Hikâye anlatıcılığının izinde

Hikâye anlatıcılığının izinde


Twitter'da Paylaş
0

Sontag 2004 tarihli konuşmasında çok sevdiği yazar Nadine Gordimer’ın peşinden giderek, “Sözcükleri ve hikâyeleri sevin, cümlelere kafa yorun” diyor.

Susan Sontag (1933-2004) “Edebiyat özgürlüktür” derken hem kendi gücüne hem de edebiyatın gücüne inanıyordu. Edebiyatın dönüştürücü etkisini yazarın iç dünyası ve okurun imgesi adına çok önemli buluyordu.

Sontag, kitapların, hikâye anlatıcılığının ve yazarın toplumsal sorumluluğuna ilişkin en çarpıcı sözlerini Nobel ödüllü Güney Afrikalı yazar Nadine Gordimer’a ithafen verdiği 2004 yılına ait bir konuşmada sarf eder. Bu konuşma epeyce önemlidir çünkü Sontag’ın Walter Benjamin’e gönderme yaptığı hikâye anlatıcılığını belki de ilk kez eni konu burada ele aldığını görürüz. Sontag’a göre hikâye anlatıcılığı, tıpkı Benjamin’in de belirttiği gibi, bireyin başkalarıyla birlikte yaşamasına ve birlikte yaşam kültürüne gönderme yapar. Hikâye anlatıcılığı yaşam deneyimini ön planda tutan ilişkilenme biçiminden çıkan bir tür bilgeliktir. Sontag 2004 yılında, ölümünden kısa süre önce, “Eşzamanlı: Romancı ve Ahlaki Akıl Yürütme” adlı konuşmasında sözcüklerin ve hikâyelerin bilgeliğinin altını çizerken bize cesaret ve direniş, edebiyat ve özgürlük konularını da düşündürür. “Sözcükleri sevin, cümlelere kafa yorun. Ve en önemlisi dünyaya dikkat kesilin” der. Ardından Nadine Gordimer’ı bir yazarda bulunabilecek bütün özellikleri taşıdığı için yüceltir. Gordimer baskıya, eşitsizliğe, sömürüye ve acıya direnen bir yazardır ve sömürge sonrası edebiyatın en güçlü adlarındandır Sontag’a göre. “Gordimer’ın hikâye anlatıcılığını çok sevin” der ve devam eder: “Kurmacanın muazzam yazarı, imgelem gücünün ve dilin yardımıyla capcanlı biçimlerden geçerek birey için eşi benzeri olmayan yeni bir dünya yaratır ve bununla birlikte dünyaya cevap verir. Bu cevap başkalarıyla paylaşılsa da ne hikmetse çok insan tarafından etraflıca bilinmez. Çoğu insan kendi dünyalarına hapsolmuş. Buna tarih diyebilirsiniz, ne isterseniz onu diyebilirsiniz. Ancak yazarın en büyük görevi hikâye anlatıcılığını, tıpkı Gordimer gibi sahiplenmesidir.”

Sontag için temeli sağlam bir ahlak temsili, meselesi olan roman yazarlarından ve hikâyelerden geçer. Bu tutum, ahlaki değerlendirmenin ham çizgisine sıkışıp kalmanın ötesindedir. Nadine Gordimer gibi ciddi ve meselesi olan kurmaca yazarları, ahlak soruları ve sorunları üzerine enine boyuna kafa yorarak pratik düşünmeye çalışır. Hikâyeler anlatırlar. Öyküleştirme yoluna giderler. Sontag, kurmaca yazarlarının imgelem gücümüzü ateşleyerek içimizdeki insanlığı harekete geçirdiğini ve belki de bambaşka coğrafyalara ait olsa da özdeşleşebileceğimiz türlü hikâyeler yarattığını dile getirir. Yazarlar ahlaki değerlendirmelerimizin sığlığını genişletir. Gordimer’a sıkça gönderme yaparak kurmacayı bir bileşim olarak gördüğünü söyleyen Sontag, biçim ve dil aracılığıyla yazınsal bağların bir mekândan diğerine taşındığının altını çizer ve Gordimer’ın yaratıcılığının sanatsal gözle birleştiğini belirtir.

Sontag’a göre hakiki bir anlam peşinde koşan her kurmaca yazarı dünyada olup biten onca şeye tanıklık ederken çok hikâye anlatmak ister. Ne var ki bütün hikâyeleri anlatamayacaklarının da bilincindedir. Dolayısıyla bir yazarın sanatsal gücü biraz da seçiciliğinde saklıdır. Öyle ki yazar, tam o zamansallıkta (hikâye zamanında), tam o mekânsallıkta (hikâye uzamında) olabildiğince çok hikâyeye atış yaparak merkezde toplanan hikâyeyi amaçlayabilir. Bununla birlikte de roman yazarı zaman(lar) içinde ve arasında yolculuk ederek, mekân(lar) boyunca yol alarak önemli bir boşluğu doldurur; olmayan çarkları yaratarak hem kendisini hem de okuru estetik bir devinime sokar.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR