Yeryüzü'ne Düşen Kız'ın evreninde Dünya, artık bir “gölge gezegen”dir.
“Şimdi var olmayan ama gelecekte bizi bekleyen şeyler neler olabilir?” merakı insanlığı bir adım öteye götüren en önemli sorulardan biri şüphesiz. Bu da bilimkurgu türünü ortaya çıkaran sebeplerin başında geliyor ve bu türün yetişkinlere daha uygun olduğu gibi bir kanı da var. Gençlerle ilgili kitaplar biraz daha fantastiğe dönük olarak çıkıyor karşımıza. Bunun sebebini anlamak kısmen mümkün ancak genç-yetişkin denebilecek yaş aralığındaki okurlar için bilimkurgu türünde kitaplar onların zihinsel gelişimine oldukça yardımcı oluyor esasında. Geçtiğimiz günlerde Genç Timaş Yayınları’ndan yayımlanan Yeryüzü’ne Düşen Kız da bu türün en yeni örneklerden biri. Patricia Forde’nin 2023 yılında The Girl Who Dell To Earth adıyla yayımlanan eserin bizdeki çevirisi Elif Nihan Akbaş’a ait. Patricia Forde yazdığı çocuk ve gençlik kitaplarıyla pek çok ülkede tanınan bir yazar. Bir süre öğretmenlik de yapmış olan Forde, Galway Sanat Festivali’nde yönetici olarak da yer almış. İlk gençlik kitabı Liste İrlanda’da yılın en iyi kitabı seçilmiş ve International Youth Library tarafından White Raven Ödülü’ne layık görüldü. Kitapları Hollanda, Danimarka, Rusya, Avustralya gibi pek çok ülkede yoğun ilgi görmüş; Forde, Liste ve Son Kelime eserleri ile Türkçede de çok okunan gençlik yazarları arasında yerini aldı.
Yeryüzü'ne Düşen Kız'ın evreninde Dünya, artık bir “gölge gezegen”dir. Yani insanlar yaşamaya devam ederler ancak Dünya’da yani Yeryüzü’nda insanların hâlâ yaşamasının artık tek amacı Terros’taki bilimsel gelişmelere (bilmeden) yardımcı olmalarıdır. Terros’un yüzyıllar önceki hâli olarak kalan Dünya şimdiyse sadece Terros’un gölgesidir. Aria da Terros Gezegeni’nde yaşayan on dört yaşında bir kızdır. Doğduğu andan daha doğrusu laboratuvarlardan üretildiğinden itibaren tıpkı gezegendeki diğer bütün arkadaşları gibi orada yaşamaktadır. Ancak zaman zaman ortaya çıkan birtakım gariplikler mevcuttur Aria’nın vücudunda. Başta hiçbir arkadaşında görülmeyen, Gölge Gezegen’de yaşayan insanlara benzeyen gariplikler… Çok geçmeden de ortaya çıkar elbette ve böylece romandaki gerginlik tırmanmaya başlar. Aria’nın tüm bu olan bitenleri anlaması için bir yol vardır: Yeryüzü’ne gitmek. Her şey böyle başlar romanda; Dünya’da Aria ve babasını bekleyen büyük tehlikeler vardır. Bu noktada onların bu gezegende yaşadıkları, aslında eğlenceden çok tehlike içeren bir macera olduğundan on iki yaştan çok daha büyük okurlar için kanımca daha iyi olacaktır. On dört yaşında bir çocuğun o yaşına kadar gerçek ve doğru olarak bildiği neredeyse her şey bir anda yıkılır. Ailesi, yaşadığı yer, nasıl var olduğu gibi pek çok temel bilgi Aria’nın zihninde temelden sarsılır. Hangi davranışın doğru hangisinin yanlış olduğu da… Terros’ta ona öğretilenlerin başkalarının hayatında nasıl bir karşılığının olacağı Aria’nın o güne kadar düşünmediği bir şeydir ancak Yeryüzü’ne geldiğinde yaşadığı bu deneyim sayesinde her şeyin Terros’taki gibi olmadığını da fark eder.
Terros’taki insanlar Dünya’dan bilimsel anlamda çok daha ileridedirler. Giydikleri tulum aracılığıyla bedenlerindeki değişimi gözlemleyebilirler. Tuvaletlerini yaptıktan sonra bedenlerinden çıkan “atık” üzerinden değerlerine dair bilgi sahibi olurlar. Hastalık diye bir şey yoktur Terros’ta çünkü ihtimali bulunan bütün hastalıklar, kişi daha doğmadan önlenir ya da bir yolla iyileştirilir. Hatta ölüm bile yoktur; çok fazla yaşlananlar gezegene daha fazla yük olmamak için başka bir gezegen takımı olan Yedi Kız Kardeş’e taşınırlar ki orası da adeta tatil yeri gibi bir şeydir: “İki yüz yaşına geldiklerinde genellikle Terros’tan ayrılır ve Yedi Kız Kardeş’ten birinde huzur içinde yaşamaya başlarlar ki Terros’un yükü artmasın.” (s.38) Böyle açıklar babası Aria’ya durumu. Oysa Dünya öyle değildir; Dünya’da insanlar hâlâ hastalıklarla boğuşur ve ölürler. Yaygın kanıya göre Dünya’da yaşayan insanlar doğanın dolayısıyla da iklimin dengesini bozdukları için bu hâldedirler. Yanlış da olmayan bu bilgi üzerinden birçok açıklama yapar annesi ve babası kızlarına. Örneğin Yeryüzü denen bu yerde insanlar hâlâ hayvan eti yemektedir hem de mecbur olduklarından değil; sadece tadı hoşlarına gittiği için. “Babam işleri hallederken ben de duvardaki kocaman posteri inceledim; bir sandviç reklamı yapıyordu. İki parça ekmeğin arasında yuvarlak bir et parçasının fotoğrafı vardı. Bunu biliyordum. Gölge Gezegen’in sakinleri et yiyordu. Hayvanları. Terros’taki bilginlerin yediğimiz gıdalar hayvanlardan gelirse ne olur diye düşünerek yaptığı eski bir deneydi.” (s.57) Bunun gibi pek çok detay mevcut kitapta. Her fırsatta Dünya’dakilerin kaç yüzyıl öncesinde takılıp kaldığına dair. Bunların doğruluk payının elbette olmasına rağmen bilimsel gelişmeler dışında etik değerler noktasında Terros pek gelişim gösterebilmiş bir gezegen olarak çıkmaz karşımıza. Aria’nın babasının Yeryüzü’ne bir virüs salacak olması ile gelişen olayları roman boyunca okuruz ve aslında anne babasının hatasını çekmek zorunda kalan, hiç bilmediği bir düzende hayatta kalmaya çalışan bir kız olarak gözümüzde yer eder Aria. Bilimsel anlamda yüzyıllar kadar geride kalan bu gezegenin insanlarından yardım etme, evini açma, misafirlik, birbirine güvenme gibi temel etik değerleri öğrenir.
Yeryüzü ve toprak anlamına gelen “terra” sözcüğünden türetilmiş olan Terros, “earth” yani Yeryüzü adı verilen Dünya’nın asıl ve olması gereken hâli gibi sembolize edilmiştir. Romanın ana kahramanı Aria’nın ismi ise “hava” anlamına gelmektedir. Yaşanılan ana kara ya da yeryüzü değişebilir insanlık için. Farklı yaşam birimleri kurulabilir, farklı gezegenler keşfedilebilir, var olan gezegendeki yaşam bitebilir. Bunlar gelecek yüzyıllarda olabilecek ihtimallerdir ancak yaşamı sağlayan hava bir şekilde devamlılığın sembolü olarak çıkar karşımıza. Kurmaca bir dünya yaratırken yazarın seçtiği sözcükler tesadüfi değildir. Başka gezegenlerdeki yaşamlar, gelecekteki yaşamlar gibi konularda bilimkurgu türünde bir roman okumak isteyenler için tercih edilmesi gereken bir roman Yeryüzü'ne Düşen Kız. İyi okumalar






