Tarihin Sıfır Noktasına Yolculuk
25 Ekim 2019 Gezi

Tarihin Sıfır Noktasına Yolculuk


Twitter'da Paylaş
0

Adem ile Havva'nın cennetten atılmasından sonra burada toprağı işlemeye başladığı ve ilk tarımın da burada yapıldığı gibi hikâyeler var.

Sabahın ilk saatleri, alacakaranlığı geçip bulutların üzerine doğru yükselirken motor sesinin yoğunluğunda iki arkadaş uykuyla uyanıklık arasında Şanlıurfa Göbekli Tepe’ye doğru yolculuk yapıyoruz. Dünyanın gözünün üzerinde olduğu, tarihin sıfır noktası Göbekli Tepe’yi ziyaret edecek olmanın heyecanı içindeyiz.

Sabah yedi buçukta Urfa’ya iniyor, anlaştığımız bir seyahat acentasının şoförüyle yola koyuluyoruz.  Dümdüz bir yoldan ovaya bakarak, fıstık ağaçlarıyla tanışarak yaklaşık elli dakikalık bir yolculuğun sonunda Örencik Köyü yakınlarındaki dağlık alan üzerinde tepesi beyaz tenteyle örtülü kazı alanına varıyoruz. Araçları bir yere kadar aldıklarından inip yürümek gerekiyor. Müze kartla giriş yapılan oldukça düzenli bir açık hava müzesi burası. Kazı alanına servislerle çıkılabilir ama biz beklemeyip yürümek isteyince tabana kuvvet çıkıyoruz tepeyi.  Burası ne su kenarı, ne vadi ne de ova. Harran Ovası’na tepeden bakan bir yükseltinin üzerinde manzaraya hâkim bir yer. Sessizliğin içinde rüzgârın anlatmaya çalıştığı bir şeyler varmış gibi garip ama etkileyici bir enerji dalgası var sanki etrafta.  Sahada birkaç farklı grup ve öğrendiğimize göre bir de Birleşmiş Milletler'den bir ekiple beraber geziyoruz Göbekli Tepe’yi.

göbekli tepe

Birden çok kazı çalışmasının yapıldığı alanlardan birine yukarıdan bakıyorum. Yuvarlak bir yer içinde aynı uzaklıkta dikili taşlar izleyicileri temsil eder gibi görünüyor.  Ortada karşılıklı iki tane uzun T şeklinde dikili taş daha var. Eldeki bulgulara göre buranın bir ayin alanı olduğu anlatılınca aklımda peş peşe sorular akıp gidiyor. Bu dikili taşların kimleri temsil ettiği, üzerlerindeki hayvan figürlerinin ne anlatttığı, kol ve el oyuntularının neden karın bölgesi üzerinde temsil edildiği beni merakta bırakan sorular oluyor. Ben yukarıdan bakıp bunları düşündükçe hiç çıkasım, gidesim gelmiyor. Görünmez olsam, zamanda yolculuk yapsam, 12.000 yıl öncesine gidip ne olup bittiğini izlesem istiyorum.  

Anadolu topraklarında, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan bölgede "Bereketli Hilal" denen Mezapotamya'da insanlığın tarihte çok önemli bir dönemi yaşamış olduğu, avcı ve toplayıcı yaşam şeklinden yerleşik düzene geçtiği, çiftçi-üretici oldukları, bir araya gelip kendi inanç sistemlerini burada, Göbekli Tepe'de uyguladıklarına dair bilgiler iyice ortaya çıkmış durumda.  

Paleolotik yani avcı-toplayıcı denen insanlığın ilk ortaya çıktığı dönemin sona ermesiyle başlayan Neolitik Çağ’da insanların göçebe yaşamdan, yerleşik döneme geçtikleri tahmin edilmekte. Yapılan kazılarda çıkan aletler ve eşyalar bir takım tarım ürünlerini kullanmaya, üretmeye, hayvanları evcilleştirmeye başladıklarını gösteriyor. Üstelik o yıllarda süs eşyalarının da olması hayli ilgi çekmekte. İşte MÖ 3500- MÖ 2000'li yıllarda yaşamış gelişmiş toplum diye bildiğimiz Sümerlerden çok daha önceki yıllarda M.Ö 12.000’de yerleşik düzene geçildiğini gösteriyor Göbekli Tepe. Kazılar ve çalışmalar devam ettiği için bulgular henüz bu kadarla sınırlı.

Bir kez daha anlıyoruz ki, yerin altı yerin üstünden daha zengin.

Sümerler’in çok tanrılı inanca sahip bir millet olarak “Ziggurat” adını verdikleri tapınaklarına çok önem gösterdiklerini, aynı zamanda onlar için sosyal merkez anlamına da geldiğini biliyoruz.   Ancak Göbekli Tepe'de yapılan kazı çalışmalarında inanç olgusunun çok daha önceki yıllara dayandığı, bulunan yerin bir tapınak olabileceği keşfedilmekte.

göbekli tepe

Tarihçiler 12.000 yıl öncesinin avcı toplayıcılarının bu geçiş döneminde  hayli görkemli bir evre yaşamış olabileceğini düşünüyorlar. Yine kaynaklara göre, Göbekli Tepe’nin etkileyici anıtsal buluntuları  gelişkin sosyal düzenin, organizasyon ve koordinasyon kabiliyetinin ipuçlarını vermekte.

Göbekli Tepe, bir dip kaya üzerine oyularak yerleştirilmiş, ağırlıkları 40 ve 60 ton arasında olduğu tahmin edilen, boyları üç ila altı metre olan “T” şeklinde dikilitaşlardan oluşan, spiral ve oval yapıda düzenlenmiş alanlardan oluşuyor. En büyük iki taşın merkezde yer aldığı yapılarda, taşların hareketli yapıda olabileceğine dair bazı bulgulara rastlanmış. Bu büyük boyutlu taşların, stilize insan heykelleri olduğu bunu destekleyici unsurlar olarak da yanlarda yer alan kol ve ellere dikkat çekilmesi gerektiği söyleniyor.

Yaban domuzları, akbaba, tilki, leopar, aslan, örümcek, akrep gibi pek çok hayvanın yer yer belli bir düzen içerisinde yerleştirilmiş olması, bir takım hikâyeler anlatmakta olduğunu gösteriyor. Örneğin, bir yılanı öldüren kuş kabartması ile kafası kopuk insan gövdesi ya da kopmuş kafa taşıyan kuşların tasviri, bu yapıların bir olayı ya da Taş Devri mitlerini anlatıyor olabileceğine dair fikirleri destekler nitelikte. Ayrıca araştırmacılara göre, hayvan heykellerinde ürkütücü unsurların bulunması, bu heykelleri bir tür koruyucu olarak gördüklerine işaret ediyor. Ancak bunların neler olacağına dair bir bilgi yok.

Henüz nasıl bir sıvı kullanıldığının da anlaşılamamış olmasıyla birlikte,  yapılmışsa eğer kan ya da bir tür içkinin kullanılmış olabileceğine dair tahminler de var. Bunu düşündüren en önemli bulgu ise zeminin o zamanın yüksek teknolojisini de anlatan bir yöntemle su geçirmez olacak şekilde kaplanmış olması.

göbekli tepe

Ne yaşanmış olmalı ki daha sonra buranın üzeri kapatılmış  ve bir daha açılmamış olsun. Aynı bölgede bunun gibi başka kazı alanları da var ve onlarda da çalışmalar yapılmakta.

Bu arada bu tepenin zirvesindeki tek bir ağaç var. Henüz altında yatan tarihin kalıntılarına dair kimsenin bir şey bilmeden burayı dilek ağacı yapması tepenin enerjisi boşuna değilmiş hissi veriyor.

Bütün bunlar ve kazılarda ortaya çıkarılan anıtsal mimari, Göbekli Tepe'yi eşsiz ve özel yapmakta. Bu ayrıcalıklı durum UNESCO tarafından 2011'de Dünya Mirası geçici listesine 2018'de de kalıcı listeye girmesini sağlamakta.

Almanya'nın haftalık haber dergisi Der Spiegel  bu konuya 11 sayfa ayırmış olması da buraya dikkati çekmeye değer. İngiliz yazar David Rohl'ün yayınladığı Efsane adlı bestseller kitabı kaynak gösterilerek cennetten kovulan Adem ile Havva'nın da burada yaşadığını yazmış dergi. Adem ile Havva'nın cennetten atılmasından sonra burada toprağı işlemeye başladığı ve ilk tarımın da burada yapıldığı gibi hikâyeler var.

Göbekli Tepe’nin tarihe ışık olması turizminde olumlu yönde artmasını sağladı. Dünya akın akın buraya gelmekte, iç ve dış turizm anlamında bir hayli talep görmekte. İyi korunması, hiçbir şeyin çalınmaması da çok önemli bir mesele gibi görünüyor. Bazı parçaların çalınmış olduğuna dair söylentiler var. Ancak Doğuş Grubu'nun desteğiyle Urfa'da çok görkemli bir müze yapılmış olduğunu görünce çok mutlu oldum. Orjinal parçaların çoğu bu müzede sergileniyor. Müzeye geniş bir zaman ayırmak gerekebilir.

Türkiye’nin belki de en çok kazı yapılan şehri olarak bilinen Şanlıurfa Arkeoloji ve Mozaik Müzesi’nde yetmiş dört bin eser bulunmakta. Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait taş eserlerle Neolitik, Kalkolitilik, Eski Tunç dönemlerine ait çok önemli buluntular sergilenmekte. Göbekli Tepe’nin simgesel görünüşünü ve buradan çıkan her bir arkeolojik parçayı yakından görebilmek de mümkün.

Tarihe büyük bir katkı sağlayan 1. Derece sit alanı ilan edilen seksen dönümlük bu önemli ören yerinin gezilip, görünmesi ve korunup, sahip çıkılması dileğiyle. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR