Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Temmuz 2022

Edebiyat

Toni Morrison Romancılığı

Erhan Sunar

Paylaş

2

0


Her ne kadar Toni Morrison’un romanları çok karamsar ve bahsettiğim bu konularda daha da soğukkanlı görünüyorlarsa da, en küçük detaylarına, en uzak sinir uçlarına dek sergiledikleri ırkçılık gibi hayati meselelerde alternatif dünyalara yollar açıldığını da düşünmek istiyor insan.

Başlangıçlar

Toni Morrison’da roman başlangıçları her zaman biraz kafa karıştırıcıdır. Bunun bir nedeni daima bir silsile halinde sahneleri dolduran kişi isimlerinin ve bu kişilerin birbirleriyle ilişkilerinin bir çırpıda romana dahil olmasıysa, bir nedeni de yazarın dipten süren bir akıntı gibi bir bilinçten diğerine pek dikkat uyandırmadan geçebilme becerisidir. Ama asıl ve bu saydıklarıma daha temel bir gerekçe, bir düzlem oluşturabilecek başka bir yönteme de bağlıdır roman başlangıçları: İlerledikçe anlarız ki içine girmekte olduğumuz dünya baştan başa, tümüyle ve bütün sinir uçlarıyla hayal edilmiştir. Başka daha şakacı, teknik sorunları fazlasıyla önemseyecek yazarların elinde hileli bir şeylere dönüşebilecek bu kafa karışıklığı, Toni Morrison için dilsel düzenini bir an bile yitirmeden büyüyen oluşum halinde bir sistem gibidir ve okurun sadece dikkatle de üstesinden gelemeyeceği bir ciddiyetle hep yeni bağlantılar edinir. Yazar romanlarını öylesine soğukkanlılıkla hayal etmiştir ki, okurun dikkati bir süre sonra bu bağlantılara alışacaksa da yine yazarın büyük bir hünerle istediği yerden, dilediği noktadan ya da bakış açısından yönlendirebildiği sayfalar boyunca hep bir şeylere ulaşamadan kalacaktır. Örneğin giriş kısımları yeterince müphem olan Katran Bebek, ilerledikçe kendini en çok açabilen romanlarından biri olsa bile, başta atılan düğümler bir değerler ve algılar çatışması halinde en sona dek sürüp gider. O zaman sezmeye başlarız: Yazar romanın herhangi bir ânında (diyelim birkaç on sayfa okunmuşken) ne anlatmışsa, doğrulanarak ya da şaşkınlık uyandırarak o sahne, paragraf ya da söz aslında bütün bir romanı ve meselelerini sırtlanmış, onlara ayna tutmaktadır ve bir yazar buyruğu gibi her an karşımızda belirmeye bizi bir noktadan sonra alıştırır. Bu nedenle, Toni Morrison’un en az iki romanını art arda okumuş biri için farklılıklar aramaya en elverişsiz kısımlar başlangıçlar, ama yazarın kurgu ve hayal gücünü en çok tanımaya yarayabilecek kısımlar da yine başlangıçlar olacaktır.

Doğal Dünya

Bununla her şeyden önce elbette dişil bir dünyayı vurgulamak isterim. Toni Morrison bir yanıyla neredeyse romana giren her detayı çoğunlukla bilge bir kadının gözünden ve hiç sorunsuz, bağlama hemen oturabilecek biçimde mevsimlerin döngüsüyle, rüzgârlarla ya da ayrılışların, terkedişlerin dakikası dakikasına hatırlanan, günbegün büyüyen anılarıyla birleştirir. Bir yanıyla ise, işlevseldir bütün bu eğilim ve diyelim Sevilen’de çok yaşlı bir kadının oda içlerinde durmadan hatırlayışlarını belleğin zamanıyla olgusal zaman arasında bir köprüye çevirirken (ve ailesini bir arazi parçasının, coğrafi olarak beyazların hükmettiği yerlerin ağaçlar gibi dirayetli ya da sadık unsurlarına dönüştürürken)  okuru bir kere daha düşündürür: Erkekler bu romanlarda köle gibi, başkaldırı ruhuyla veya siniklikle toprağı işliyor ve emeklerinden hayatlarına yol olacak taşları döşüyorken, kadınlar emekten vazgeçme dürtüsünü de anlayabiliyordur. Alıp başını kaçan, gitmek isteyen, erkeklerin anlam veremeyeceği bir içgüdüyle en doğal yanlarını, çocuklarını, doğup büyüdükleri yerleri, ailelerini, işlerini geride bırakan ya da bunun özlemini taşıyan kadınlarla doludur Toni Morrison’un romanları. En Mavi Göz’de derisinin, gözlerinin rengini etrafındaki tahrip edici dünyaya karşı durabilmek için değiştirmek isteyen küçük kız çocuğunun sezgileriyle yaklaştığı daha “güvenli” dünya da bunun bir yansımasıdır, günbatımı renginde saçlara sahip kadınların, yıldızlar gibi sevişen erkeklerin hep yeni çağrışımlarla kendi varlıklarının çevresinde başka türlü hâleler oluşturmaları da. Toni Morrison romancılığında doğal dünya bir imkân olarak vardır hep ve kişilerin (okurun da) algılarını çıplak ayak toprağa basıyormuş gibi, bir kapıyı açıp gidiyormuş gibi özgürleştirmeye çok açıktır.

Bazen de, kişilere tümüyle teslim edilmiş gibi görünen hikâyelere bir an ara verilir ve Sevilen’deki Baby Suggs’ın gözlem gücünden geri kalmayacak biçimde, olup bitenleri başka perdeden bir “ses” ele almaya başlar. Romanda süregiden iklimi çok da dağıtmaya girişmez bu anlatıcı: Toparlar, dikkatimizi koyulaştırır ve en sonunda yapmak istediğinin, erdemlerden, acımasızlıklardan, merhametten ya da öfkeden oluşan bu insani dünyalara hafif bir dokunuşla daha içsel, belki içgüdüsel bir denge katma çabası olduğunu hissederiz.

İlişkiler

Toni Morrison’un, yaşarken bir efsaneye dönüşen haklı ününü çoğunlukla Amerika’da siyahlarla beyazlar arasında süregelen, ayrımcılığa ve ırkçılığa dayanan ilişkiler ağını ısrarla öne sürmesine bağlamak kaçınılmaz, ama yine de bundan çok daha fazlasını bulabiliriz romanlarında. Çeşitli yüzyıllarda, çeşitli yaşam alanlarında, günümüze yaklaştıkça da, kölelik sorunu ve birbirlerine bu “olgu” etrafında davranmak zorunda olan, çiftliklerde, konaklarda, otobüslerde, okullarda hep karşı karşıya bulunan bu kişiler elbette öncelikle beyaz oldukları için aşağılarlar ya da siyah oldukları için maruz kalır, karşı çıkarlar (Katran Bebek’te beyaz zengin bir çiftin uzun seneler boyunca hizmetçiliğini yapan karı kocanın erdemli ilkelerinden taviz vermeden yaşam alanlarını savunmaları belirgin bir örnek). Yazarın aslında detaylarıyla, büyük bir empati gücüyle verdiği yaşam alanları, aileler, arkadaşlıklar bu genel çerçeve içine sığan daha özel bir ilişkiler bütünü oluşturur ve okumakta olduğumuz bütün bu dünyaların siyahlara “kodlanmış” birtakım genelgeçer unsurlar barındırdığını bile unuturuz. Aile içi ensest ilişkilere (En Mavi Göz, Süleyman’ın Şarkısı), bir istismar davasına dayanan yalanlara, gerçeklere (Tanrı Çocuğu Korusun), yürümeyen ve çoğunlukla beyazlar karşısında verilen tavizleri birinin güçlü bir gerekçe olarak öne süreceği çiftlerin aşk ve dostluk bağlarına (Katran Bebek), Faulknervari bir intikam ve öç meselesi gibi örülen hikâyelere (Aşk) dayanan bütün bu romanlarda beyazlar tepede ya da karşıda yargılayan bir göz gibi hep vardır, ama okuduğumuz yine de bu yıkıcı algılar, tarihsel gerçek zorbalıklar arasında olup biten şeylerden ötesidir. Üstelik hep efendi konumundaki beyazlar da kendi içsel dünyaları, çelişkileriyle verilebiliyorlardır; Yuva’da yanına yardımcı olarak aldığı siyah genç kadını kendi ölümcül tedavileri için kullandığı sonradan anlaşılan “iyi yürekli” doktorun olduğu gibi. Siyah ya da beyaz olsun, kurulan bir ilişkinin tarafları hem tarihsel seyrin bize gösterdiği gerçekleri hatırlatır hem de bunları, tanık olduğumuz hikâyeler kendi doğal dünyalarına da gömülebildikleri için, belki biraz unutturur. Kişileri deri renkleri, cinsiyetleri, bağları olmadan da hayal edebileceğimiz sayfalarda yine de bir niyetler çatışması hep hissedilir ve belirli kriz anlarında çözülmeden kalacak bir şeylerin olabileceğini dağılan ilişkilere, ölümlere, hakaretlere, kızını daha iyi bir yaşam için beyaz bir efendiye satmak zorunda kalan anneye bakarak hep hatırlamamız gerektiğini anlarız.        

Hafıza

Toni Morrison’u anınca, büyük bir çabayla, inat ve hünerle romanlarında işlediği ırk meselelerini gündeme getirmemek düşünülemeyeceği gibi, en sonunda bu yazınsal dünyalardan gerçek hayata ve tarihe kayıtlar düştüğü de görmezden gelinemez. Geçmişle hesaplaşmanın toplumlar ve devletler için hâlâ eşit bir geleceğe ilişkin önemli bir teminat olduğunu bu romanlar bir buyruk ya da bildirim gibi öne sürmezler belki, slogan edebiyatından ise çok uzaktadırlar, ama yukarıda bahsettiğim ilişki biçimleri ve ruh halleri üzerinden öyle sarsıcı gerçeklere de parmak basarlar ki, kimi kez şiirsel cümlelerin bir araya gelerek oluşturduğu daha da edebî yanlarını bile yaşam deneyimlerimizden, tarihten ya da okuyup öğrendiklerimizden ayrı, kristalize, kendi içine dönük yapılar gibi görmemeye başlarız. İç monologlara, diyaloglara varıncaya dek hayli yazınsal, kurmaca görünebilecek hiçbir pasaja rastlamayız ki yazar buralardan iç acıtıcı biçimde gerçek hayata açılmamış, bir söz büyücüsü gibi dönüştürmemiş olsun. Önyargılarımızla bir çırpıda unutabilmeye yatkın olabileceğimiz itirazlarıyla Toni Morrison’un romanları ırkçılık ve ayrımcılık sorunlarını “kendimizden de bilmemiz” için güçlü içgörüler sağlar. (Burada konudan fazla uzaklaşmadan kişisel bir örnek vereyim. Üniversite son sınıfta öğretmenliğe ve sınıf ortamına artık iyice yaklaşabilelim diye okullarda okutulan ders kitaplarını “incelediğimiz” bir dersimiz vardı. Önümüze konulan örnek kitapta birçok eksik yan, önyargı işareti, pedagojik hata bulabilmişti sınıfımız, ama anlatımda, aktivitelerde siyahların bahsinin bir kez bile açılmamış olduğuna, kitabı baştan başa dolduran görsellerde hiç siyah kişilere, çocuklara yer verilmediğine dikkatimizi bir tek Güney Afrikalı bir arkadaşımız çekebilmişti.)

Hafızadan söz açmışken, metnin işleyiş, oluşum yollarına ilişkin de bir hatırlatmada bulunmalıyım: Kendi içsel dünyalarına dönük yanları da belirgindir Toni Morrison’un romanlarının ve yoğunluklarını olduğu kadar kurgulama güçlerini de buradan alırlar. Kabaca postmodern diye niteleyip sergiledikleri oyunları birer birer tespit edeceğimiz kimi romanlara benzemediklerini söylemiştim; meseleleri öylesine ağır ve ciddidir ki, ilerledikçe oluşacak metinsel hafızanın hamlelerini oyun gibi değil, unutkanlığımızı hep sınayan bir bilincin müdahaleleri gibi düşünmemiz istenir. Ya da şart koşulur, çünkü bir kere bu dünyalara inancımızı yitirdiğimiz anda romandan da, hayatlarımızdaki ahlakî yansımalarından da kopabileceğimizi ima eder yazar. Dolayısıyla her anlamda başa dönmemek için dikkatimizi vermemiz gereken, güçlü, sözün etkisine bel bağlamış uyarılardır bunlar.  

Irkçılık

Her bir romanda birçok örnek sahne üzerinden anlamına ve boyutlarına yaklaşabileceğimiz bu yıkıcı mesele, genel olarak baktığımızda Toni Morrison’un yazınsal dünyasına silinmeyen bir “ruh hali”, bir tür “motivasyon” biçiminde de işlemiştir. Bu nedenle, ırkçılığın kişisel tavırlara veya söylemlere sızma yollarının farkında olmamız gerektiğini anbean hatırlatırlar bizlere. Süleyman’ın Şarkısı’nda, sırf “sarı bir zenci” olduğu için kendi (üstelik cinsel ilişkiye girdiği de düşünülen) kızı dahil bütün siyahilerden nefret eden büyükbaba, ona nefret besleyen damat, ve bu babaya da karşı çıkan oğul üzerinden –diğer romanlarda da izini sürebileceğimiz benzer durumlarla– yazar aynı zamanda meselenin sinsi kanser hücreleri gibi en ilgisiz görünen bünyeye bile girebileceğini, yaygınlık kazanmasının an meselesi olduğunu  düşündürür.

Her ne kadar Toni Morrison’un romanları çok karamsar ve bahsettiğim bu konularda daha da soğukkanlı görünüyorlarsa da, en küçük detaylarına, en uzak sinir uçlarına dek sergiledikleri ırkçılık gibi hayati meselelerde alternatif dünyalara yollar açıldığını da düşünmek istiyor insan. Yazarın da okurdan en büyük talebi bu olmalı: İtiraz yollarını kimi zaman zalim bir doktorun elinde ölüme sürüklenen savunmasız genç bir kıza yardıma koşan ağabeyi gibi öfkeyle, kimi zaman yüzyıllar öncesinin katı kolonyal sistemindeki kölelik ilişkilerini sorgulamaya ve değişmeye açmayı düşünen özgürlük yanlısı bir tacir gibi sessizce, kimi zaman ölmekte olan siyah bir kadına yardım etmeye beyazlığı engel olmayan herhangi biri gibi temiz yüreklilikle, ama hiç vazgeçmeden hep akılda tutması ve hayatında daima bir karşılığını araması.   

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Amerikan Yerlisi Zuni Halkının Kulland..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Simran Kadim

3 Temmuz 2025

Hangi Kitapları Okumamalıyız?

Aradığınızı bulamamak, o eserin mevcut olmadığı anlamına gelmez.“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”– Oğuz AtayHer kitap, kendi sesiyle okuyucusunu çağırarak dikkat çekmeye çabalar. Gerek gerçek dünyada gerekse sanal âlemde, nerede bir kitap varsa sanki..

Devamı..

Erken Bir Mars Vizyonu

Matthew Shindell

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024