin kapısına kadar yolcu etti. Bu kez öksürüşünü eşlikçilerinin sesine karıştırdı; kesik kesik havlayışlarına.

Gece yarısı olmuştu, usulca çevirdi kilidi, içeri girdi parmak uçlarında. Karısı yatak odasında mızıldanıyordu:

– Sen mi geldin takanaklı?

– Benim, ben. Uyumadın mı hâlâ?

– Başıııım, of başııım… Yine migren belası.

Salona geçip bir Öküzgözü açtı kan kırmızısı, bir dal da sigara çekti çekmecenin dibine sakladığı paketten. Kulağı karısında, gözü dilsiz televizyondaki sahnedeydi; kıyıya çarpan dalgaları izledi durdu. Yatak odasındaki sesin kesildiğini fark edince “Çok şükür hapını yutmuş, uyudu” dedi içinden. O an gelince koşar adım balkona attı kendini, öksürüğünü bahçeye bıraktı. Ah biraz ağlayabilseydi, fazla değil biraz, hiç olmazsa sessizce; rahatlayacaktı o zaman ama yapamadı. Sızakaldı salondaki üçlü koltuğunda.

Ertesi gün iş yerinde arkadaşına anlattı da anlattı: “Boğazımdaki yumru gittikçe büyüyor. Bir de evde Nejla’nın ruhunun dalgalılığı; saati saatini tutmuyor, bir bakıyorum hiçbir şeyi yok; iyi, bir bakıyorum yüz seksen derece dönmüş. Alttan almaktan yoruldum, dayanacak takatim kalmadı, ne yapacağımı şaşırdım. “Devlet hastanesinde iyi bir kulak burun boğazcı tanıyorum” demiştin ya, randevu alsak. Özele gidecek durumum yok.” “Tamam, ararım birazdan” dedi Hüseyin, “senin derdinin çaresini ben biliyorum da… O kadından ayrılsan her şey bitecek inan ki … Hem geçen gün şakayla karışık, ‘Ne mutfağı var ne yatağı; kuruduk kaldık, erik dalına döndük’ diyen sen değil miydin? Hasta o hasta, sinir hastası, tedavi görmesi lâzım. Neyse ya, beni konuşturma şimdi, canını sıkmayayım.”

Sıra numarasını aldı, adı okununca içeri girdi Güray, Hüseyin dışarıda beklerken. Sandalyeye oturdu. Gözü, masadaki Uzman Dr. Baran… yazan isimliğe ve yanındaki kırmızı– mavi renkleri ışıl ışıl parlayan pusulaya takıldı; uzun uzun ve düşüncelice baktı. İçine daldı gitti.

– ……………………………

– ……………………………

– Ne kadar süredir var bu yumru?

– Altı ay önce belli belirsizdi, son bir aydır irileşti. Yutkunurken boğazımda ağrı oluyor. Dört beş gün önce öksürdüğümde kan geldi” diyerek cebinden mendilini çıkarıp gösterdi.

Doktor kalkıp eliyle muayene etti. Ağzını açtırdı, lambası ile baktı. Yüzü düşmüştü. Yerine oturup bir süre açıklama yapmadan bilgisayara bir şeyler yazarak sordu:

– Sigara kullanıyor musunuz?

– Evet, sonradan başladım, günde bir buçuk paketi buluyor. Bazen içim öyle doluyor ki arkadaş oluyor bana. Bir de kontrol edemediğim hareketlerim var doktor bey, önceden tek tüktü, bugünlerde arttı, tiklerim…

– Evet, anlattığınıza göre evlilik hayatınız da stresli. Yumrunun yanı sıra bu durum da öksürüğünüzü ve tiklerinizi tetikliyor olabilir. Psikiyatri bölümünden de destek alabiliriz ancak şu an sizin için önemli olan boğazınızdaki yumru ile ilgili tedaviniz.

– Kötü bir şey yok değil mi? Korkuyorum da biraz.

– Tam kan ve biyokimya tetkiklerinize göre cevap verebileceğim. Biyopsi yapmamız da gerekebilir. Şimdi zemin kata inip sıra alın, kanınızı verin, yarın buraya gelin, olur mu? O zamana sonuçlar bilgisayara yüklenmiş olur.

– Tamam, sağ olun.

Tetkikler iyi çıktı biyopsi ise kötü. Ve öksürükleri öylesine artmıştı ki boğulacak gibi oluyordu. Boğazı şişti, nefesi daraldı. Halsizleşti, ağırlaşınca hastaneye gittiler. “Ameliyat” dediler, günlerce yattı. Boynundan bir kesi açıp soluk borusuna geçici bir tüp yerleştirdiler önce. Sonra da boğazını deldiler. Hüseyin refakatçı kaldı yanında gündüz de gece de. Eşi bir kez geldi, onda da “Başım dönüyor” diyerek gözlerini devirip yüzünü sallandırdı gitti.

Yoğun bakımdan servise çıkarıldığında daha iyi hissetti kendini Güray. Artık rahatça yutkunabiliyordu.

Taburcu olacağı gün Hüseyin bir çanta içinde temiz giysiler getirdiğinde ona sarıldı, sessizce ağladı bedeni sarsılarak ve cezalandırılmış bir çocuk gibi.

Çabucacık varmışlardı eve akşamüzeri. “Bu da geçer be, alışırım nasıl olsa” deyip bir nefes almaya çalıştı. Hüseyin’in kolunda kapıdan girerken iyice sıkıştırdı içine kendini. Artık öksürmüyordu, oysa doktor, “Öksürmek sizin için hava yolunuzu koruyan en iyi refleks” demişti ama öksüremiyordu ki… Tikleri ise biraz sakinlemişti. Kalan birkaç tiki için de “E artık onlar da – psikiyatristin dediği gibi– içimdeki dalgaların kıyıya vuruşu herhalde” dedi kendine. Elini boğazındaki kapağa götürüp hırıl hırıl ve paslı bir sesle ve biraz da sevinçle, “Hanım ben geldim” deyince tizce bir cevap geldi yatak odasından: “Başıııım, of başııım…”

“Amma hayat be” dedi Hüseyin. Güray iki cümle sarfetti: “Hiç içeri girecek mecalim yok biliyor musun? Hadi beni senin eve götür, sonra düşünürüz bir hâl çaresini, sabah ola hayrola.”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kürtçe ‘Öykü Avcısı’Selda Manduz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

17 Ocak 2026

Adana'da Denemeniz Gereken Lezzetler

Adana, yemek kültürü denince Türkiye’de akla gelen ilk şehirlerden biri. Buraya yapılan seyahatlerin büyük bir bölümü, yalnızca gezmek için değil, sofraya oturmak için planlanıyor. Şehrin mutfağı; et, baharat ve ateş üçlüsünü ustalıkla bir araya getiriyor. Adana’d..

Devamı..

İnsan Bedeninin Sınırlarına Meydan Oku..

Olivia Campbell

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024