Tiramisu
5 Aralık 2018 Öykü

Tiramisu


Twitter'da Paylaş
2

Kollarını açıp yolun ortasında bekleyen bir kız onun adını söylemişti. Bej elbisesinin üzerinde kırmızı gül desenleri vardı. Sarıldığında kızın parfümünü kokladı. “Bir şeyler içelim hadi,” dedi kız.

Garson menüleri oturdukları masaya bıraktı. Çay dört liraydı. Kahve dokuz lira. İşin doğrusu iki kahve içersek buradan sağ salim çıkabilirim, diye düşündü. Minibüs için bir şey kalmıyor ama olsun, yürürüm.

Kız garsona “Ben çay alayım,” dedi.

“Ben de çay alayım,” dedi ve geriye yaslanıp gevşedi. Cebine dokundu. Sanki cebindeki yirmi liranın başını okşamıştı.

Kız, “Ben bir de tiramisu alabilir miyim?” diye eklediğinde, garson mönüleri çoktan eline almıştı. Tiramisu kaç paraydı? Garsonun arkasından baktı. Mönüyü geri isteyemezdi.

“Kaç sene sonra sen, kalk, yeniden karşılaş iyi mi!” demişti kız, yanındaki sandalyeye kırmızı çantasını koyduktan sonra.

“Hakkaten ha...” dedi ve gülüştüler. Kız anlatmaya başlamıştı. Onunsa aklında bozuk bir neon levha gibi yanıp sönen bir soru vardı. Tiramisu kaç para? Dört, dört daha sekiz yapar. Kaldı mı on iki. Kahvesi dokuz lira olan yerin tatlısı ne olur, kim bilir. Birinden para mı istesem? Tuvalete gidiyorum derim parayı çeker gelirim. Yok canım, olacak iş değil.

“Öyle yani... O gün Allah olmadığını ispatlayamamıştık işte.”

“Ne!”

“Sen dinlemiyor musun beni?” Kız yeniden anlatmaya başladı. Okulun bahçesinde, yine müdür yardımcısından konuşulan bir öğle arasında, “Allah olmadığımı bana ispatlayabilir misiniz?” diye sormuştu. Bunaltıcı öğle arası bir ispat yarışıyla eriyip gitmişti.

“Sonra?”

“Kanıtlayamadık işte! O kadar insan yarım saat uğraştık durduk valla,” dedi kız ve parıldayan gözlerle ona baktı.

Omuzları bir hüzünle beraber çökmüştü. Ucuz bir numaraydı. Bu numaraların peşinde koşturacak heyecanı kalmamıştı. Oysa tam da şimdi... Dünyanın altında kuru bir yaprak gibi ezildiğini, her yeni gün rüzgârla dövüştüğünü, geceleri çöken işe yaramazlık hissini ve herkes tarafından sistemli bir şekilde gözlerinin içine bakıla bakıla kandırıldığını ancak üniversiteden mezun olduktan sonra anlayabildiğini, kan çanağına dönmüş gözleriyle, yalvarırcasına anlatabilirdi. Siparişler geldi.

“Yer misin?” tiramisu tabağını ona doğru uzattı.

“Aç değilim, teşekkür ederim,” demişti. Aç değilim mi? Geri zekâlı. Dört, dört daha... Lan aç değilim ne demek ya! İskender mi uzattı kız sana. Of. Neyse elde var on iki. Görünen o ki hiç riske girmeden Alman usulü... Elbette beraber ödemeyi teklif eder, biraz ısrar ederim, sonra aşk olsun deyip çıkarım bu işin içinden.

Kız ailesiyle olan anlaşmazlığından dert yanıyordu. Dünyayı gezmek istediğini, canının artık çok sıkıldığını söylemişti. Bu sene mezun oluyordu. Belki ablasının yanına, Viyana’ya gidebilirdi. Ya da yüksek lisansını burada yapabilirdi. Neticede kötü bir okul değildi mezunu olacağı okul. Aslında biliyor muydu, hiçbir şey yapmak istemiyordu.

“Ne istiyorsun?” diye sordu.

Gözlerini düşürdükten sonra kız, “Tiramisu,” dedi. Dudakları tüm yüzüne yayıldı.

Göğüs kafesinin içinde atan yüreğinin bir poşet gibi ezildiğini hissetti. O tiramisunun bedelini ödeyecekti. Elde var on iki. Tam on iki.

Kızdan bir adım önde ama birlikte, kasaya doğru yürüyordu. İçinde doğan heyecan yüzünden kollarını ne yapacağını bilemedi. Garson oturdukları masanın numarasını kasaya söyledikten sonra başıyla onları selamladı. Müdür yardımcısının odasına gönderildiği günleri hatırladı. İşte... Biri yine orada onu bekliyordu. İnceldiği yerden kopsun, dedi içinden, elini cebine attı ve boğazını temizledi. “Ne kadar borcumuz?” dedi.

Kız o esnada kolundan tutup onu sertçe çekti. “Ben davet ettim,” dedi. Ne olduğunu anlayamayan gözlerle kıza baktı. Kız, kırmızı gülleri olan bej elbisenin içindeki vücudunu nazikçe öne attı, gülümsedi ve, “Bir dahakine sen davet et, sen öde,” dedi.


Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


Nevcan Gemici
Yazar bey, içten bir anlatım olmuş. Fakirliğime ayna oldu bu yazı
9:59 PM
Dağhan Kurt
Güzel !
4:15 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR